Featured Posts Slider

Image Slider

2020 Yılı Gelsin


2019 çoğu şeyi götürdü hayatımızdan ve çoğu şeyi geri getirdi. Normalde alışkanlığım değildir yılbaşı yazısı yazmak ama bu yıl ilklerin yılı olduğu için yazalım. Kimileri güzel geçirdi bu yılı kimileri kötü. Ama her şey geride kaldı şimdi. Yeni yarınlara gözümüzü açacağız. Belki yeni yıl diğer yıllardan daha kötü geçecek ama yaşamın mutluluğu bunları görmeye değer.
Yarın sıfırdan bir zaman bekleyecek. Diğer zamanlardan farkı olmasa da yanlışlarımızı düzeltmek için koca bir yıl bekliyor önümüzde. Doğru olanları devam ettirelim.
Ve sağlık hep sizinle olsun dostlarım. 1 yıl sonra tekrar yılbaşı olacak ve yaşayanlar için görülecek manzaralar gözükecek ufukta. Yalnızlık ve her şey bu yılların bir parçası. Çarkın birinden diğerine atlıyor yıllar. Hop yavaş diyorum 18 olmuşuz yani. O kadar da abartmamak gerek. Coşkuyla ve çalıların içinde kışı bekliyoruz. Eskiler geride kalıyor ve özleniyor. Yıpranıyoruz. Hoşçakal 2019 merhaba yeni yıl.

Yapılacaklar Listesi

2020de çalışmam gereken bir sınav var her ne kadar benim için stresli bir yıl gibi gözükse de güzel geçecek inşallah. İlk kitabımı çıkaracağım (şu anda yazıyorum bitirebilirsem PDFini bu blogda paylaşırım ). Şiir yazmaya devam edeceğim. Liseden mezun olacağım. Üniversiteye adım atacağım hangi bölümü kazanacağımı ben de bilmiyorum. Ehliyet alacağım. Şimdilik bu kadar bir dahaki yılda görüşmek üzere.

Atilla İlhan Hayatı

ATİLLA İLHAN


Tam ismi, Attilâ Hamdi İlhan'dır. Babası savcı Muharrem Bedrettin İlhan; annesi ise
Emine Memnune Hanım’dır. Tiyatro ve sinema sanatçısı Çolpan İlhan'ın ağabeyidir. Babası
Bedri İlhan iyi derecede Osmanlıca bilen, Divan Edebiyatı'na meraklı, şiir yazan şair ruhlu
birisidir. Babası emekli olunca İzmir’e yerleşmiş İlk ve ortaokulu Karşıyaka Cumhuriyet
İlkokulu ve Karşıyaka Ortaokulu’nda bitirmiştir.İzmir’de iken babasının kütüphanesinden
faydalanarak bol bol kitap okumuş, edebi bilgiler edinmiş ortaokulayken ilk şiirlerini
yazmaya başlamıştır.
İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıfındayken aşık olduğu bir kıza yazdığı NAZIM
HİKMET şiirlerini defterinde gören öğretmenlerinin şikâyeti üzerine yakalanmış 1941
Şubat'ında, 16 yaşındayken Türk Ceza Kanunu’nun 141. maddesine aykırı davrandığı
gerekçesiyle tutuklanıp okuldan uzaklaştırılmıştır. Okuldan atılma ve hapse girmesine neden
olan kızı en yakından gördüğü an ise karakolda verdikleri ifade esnasındadır. Avukat
Babasının sayesinde çok daha fazla ceza almaktan kurtulmuş ama üç hafta gözetim altında İki
ay da hapiste kalmıştır.
Üstelik Türkiye'nin hiçbir yerinde okuyamayacağına dair bir belge verilince, eğitim hayatına
ara vermek zorunda kalmış ancak İki yıl sonra Danıştay tarafından okuma hakkı geri
verilmiştir. Şair bu iki yıl boyunca vaktini roman okuyup Fransızcasını geliştirmekle
geçirmek zorunda kalır.

1944 yılında İstanbul Işık Lisesi'ne yazılabilir. Lise son sınıfta amcası ondan habersiz bir
şiirini CHP Şiir Armağanı'na yollar. Cebbaroğlu Mehemmed şiiriyle ikincilik ödülünü pek
çok ünlü şairi geride bırakarak almıştır.Bu ödül onun şairli hayatı açısından bir dönüm noktası
olacaktır.

1946’ta liseden mezun olup İstanbul Hukuk Fakültesi'ne kaydolur. Hukuk Fakültesi'ne
devam etmiş ancak son sınıfta gazeteciliğe başlamasıyla beraber öğrenimini yarıda
bırakmıştır.

Üniversite yıllarında Yığın ve Gün gibi dergilerde ilk şiirleri yayınlanır. 1948'de
ilk Şiir kitabı Duvar'ı yayınlar.
 1948 de üniversite ikinci sınıftayken NAZIM HİKMET'i kurtarma hareketine katılmak
üzere Paris'e gider. 1951de Gerçek gazetesinde bir yazısından dolayı soruşturmaya uğrayınca
Paris'e tekrar gider. Bu sebeplerden İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki tahsilini
tamamlayamaz. Öğrenimini yarıda bırakmak zorunda kalır ve altı yıl botunca aralıklarla
Paris’te yaşar.

Fransa'da Fransızcayı ve Marksizmi öğrenir. 1950'li yılları İstanbul - İzmir- Paris üçgeni
içerisinde geçirip yurda döndükten sonra, Türkiye Sosyalist Partisinin yayın organı olan ve
Adil Müstecalıpoğlu’nun sahip olduğu “Gerçek “Gazetesinde çalışmaya başlar.1953'te Vatan
gazetesinde sinema eleştirileri yazmasıyla başlamıştır. Yavaş yavaş Türkiye çapında ismini
duyurmaya da başlamıştır.

1957'de Erzincan'a askerliğini yapmaya gider. Askerlik sonrasında İstanbul’a döner ve
sinema çalışmalarına ağırlık verir. Senaryolarında “Ali Kaptanoğlu” takma adını kullanmaya
başlar. 1954-1955yıllarında Maviciler dergisinde topladığı genç şairlerle beraber Ferid Edgü,
Özdemir Nutku ve TED Koleji öğrencileri ile Garip akımına karşı eleştiriler
yapmışlardır. Garipçiler’e karşı çıkıp Maviciler veya Mavi Topluluğu adıyla tanınan
toplumcu gerçekçi şiir akımını başlatmıştır. Şiire yeni bir ses düzeni, taşkın, coşkulu bir
anlatım ve kendisine özgü bir duyarlılık getirir. Mavi dergisinde topladığı genç şairlerle
beraber bu akıma karşı eleştiriler yapmışlardır. "Bobstil ve alafranga" olarak adlandırdığı
Garipçilerin karşısında yer almış Sisler Bulvarı, Yağmur Kaçağı, Ben Sana Mecburum şiir
kitaplarındaki şiirleriyle genç şair kuşağını etkilemiştir.
 Sinemada aradığını bulamayınca, 1960'ta Paris'e geri döner. Sosyalizmi ve
televizyonculuğu inceler. Ama babasının ölmesiyle birlikte yazarın İzmir dönemi başlar.Yeni Ortam, Dünya, Milliyet, Söz gazetelerinde köşe yazıları yazmaya başlamıştır. Yelken
ve Sanat Olayı dergilerini yönetir. Genç, Yeni Nesil, Varlık, Aile, Yirminci Asır, Seçilmiş
Hikâyeler, Kaynak, Ufuklar, Mavi, Yeditepe, Dost, Yelken, Ataç, Yön, Milliyet Sanat, Sanat
Olayı gibi dergilerde şiirleri, deneme ve eleştirileri yayınlanmaya başlamıştır.
Yasak Sevişmek, Elde Var Hüzün kitaplarındaki şiirlerinde divan şiiri ve şarkılardan da
yararlanır. İlk iki romanı Sokaktaki Adam ve Zenciler Birbirine Benzemez’ den sonraki
romanlarında tarihsel konulara ağırlık vermeye başlar. Aynı yıllarda, şiir kitabı olarak Yasak
Sevişmek ve Aynanın İçindekiler dizisinden Bıçağın Ucu yayımlandı. 1968'de Biket Hanım’la
evlenir Biket Hanım ile 15 yıl evli kalır.

Sekiz yıl İzmir'de kaldığı dönemde, Demokrat İzmir gazetesinin başyazarlığını ve genel
yayın yönetmenliğini yürütmüştür. 1965-19733 1970'lerde Türkiye'de televizyon yayınlarının
başlaması ve geniş kitlelere ulaşmasıyla beraber Attilâ İlhan da Senaryo yazmaya geri dönüş
yapmaya karar verir. Senaryolarını yazdığı önemli filmler: Yalnızlar Rıhtımı (Lütfi Akad),
Ateşten Damlalar (Memduh Ün), Rıfat Diye Biri (Ertem Gönenç), Şoför Nebahat (Metin Erksan),
Devlerin Öfkesi (Nevzat Pesen), Ver Elini İstanbul (Aydın Arakon).
Sekiz Sütuna Manşet, Kartallar Yüksek Uçar ve Yarın Artık Bugündür halk tarafından beğeniyle
izlenilen diziler oldu.
 1973'te Bilgi Yayınevi'nin danışmanlığını üstlenmiş ve Ankara'ya taşınmıştır. Sırtlan Payı ve
Yaraya Tuz Basmak'ı Ankara'da iken yayınlar. 1974 yılında TDK şiir ödülünü ‘Tutuklunun
Günlüğü’ eseriyle aldı. ‘Sırtlan Payı’ adlı romanıyla 1974-1975 Yusuf Nadi Armağanı Roman
ödülünü kazanır.1981'e kadar Ankara'da kalan yazar Fena Halde Leman adlı romanını
tamamladıktan sonra İstanbul'a yerleşir.
 İstanbul'da gazetecilik serüveni Milliyet (2 Mart 1982 - 15 Kasım 1987) ve Gelişim
Yayınları ile devam edecektir. Bir süre Güneş gazetesinde yazan Attilâ İlhan, 1993-1996 yılları
arasında Meydan gazetesinde yazmaya başlar. 1996 yılından 2005 yılına kadar köşe yazılarını
Cumhuriyet Gazetesi’nde sürdürecektir.

Attilâ İlhan ilk kalp krizini 1985 yılında geçirmiştir. Bu tarihten sonra kardiyolojik sorunları
devam eden İlhan'ın 2004'ten itibaren sağlık durumu daha da bozulur. 11 Ekim 2005'te
İstanbul'daki evinde geçirdiği ikinci kalp krizi sonucu hayata veda ettiğinde 80 yaşındadır.
2003 Sertel Demokrasi Ödülü'ne layık görülmüştür. 1946 CHP Şiir Yarışması İkinciliği 1974
Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü tutuklunun Günlüğü ile 1975 Yunus Nadi Roman Armağanı Sırtlan
Payı ile almıştır. 2007 yılında kurulan Attilâ İlhan Bilim Sanat Kültür Vakfı çalışmalarına devam
etmektedir.

Atilla İlhan aşk ve yalnızlık şairidir. Gençlik dönemlerinde platonik aşklar yaşasa da
sonradan bu durum değişmiştir. Ayrılık ve sevdayı yaşamına bir bütün olarak katmıştır.Sadece aşk
ve ayrılıkla ilgili yazmıyor tabii ki. Son dönemlerine doğru ülke ekonomisi ve siyasetle ilgili de
yazmıştır. Şiirlerinde diğer şairlerden farklı olarak bir zaman akışı vardır. Yani olay anlatan şiirler
yazmıştır.

Üçüncü Şahsın Şiiri beni en çok etkileyen şiiriydi. Atilla İlhan’ı şiire yönelten en
önemli faktör duygulara olan bağlılığıydı. ‘Bazı aşklarını da kafasında kurmuştu.’ diyor
arkadaşları. Atilla İlhan’ın şiirlerini anlamak için şiirlerinde yaşamak lazım. ‘Ayrılık sevdaya
dahil.’ diyerek şiirlerini çok güzel özetliyor bence.

ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ

Gözlerin gözlerime değince,
Felâketim olurdu, ağlardım.
Beni sevmiyordun bilirdim.
Bir sevdiğin vardı duyardım.
Çöp gibi bir oğlan, ipince.
Hayırsızın biriydi fikrimce.
Ne vakit karşımda görsem,
Öldüreceğimden korkardım.
Felâketim olurdu, ağlardım.
Ne vakit maçka'dan geçsem,
Limanda hep gemiler olurdu.
Ağaçlar kuş gibi gülerdi.
Bir rüzgâr aklımı alırdı.
Sessizce bir cıgara yakardın.
Parmaklarımın ucunu yakardın.
Kirpiklerini eğerdin, bakardın.
Üşürdüm içim ürperirdi,
Felâketim olurdu ağlardım.
Akşamlar bir roman gibi biterdi.
Jezabel kan içinde yatardı.
Limandan bir gemi giderdi,
Sen kalkıp ona giderdin.
Benzin mum gibi giderdin,
Sabaha kadar kalırdın.
Hayırsızın biriydi fikrimce.
Güldü mü cenazeye benzerdi.
Hele seni kollarına aldı mı,
Felâketim olurdu, ağlardım.

ATİLLA İLHAN

Atilla ilhan şiirin hikayesini aşağıdaki gibi anlatıyor:
“Çok ünlü bir şiir daha. Hemen söylemeliyim ki şiir, gerçeğe çok yakın bir psikolojiyi, bir
sevda gerilimini yansıtıyor. O yıllarda, Maçka dolaylarında n. adında bir kız yaşardı.
İnce, tüy gibi, kısacık saçlı, son derece modern bir kız. Yanılmıyorsam Güzel Sanatlar
Akademisine gidiyordu. Tesadüf bu ya, Marsilya yolculuklarımdan birinde, aynı
vapurdaydık. Napoli’ye kadar beraber gittik. O, orada indi. Bir türlü yaklaşmak fırsatını
bulamadım. Ne yalan söylemeli, bu siluet beni çok etkilemiştir. Siluet diyorum çünkü kişi
olarak onu tanımadım; ama galiba uzaktan ‘sevdim’. Üçüncü Şahsın Şiiri bunun
kanıtıdır.”

Yaşanılan daha fazla olmalı bence bu şiirde.Basit bir hikayeyi kendi dünyasında
yorumlamış Atilla İlhan. Bu şiirin özelliği yukarıda da görüldüğü gibi bir tabloya
yansıması. Atilla İlhan’ın alışılagelmişin dışında ruh hali ve üçüncü kişinin orada
konumlandırılması tüm bunları güzel bir tablo yapmış ama yeterli değil, yaşanmışlık
kapıya koymuş şairi ve orada ayrı bir kare oluşmuş.

Izdırap


Kaybettiğim bir ritimle sevmeyi unuttum.
Yavaşça ölüm sesiyle uyanarak,
Yalnızlığa açtım ruhumu.
Yazmak mevsimlere açtı kapılarını.
Çok geç oldu değil mi ?
Tüm zanlılar yargılandı.

Romanda Anlatım Teknikleri


Gösterme(sahneleme) tekniği: Olaylar, kişiler, varlıklar okuyucuya doğrudan sunulur. Anlatıcı, okuyucuile eser arasına girmez. Okuyucunun dikkati eser üzerinde yoğunlaşır. Bu teknikte kişilerin konuşmaları ve hareketleri yansıtılarak okuyucunun kendisini eserin kurmaca dünyasında hissetmesi sağlanır.
Gösterme tekniği; diyalog, iç konuşma veya bilinç akışı şeklinde olabilir.       


Örnek:

Gösterme tekniği aşağıdaki metinde kişilerin karşılıklı konuşması (diyalog) şeklindedir.

— Ne yapıyorsunuz, yahu? dedim.
— Sana ne? dediler. Fıkara, üstleri yırtık pırtık yavrulardı.
— Canım, neden söküyorsunuz? dedim.
— Mühendis Ahmet Bey söktürüyor.
— Ne yapacak bunları?
— Yukarıda deri tüccarı Hollandalı var ya, hani onun bahçesini düzeltiyorlar da...
— İngiliz çimi alsın, eksin, mademki herif zengin..
— İngiliz çimiyle bu bir mi?
— Bu daha mı iyi?
— İyi de lâf mı? (Sait Faik Abasıyanık-Son Kuşlar)

Bilinç akışı:  Kişilerin duygu ve düşüncelerini, her hangi mantıki bir bağ ve gramer kuralı endişesi taşımaksızın, düzensiz bir şekilde ve çağrışım ilkesi paralelinde doğrudan doğruya okuyucuya aktarmaktan ibarettir. Aynı zamanda insanların tanıtılmasında da kullanılan bu teknikte yazar, okuyucuyu kahramanın iç dünyası ile başbaşa bırakmayı hedefler.


Örnek: “Yollar kalabalıktı. Baktığı yeri gözlerinden en uzun sakladıkları için en çok Bebek tramvayına kızıyordu. Devetüyü paltolu bir kadın görünce yüreği çarptı; ama o değildi. Şapkalıydı. Kalktı. Kapıya yürürken duvardaki takvimi gördü. 7 Mart Cumartesi yazılıydı. 27‟nin yarısı kara yarısı kırmızıydı. Rahatladı. İşte boşuna beklemişti. İnsanların düzeninde bütün ayrıntılar önemliydi. Günlerin adı bile… Bugünün cumartesi olduğunu bilseydi saat birde onu görürdü.” (Yusuf Atılgan-Aylak Adam)


 İç monolog (Konuşma): Kahramanların içsel konuşmalarını aktarmaya dayanan anlatım tekniğidir. İç konuşma tekniğinde, kahramanın duygu ve düşünceleri sesli düşünme şeklinde yansıtılır. Bu anlatım tekniğinde kahraman, karşısında biri varmış gibi kendi kendine konuşur.

Örnek: Bu kedi, tahta masanın üstüne çıkmış, köpeğime durmadan homurdanacak mı? Sandalyenin üstündeki vişneçürüğü rengindeki delik çoraplar... Asmanın yaprakları daha yemyeşil. Bizim bahçedeki kurudu bile. Deniz, Bozburun’a doğru başını almış gidiyor. Uzaklarda görünen, İstanbul’un neresi kim bilir? Sesler neden gelmiyor?

Diyalog: Öykü kişilerinin karşılıklı konuşmalarına dayanır ve sıkça kullanılan bir anlatım tarzıdır. Romancıların birçoğu bu teknikten yararlanmıştır çünkü diyalog tekniği roman ve öykünün vazgeçilmez yapı taşlarından birisidir. Diyaloğu vazgeçilmez kılan bu tekniğin işlevselliğidir. Bu bağlamda diyalog; olayın gelişmesinde, kahramanların ruhsal ve sosyal durumlarının açıklanmasında, konuşmalarda yatan kültür ögelerinin saptanmasında (ağız, şive, üslup), eserin daha dinamik bir hale gelmesinde ve hafiflemesinde oldukça etkilidir.
Diyalog tekniği iç ve dış olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Dış diyalog bildiğimiz iki veya daha fazla kişinin karşılıklı konuşmasıdır.


Örnek-1:

Sadrazam bu adamı tanımıyordu. Sordu: - Burada mı oturuyor?
- Evet.
- Ne iş yapıyor?
- Biraz zengindir. Vaktini okumakla geçirir. Tanımazsınız efendim. Hiç büyüklerle ahbaplık etmez. Büyük mevkiler istemez.
- Niye?
- Bilmem ama, belki "düşüşü var" diye.
- Tuhaf...
- Ama çok yüreklidir. Doğrudan ayrılmaz. Ölümden çekinmez. Birçok kez savaşmıştır. Yüzünde kılıç yaraları vardır.
- Bize elçi olmaz mı?
- Bilmem.
- Bir kere kendisini görsek...

ANLATMA (TAHKİYE ETME) TEKNİĞİ: Anlatma tekniğinde okuyucu ile eser arasına anlatıcı girer. Okuyucu hemen her şeyi anlatıcı kanalıyla görür ve öğrenir. Okuyucunun dikkati anlatıcı üzerinde yoğunlaşır. Anlatma (tahkiye) tekniği; olay anlatımı, kişi tanıtımı, özetleme, iç çözümleme... şeklinde olabilir.

Örnek-1: Mahalle kahvesinin önündeki setin üstü sanki ufak bir bahçecikti. Ortada küçük bir havuz, içinde gazoz şişeleri, etrafında biraz çimen, kınar çiçekleri. Kapının sağ tarafında bazısı giyimli, birtakım da gecelik entarileri, şam hırkaları iler dört beş kişi İstanbul'un son zelzesinden konuşuyorlardı. (Memduh Şevket Esendal-Pazarlık Hikayesi)

Geriye Dönüş: Bir eserde olayların zaman sırasını bozarak geçmiş bir zamana ya da ola­ya dönme yoludur.
PARODİ TEKNİĞİ: Postmodern romanda daha önce yazılmış bir metnin içerik yönünden örnek alınmasıdır. Bütüncül ya da kısmen olabilir.

Örnek: Nazan Bekiroğlu’nun Yûsuf ile Züleyha adlı romanı, içerik yönünden divan edebiyatındaki Yûsuf ile Züleyha mesnevilerini örnek aldığından bir parodi örneğidir.Leitmotiv Tekniği: Romanda kahramanların karakteristik bazı davranışlarının, kelimeler, kelime grupları ve cümleler hâlinde okuyucunun zihnine yerleştirecek şekilde motif olarak tekrar edilmesidir.


Gün Sonu


Sevgili akşam doğuyorsun öyle sessiz
Ve ağlarken batan güneşe sebepsiz
Özleyenler sığınıyor
Biri gelsin batan güneşler gecesinde
Sığınmak için bekliyor.
Yağmur hep yağıyordu
Yağacak iki nefes 
Tek kalacak bulutlar 
Buruk kalacak .
Eksik kalacak sonbaharsın kışla
Ve yaz nefesini üfleyecek
Böyle kaybettim iki nefesimi 
İki küçük ateşte kusacağım çılgınlığımı.

Mavi Çocuk


Üşüyorum.
Sular ve deniz gök mavi,
Toprak mutluluk arıyor.
Geçmişi hatırlıyorum.
Birer birer damlıyor camdan damlalar.
Yerler gök mavi.

Bulutlar akıyor bu akşam.
Karanlık deniz kuduruyor kafesinde.
Çayımdan tütüyor duman.
Deniz götürüyor santim santim.
Ancak bir tıkırtı uyandırabilir beni bu rüyadan.

Kimse yok ki demeyeceğim bu sefer.
Çünkü sadece üşüyorum.
Akşamlarda renk yok,
Beyaz bir gemi var sahilde.
Her yer gök mavi.

Filistinli Çocuk

Ben kendimi kaybedeli üç yıl oldu. 
Annemi ve babamı düşüncelerimde, 
Çevremi benden ayırdıklarında sekiz. 
Hala çocuktu dünyam ve çocuktu gökyüzü. 

Bir sabahtı ya da bayram sabahı. 
Abdest aldığım su kanlı. 
Aldığım yer bir morg. 
Cesetleri sesinden tanıdım ve teninden. 

Ölüm kokuyordu nefesin. 
Diktiğin kefen masumdu. 
Masumdu çocuklar ve attığın kurşun. 
Tetikte bir hayat vardı, namluda sen. 

Her attığın çığlık çaresizliğin göz yaşları. 
Ezip geçtiğin her beden morgdakilerin iskeleti. 
Ruhları olamazdı zaten. 
Çünkü hak ettiğin onur senden kalan leşlerdi. 

Her çığlıklar seni öven sesin varlığı. 
Ne yazıktı yediğin yemeğe, 
Yazıktı ki içtiğin su. 
Su gibi değildi yaşadıkların. 
Su olamazdı zaten içtiklerin. 

Tekrar Tekrar


Haykırsam da ne bu günler biter ne dert
İnsan uyur sessiz sessiz 
Kim haykırabilir elinde korku
Dert mesken eyler yüreği
Konuşur sayfalar dolusu yazarım
Şiirler yırtılır derinlere
Ciddiyet nerede
Yok ki burada bir yangın 
Dünyam yanıyor oysa.

Akşam Güneşi


Bir akşam yüreğim elimde.
Gidiyorum uykusuz gecelere.
Ve bugün de güneş doğdu.
Ay battı bu gece.

Bi yel esti kasırga küstü ışığa.
Martılar ışığa hasret.
Hepsi hayrettir,
Hepsi martı.
Küsüp de gitme.

TenisTurnuvası.com


Tenis Ligi ile yeteneklerinizi geliştirin, diğer oyuncularla tanışın ve arkadaş canlısı müsabakalarla anın tadını yaşayın.
Arkadaş canlısı bir grup oturumunda tenis oynayın ve her yaştan ve her yetenekten oyuncularla tanışın.
Tenis Kulüplerinde maçlar olsa da, yakın tenis kortlarında oynayan oyuncular için tenis ligi yoktur. Tenis Ligi, yerel oyuncuları birbirinden haberdar olmasını sağlar ve insanlara kendilerini geliştirmenin yolunu sunar.
Tenis Turnuvası  ile tenis oynamak artık çok kolay. Tenis Turnuvası size tenis oynayabileceğiniz bir ortam hazırlıyor. İlinizde siz de oynayıp hediyelerden kazanmak istiyorsanız hemen tıklayın. Üstelik katılım ücretsiz.
Şimdi artık tenis oynamak tek tıkla elinizin altında.
Tenis Turnuvası Uygulaması


Bir Hikaye Sesi

Kim demiş huysuz gece üşür
Uykusuz kaldığında uyur gece
Koyu kahve budaklanır
Evsizin gazetesi ekmeğinden önemlidir
Yakılır gazeteler ekmek verilir
İntiharla yankılanır odalar
Bitmez bu şarkı 
Uykular biter.

Gece


Arkamda onca gül var.
Dikenleri batıyor ve kırmızılaşıyor yıldızlar.
Yıldızlar batıyor akşamları ellerinde kadeh olan camlar için.
Akşamlar çabuk gece oldu.
Geceler kanıyor güllerinde.

Yaşamak Güzel Şey


      Beni en çok etkileyen filmdi. Müfit Can filmde reklam ajansında çalışan pısırık bir adam rolünde oynuyor. Bir karısı ve bir de kızı olan Müfit`in çizgilere basma hastalığı vardır.

Mürekkep Dergisi



Mürekkep Dergisi Ankara Atatürk Lisesi'nin mevsimlik çıkardığı bir edebiyat dergisidir. Dergi Cevap Kağıdı, Bir Sözden Çoğalan, Sesimiz, Okudukça, İzledikçe ve Benim Sayfam bölümlerinden oluşmaktadır. Derginin yönetim kurulu, şairleri, yazarları okul öğrencilerinden oluşmaktadır. Okul Taş Mektep zamanında Sesimiz adında bir dergi yayınlamış ve bize düşen görev Mürekkep adı altında bu derginin devamını sağlamaktır. Dergiye Okul Aile Birliğinden ulaşılabilir ya da okuldan temin edebilirsiniz. Dergide amaç insan ruhunun bir haritasını çıkarıp bu haritada okul olmaktır. Okulumuz TDE öğretmenlerinden Dinçer Eşitgin aracılığıyla dergi çıkarılmış ve 3. sayısı yakında sizlerle buluşacaktır. Biz hep yıllarca bu okulun birer sevdalısı olduk yine sizlerle bu sevgiyi paylaşmak en büyük dileğimiz. Mürekkep Dergisi'ni okuyarak hasretlerimizi giderebiliriz. Bu dergiyi bize sunan okul müdürümüz Bayram Akyüz başta olmak üzere, Okul Aile Birliğine ve emeği geçen herkese teşekkür ederim. (Sorularınızı sitemiz aracılığıyla bize sorabilirsiniz.) 

Şairlik Simyacılıktır


Şairlik simyacılıktır. Nasıl ki simyacılar topraktan altın çıkarırlar, şair de dilden altın çıkarır ama şair, cümleleri yargılamadan yerleştirmez. Her bir kelime sessizliğe inen bir umuttur. Toplumun ızdırabını taşıyan küçük yolculuklardır. Şair kaybedince anlar ruhun değerini aklın yanında ama asıl mesele aklı anlamakta. Şairlik de ruh ve akıl masalıdır. Karakter karışırsa ruhun içine ;şiir, saf ve özgün olamaz.

Şair, karakterini satmalıdır topluma. Toplum, karakterin içinde boğulursa kısıtlanmış kelimeler tarlalarla yakılır. Oysa rutine binen her hayat, yakılan küller kadar bayağı değil midir? Kişi de bu küllerin içinde bir ayna bulur bazen, bazen de kaybolur ve eleştiri malzemesi olur satılan düşüncelerle.

Şair, tehlikeli yazar şiirlerini altından kalıpların altına. Ceketini yağmura asar ve keşfedilmeyi bekler bir binanın altında.

Simyacılık şairliktir. Her iki birey de konusuz yaşamların yargılanmış eserleridir. Her iki birey de altın bulmayı amaçlar değersiz elementlerle ve ölümsüz olmayı amaç edinirler.

Savaş Çocukları


Yoruldu ellerim tutmadan tetiği.
Savaş sözcükleri döküldü gözlerimden.
Siyah dumanlarda boğuldum.
Annesini orada bıraktı küçük çocuk.
Yara almasın diye bıçakla deşti yüreğini umutsuz sözcük.
Dur dedim, durmadı.
Politikaymış savaştan anlayan.
Siyah kan saçılsın diye damarlarından,
Kelimeler de anlatmadı.
Sen ölsen kanlar bıçak olur belki de.

Ağaç Ev Sohbetleri # Son Yazım


Arkadaşlar üniversite sınavından dolayı bu yıl yeni yazı yayınlamayacağım bu benim bu yıl için son yazım. Anlayışınız için teşekkür ederim.

Taha Akkurt ve Edichar'ın düzenlediği Ağaç Evde bu haftaki soru İremcan'dan geliyor;

Doğamız giderek tehlike sinyalleri veriyor. Küresel ısınma ve çevre kirliliği en had safhada. Bunlar için geri dönüşüm, sıfır atık, daha az tüketim hatta poşetlerin paralı olması gibi önlemler alınıyor. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz? Geleceğimiz için daha yaşanılır bir dünyayı nasıl sağlayabiliriz?

Bence her şeyden önce insanın bilinçlenmesi gerekiyor. İnsan bilinçlenirse ve doğa dostu bir canlı olursa tüm bu önlemlere hiç gerek kalmaz. Ama insanın bilinçlenmesi biraz zor gibi gözüküyor. Bilinçlense bile küresel ısınmanın önüne bir türlü geçemiyoruz. Her yaz biraz daha sıcak oluyor.

Bence bu önlemleri uygulamak da yararlı. Poşet kullanımı azaldı gibi gözükse de hâlâ çevreye zarar veren binlerce insan var. Deodorant yerine bitkisel karışımlar kullanmak da küresel ısınmanın önüne geçebilir ya da toplu taşıma kullanmak. Sıfır atık projesi de çok güzel bir proje. 

Dünyamız bizim yaşam alanımız. Dünyanın daha güzel bir yer olmasını istiyorsak dünyamıza sahip çıkalım. Dünyamızı koruyalım. Daha güzel bir çevre için merhaba.

Neden Blog Yazıyorum?


Bundan 2 yıl önce bir blogda " Blog Yazdım Hayatım Değişti " başlıklı bir makale okudum. Makale blogların sihirli dünyaları hakkındaydı. Düşündüm, neden ben de blog yazmıyorum. Hemen ben de bir blog açtım ve yazmaya başladım. Bugün size 2 yıl boyunca blog yazarken neler hissettiğimi açıklayacağım.

İKİGAİ


Japonlar herkesin bir ikigaisi olduğuna inanır, her sabah yataktan kalkmaları için bir sebepleri vardır. Bu kitap da bizim ikigaimizi yani yaşama amacımızı keşfetmemize yardımcı oluyor. Uzun yaşamın sırlarını açıklıyor. Logoterapinin ne işe yaradığını ayrıntılarıyla anlatıyor.

İkigai kitabı, bir işe sıkı sıkı bağlanmamız için akışı sağlamamızı tavsiye ediyor. Akışı sağlamak için de uğraşırken zamanın nasıl geçtiğini anlayamadığımız bir uğraş bulmamızı açıkça söylüyor. Böylece hem yaptığımız işten zevk alıyoruz hem de çalışırken ruhsal olarak yorulmuyoruz ve bu işin sonunda başarı da kaçınılmaz oluyor tabi.

Uzun yaşam için gerekenlerden biri de ikigaimizi bulmak. Herkesin aslında yaşaması için bir amacı var veya uğruna ölebileceği bir şey. Sadece kendimizle başbaşa kalırsak ikigaimizi keşfedebiliriz. Ya da çevremizdeki olaylara ve yaşadığımız duygulara yoğunlaşarak.

İkigai kitabı dünya genelinde çok satanlar listesinde ve herkesin mutlaka okuması gereken kitaplardan biri. Ben okurken çok keyif aldım. Umarım siz de seversiniz kitabı.

Ağaç Ev Sohbetleri #01


Yine Taha Akkurt ve Edischar'ın başlattığı yeni bir etkinlik var. Benim de çok hoşuma gitti, biraz etkinlikten bahsedelim. Bloglar arası bir sohbet başlatıyoruz. Her pazartesi yeni bir soruyla geleceğiz. Ağaç Ev Sohbetleri adını verdiğimiz bu etkinlikte bu haftaki konumuz;
Yeni etkinliğin ilk sorusu Edischar'dan geliyor:

Televizyon izliyor musunuz? İzliyorsanız veya izlemiyorsanız sebebi nedir?

Ben genellikle fazla televizyon izlemem ama arada haberler için bakmakta fayda var. Ayrıca Türk dizilerini kaliteli bulmuyorum ama Türk filmleri müthiş. Bundan dolayı Türk filmlerini de internetten takip ediyorum. Televizyon güzel bir icat ama son yıllarda modası geçti. Boş zamanlarımda televizyon izlemek yerine Google Haberlere bakıyorum. Televizyon açıkken de Dmax'e bakıyorum. Wheeler Dealer ve How It's Made programlarını severek takip ediyorum. Bence bu izlediğim iki program da çok yararlı.

How it's made programı birçok ürünün nasıl üretildiğini aşama aşama anlatıyor. Fabrika çekimlerinden oluşan bu program insana birçok şey öğretiyor.

Wheeler Dealer programını da arabalara olan ilgimden dolayı izliyorum. Ucuza araba alıp tamir sürecinden sonra pahalıya satıyorlar izlemenizi tavsiye ederim.

Akşamları da haberleri Fox'dan dinliyorum ama televizyon izlemeyen bence çok bir şey kaybetmez çünkü internet, televizyonun işlevini fazlasıyla yerine getiriyor. İzleyen de yararlı kanalları takip ederse vaktini boşa harcamaz mesela İngilizcesini geliştirmek isteyenler için TRT World güzel bir kanal :-)

Siz de etkinliğe katılabilirsiniz. Her pazartesi Ağaç Ev Sohbetlerinde sizinleyiz.

Eylül Ayında


''Dedim ya, eylüldü. Savruluşu bundandı kimsesizliğimin. "
Cemal Süreya

Eylül sarılarla dolu tatlı bir aydır. Sonbahar sarısı, Van Gogh sarısı, eylülde güneşin sarısı... İnsanlar bu durumdan yararlanır. Her şeyi ezbere yaşıyoruz ya şairlerden ezberlediğimiz dizelerle ezbere yaşayacağız eylülü. Ve bir de neden Eylül, nedir ya bu eylülün önemi?

Sonradan öğrendim ki tüm dünyada Eylül, bereketiyle konuşurmuş. Karadeniz'de istavrit ayı, Avrupa'da istavroz ayı, Anadolu’da sonbaharın habercisi...
Bu bereketli ayda insanlarda bir samimiyet, bir merak, bir coşku. Hepsi yaprakların yeşilden sarıya dönmesi içinmiş. Herkes bu olaya hazırlanıyormuş, bir tek benim haberim yok. Ne diyelim inşallah bereketli geçer Eylül.

Eylül Ayında
Geldi mi soğuktan mum gibi salardı ellerini yana,
Koştu mu çocuklar sokaktan sokağa,
Soba da cayır cayır yanardı.
Ebemin elinde ekmek.
Dedem cigarasını alır.
Yapraklar hışır hışır.
Bir eylül geçti bu sonbaharda.

Mim Nedir?


Mim, geleneksel bir blog kültürüdür. Yeni çıkan bir şey değildir, eskiden beri var olan bu blog kültürünün amacı bloglar arasında takipleşme ağı oluşturmaktır. Böylece yüzlerce blog yazısını bu ağ sayesinde okuyabilirsiniz.

Bir mim yazısında mimi başlatanın soruları yer alır ve blog yazarı soruları cevaplar. Yazının en üstüne kim tarafından mimlendiğini ve altına da kimlerin soruları cevaplaması gerektiğini yazar. Ve böylece bir yazıda birçok siteye bakacak kadar link bulursunuz. Diğer bloggerlar da başkalarını mimler ve geniş bir blog ağı oluşur.
Mim'in Amacı Nedir?

Blog yazarını daha iyi tanımak ve yeni bloglar keşfetmektir. Birden fazla konu hakkında mim oluşturulabilir. Örneğin ; kitaplar hakkında, hayaller hakkında, yazarın kişisel hayatı hakkında...

Bu trend günümüzde hâlâ devam ediyor ve birçok blogger tarafından uygulanıyor. Ben de geçenlerde bir mime katıldım ( buradan okuyabilirsiniz ). Gerçekten mim yazılarını okumak ve cevaplamak çok keyif verici. Sıradan blog yazılarından sıkılmış olanlar bu trendi takip edebilir. Keyifli bloglar.

Sonbahar Yaprakları


Tükettiğim son nefesin akşamındayım bugün.
Ne sen varsın yanımda,
Ne akşamın sessizliğinde düşen ıslak sonbahar yaprakları.
Ağaçtan düşüyorum bir bir
Ve sonra su birikintisinde dalgalanarak ağlarken,
Gözyaşları saklıyorum gecelerime,
Bir daha düşmesin diye yapraklar.

Blogum 2 Yaşında


Bugün blogum 2 yaşında. Sanki kendi doğum günümmüş gibi. O kadar mutluyum ki. Blogger harika bir ortam. Blogun gelişim sürecini izlemek zor da olsa blogunuz büyüdüğünde siz de büyüyorsunuz ve bu blog vesilesiyle yeni bir dünya keşfediyorsunuz. Her ne kadar Youtube'un ön plana çıkmasıyla blogların popülerliği azalsa da insanlar en doğru bilgiyi yine internet siteleri ve bloglardan öğreniyor.

Bloglara önem vermezsek blog yazan yüz binlerce insanı kaybedeceğiz. Ama her şeye rağmen ben, Bilginin Penceresi'nde sizlerle olacağım.

Son 1 yılda blogumda şiir, edebiyat ve sanat kategorilerinde yazılar ve şiirler yayınlıyorum. Kiminiz okuyor kiminiz ise geçiştiriyor. Okuyun doğru yanlış her şeyi keşfedin. Siz okudukça biz mutlu oluyoruz. Takipler mutluluğumuzu artıracaktır. Takipte kalın.


Kitap Mimi / Mim #1


Geçenlerde karşılaştığım kitap blogunda İrem Can çok güzel bir mim başlatmış. Sorulardan çok keyif aldım. Hadi başlayalım:

1) Kitap size ne kattı? 
Kitaplar benim hayatım oldu. Hayata farklı pencerelerden baktım ve bu yolda yeni deneyimler elde ettim. Kitapla bambaşka bir dünyaya ışınlandım. 

2) Kitap arkadaş mıdır? 
Kitap herkesin arkadaşıdır, okuyan okumayan herkesin. Siz kitabı sahiplenmeseniz de kitap sizi sahiplenir. 

3) Neden kitap okuyorsunuz? 
Kitaplarda yeni kavramlar buluyor ve bu kavramlarda yeni hayatlar keşfediyorum böylece eski bir dünyadan dışlanmış gibi hissederken yeni bir dünyaya kapılarımı açıyorum. 

4) Kitabı ne sıklıkla okuyorsunuz? 
Kitap okumanın bir sıklığı olamaz. Kitap televizyon izlemek gibi her gün yapılan bir aktivitedir. Hatta bazen toplu olarak da kitap okuyorum. 

5) Hangi tür kitapları okuyorsunuz? 
Polisiye ve psikolojik roman okuyorum. Şiir kitapları da sürekli elimin altındadır. 

6) Kitap yazmayı düşündünüz mü? 
Bir şiir kitabı üzerinde çalışıyorum. Kitabın ismi Istırap. Gelecekte kesinlikle yayımlayacağım. 

7) En sevdiğiniz yazar kim? 
Franz Kafka ve Ahmet Ümit. İkisi de farklı tarzlarda yazıyor ama ikisini de okumak çok hoşuma gidiyor. 

8) Kitapları ciltler misiniz? 
Kitapları ciltlemem ama okuduklarımı bir kutuda özenle saklıyorum ve bu kitapları kitap okumayı seven gençlere hediye ediyorum. 

9) Gezi kitaplarını sever misiniz? 
Gezi kitaplarını ve gezmeyi sevmiyorum çünkü başka şehirler tanımak beni geriyor. Yeni bir şehir tanımak yeni bir insan tanımaktır. Ben yeni insanlar tanımak istemiyorum. 

10) Kitap alırken kapağına göre mi seçersin? 
Kitap, kapağına göre seçilmez. Kapağa göre kitap seçenler önyargılı kişilerdir. 

Eğer siz de birkaç şey yazmayı düşünürseniz blogunuzda cevaplayabilirsiniz. Ben de cevabını merak ettiğim birkaç kişiyi mimleyim. 
Daha fazlası için İrem Can'ı  takip edebilirsiniz :) 
Teşekkürler.

Blogger Hayatımda Yaptığım En Büyük Hata


Arkadaşlar merhaba,
Size blog hayatımda yaptığım en büyük hatayı açıklayacağım. Önceden yazdığım bir blog vardı ve ben kendimi yanlışlıkla adminlikten attım ve site şu anda adminsiz. Bilenler bilir siteye 1'den fazla yazar alabilirsiniz ve ben de siteye birkaç yazar aldım ve kendimi de yazar yaptım daha sonra sitede admin kalmadı ve blogu kaldıramıyorum.

Birçok bloggera sordum çözümün olmadığını söylediler sonuç olarak hayalet bir blog yarattım. Bunu sanırım benden başka kimse yapmamış. Düşünsenize  siteyi yöneten biri yok ama site hâlâ ayakta, bu biraz da sürücüsüz bir arabaya benziyor. Bana göre ise bir yazılım hatası oldu. Aşağıda gördüğünüz admin için yazar veya yeni admin ekleme paneli. Buradan blogunuza yeni kişiler alabilirsiniz.
Eski bloguma ne oldu diye soranlara da söyleyeyim. Hatıra olsun ve baktıkça güleyim diye saklıyorum çünkü silemiyorum da.

Ses


Ses yok,
Tıkırtı da,
Kime sorsam bir gürültü kalbinde.
Hepsi de yaşıyor sessizliği.

Alexa Nedir?


Alexa Nedir?
Alexa.comAmazon tarafından geliştirilmiş bir internet sitesidir. İnternet siteleri arasında karşılaştırma yapar ve trafik sıralaması çıkarır. Alexa günlük olarak güncellenir ve her gün 17.15'te site sıralamaları değişir.
Alexa algoritması birçok faktörü ele alır:

# Hit Durumu
# Tekil Hit Durumu
# Sitede Kalma Süresi
# Site Hızı
# Sayfada Gezme Oranı
# Diğer İçeriklere Tıklama Oranı

Sistem ücretlidir. Size site sıralamalarını, sitede kalma oranını, başka sitelere verilen linkleri, backlink sayısını, anahtar kelimeleri gösterir.
Alexa'dan ücretsiz olarak da faydalanabilirsiniz ama Alexa ücretsiz kısıtlıdır. Aynı zamanda Alexa'yı tarayıcıya ekleyerek (  Alexa Toolbar'ı bilgisayarınıza indirin) girdiğiniz siteler hakkında bilgi edinebilirsiniz.
Sıralamada 100.000 altındaki siteleri kaliteli site olarak değerlendirir ve günlük ziyaretçi sayıları da oldukça fazladır.

Peki Alexa verileri doğru mu?

100.000 ve altı tahminler doğruya daha yakındır ve 1'e yaklaştıkça tahminler doğrudur çünkü site hem popüler olmakta hem de ziyaretçiler sıklaşmaktadır.
Tabi Google Analytics ile karşılaştırdığımızda Alexa biraz alt planda kalıyor. Ama Alexa kullanmak hem alışkanlık hem de insana moral veriyor.

Ankara Atatürk Lisesi


3 yılımı verdiğim caaanım lisem Ankara Atatürk Lisesi. Kendine has hocalarıyla ve enfes dinlendirici hazırlığıyla herkesin istediği okul Ankara Atatürk Lisesi. Geniş bahçesiyle keyifli vakit geçirdiğiniz özgün ortamlardan biridir.

Okulu değerli kılan bir diğer husus da öğretmenleridir. Hazırlıkta vakit geçirdiğiniz pek fazla öğretmen yok ama 9 10 11'de keyifli vakitler oluyor. Edebiyat öğretmeni Dinçer Eşitgin öğrencilere edebiyatı sevdiriyor ve Atatürk Lisesi'nde edebiyat sohbeti yapabileceğiniz sayılı hocalardan. Bir de bu okuldan mezun olup öğretmenlik yapan matematik hocası Ali İhsan Özkan var. Öğrencinin zorlandığı konuları daha kolay hale getiriyor ve keyifli bir ders oluyor matematik. Bunlar gibi bir sürü hoca var Ankara Atatürk Lisesi'nde.
Bu okulu tercih ettiğime hiç pişman değilim ve böyle bir lisede okumak benim için anlatılamaz bir şey. Yine de Atatürk Lisesi ile başka bir lise arasında kaldıysanız Neden Ankara Atatürk Lisesi yazımızı okuyunuz.

Hazırlık gerekli mi diye soranlara da şunu söylemeliyim ki 8. sınıf gibi ağır bir dönemden sonra hazırlık sınıfı kesinlikle gereklidir çünkü ilkokul ingilizcesiyle hem lise okuyamayız hem de 8. sınıftan sonraki bunalımlı dönemi hazırlığa bırakmalıyız. Hazırlık gereklidir ve kesinlikle gereksiz değildir. Hazırlık okumak istemeyenler için de bir alternatif var hazırlık atlama sınavı. Hazırlık Atlama Sınavından 70 ve üstü alırsanız 9. sınıftan başlarsınız.
( Ankara Atatürk Lisesi ile ilgili aklınıza takılan tüm soruları bu site aracılığıyla sorabilirsiniz.)

Hayat


Yaşamadan ölüm olmaz ise,
Ölüm soğuk bir kafes oldu.
Soğuklar içinde kışı yaşadık.
Yaz göstermeden yüzünü,
Güz yağmurunda çiçekler soldu.
Damla damla düşmeden toprağa,
Kimi dertler gömdü,
Kimi mezar toprağa.
Hep unuttu insan,
Ölüm yaşamdır.
Öldükten sonra dirilir insan.

Krakerlerin Tarihçesi

İlk Kraker

İlk kraker 1792'de Massachusetts, Newburyport'taki John Pearson tarafından yapıldı. Pearson bozulmadan geleneksel denizci bisküvilerinden daha uzun sürecek bir çeşit bisküvi yapmaya çalışıyordu. Sonunda sadece un ve suyu karıştırdı, pişirdi ve icadı “Pearson Pilot Ekmeği” olarak nitelendirdi. Bu daha sonra “hardtack” veya “sea bisküvi” olarak tanındı. Bu tür bisküvi, bozulmadan uzun raf ömrü nedeniyle denizcilik halkı arasında inanılmaz popüler oldu.

Asla Pes Etme


Bazen öyle zamanlar olur ki tam başaracağınız sırada her şeyden vazgeçersiniz. Niye mi?

Birileri olur çevrenizde ya da kimse. Boş sözlerle avutur cümleleri. Sonra başarısızlıklarla dolu kariyerine sizi de ekler. Hayat anlaşılacak kadar kolaydır ama yaşanılacak kadar kolay değil. Pes ettiğiniz zaman kimi bir sözcükle dışlar sizi kimi ağıza alınmayacak laflarla. Hayatta birçok şeyi pes etmeden deneyin ya da her bir fikri inkar ederek toplum kavramını silip atın hayatınızdan. Belki boş konuşuyorum biliyorum ama herkes boş konuşamaz şu hayatta. Bir sözü bin cümleyle açıklayabilirsiniz. Bin cümle de farklıdır birbirinden. Siz hatalarınızla varsınız. Pes ettiğiniz zaman aciz bir varlık oluyorsunuz. İnatçı bir keçi olmak koyun olmaktan daha iyi.

Hayat ne getirir bilinmez ama hayat önünde eğilmeyin ki yüce olan siz olun. Hayatta pes etmeyen kazanır.

Bir Şehirde


Bir şehirde kaldım.
Göz yaşları yağıyor gönüllere.
Sokaklar ne de tenha,
Sessizlik mahkum olmuş bu şehire.
Söyle adı neydi buranın ?
Kim gelirdi çıkmaz bir sokağa ?
Sokaklar aynı ışıklarla aydınlanır .
Ölüm gibi aşk gibi ,
Sonra dönüp bakarsın .
Bir kişi tenhalaşır .
Yitip gidersin .
Dönüp bakmadan.

Züğürt Ağa Filmi


Nesli Çölgeçen'in yönetmenliğini yaptığı ve Şener Şen'in başrolde oynadığı muhteşem bir eser Züğürt Ağa. İzlerken müthiş keyif aldığım sayılı filmlerden.

Züğürt Ağa, Türk kültüründen birkaç parçayı yoğun bir şekilde beyaz perdeye işliyor. Züğürt Ağa bir taraftan köyden kente göçün zararlarını anlatırken filmde yaşanan durgun akış öğütlerle mesajlar veriyor.

1- İnsan hep dürüst ve alçakgönüllü olmalı ki esas erdem budur. Para her isteği yerine getirse de düzgün bir hayat erdemle gelir.

2- Asıl ağalık örnek bir insan olmaktır. Dünyada insan başka ne ister?

3- Zenginlikten düşüş kolay olmaz. İnsan elindekilerin kıymetini kaybedince anlıyor ya da elindeki nimetlerin gurura nasıl yansıdığını.

4- Mutlu olmak için yaşamak gerek fazlasına gerek yok.

Züğürt Ağa filminde vurgulanan bir diğer konu da öğrenmektir. İnsan hayatta çok şey öğrenebilir ama öğrendiklerin seni sınar. Bu sınamadan seni kurtaran kesin bilgilerdir. Emin olduğun bir bilgi ya seni ağa yapar ya da züğürt ağa ama her daim ağa sensindir.

Film Puanı : 9.2/10

Kurban Bayramı Mesajları


Bilginin Penceresi olarak hepinizin Kurban Bayramını kutlarım . Hayırlı bayramlar dilerim.


Kestiğiniz kurbanlarınız makbul; Bayramınız Mübarek Olsun

Kurban Bayramınız mübarek olsun, tüm dertleriniz deva bulsun.

Kurban Bayramınızı en kalbi duygularımla tebrik eder; alem-i İslam’a, memleketimize, ailenize ve size hayırlar getirmesini Cenab-ı Mevladan niyaz ederim.

Kestiğiniz kurbanlar, sıratta burak; Allah katında makbul olsun İnşaallah… Bayramınız Mübarek Olsun!

Dünya Halleri - Serdar Kuzuloğlu


Serdar Kuzuloğlu blogunu kapatıyor. Gerçekten çok üzücü.
Dünya Halleri

Yaklaşık 5 yıldır dünyadaki gelişmeleri takip etmeye odaklanan Dünya Halleri sitesi, yayın hayatına bugün itibarıyla son veriyor.
Dünya Halleri yayın hayatına 2 Kasım 2014 tarihinde başladı. Bugün itibarıyla tam 1.739 gün olmuş. Bu siteyi hayata geçirirken amacım, her anlamda alabildiğine içine kapanan Türkiye’deki insanlara akıntısına kapılıp gittikleri gündemin yanısıra dünyada neler olup bittiğini aktarmaktı. Öte diyarlarda olup-biten, önem taşıyan ancak medyada kendine yeterince yer bulamayan; hatta bazen bahsi dahi geçmeyen konuları derlemek; ilham vermek, hayal kurdurmak istiyordum.

Hipnoz Nedir?


Hipnoz çok güçlü bir konsantrasyon seansından başka bir şey değildir. Hipnozla dikkat yeteneğinize hakim olabilecek fiziksel duygulara - örneğin kan dolaşımına - değinilir. O duyguların dışında her şeyi unutursunuz. Çevrenizi çok uzaktan algılarsınız. Böylesi bir bağ koparma günlük hayatta da yaşanır. Örneğin bütün dikkatinizi bir dosyanın incelenmesine verdiğinizde, aklınız çalışmanızın emrine girer. Bir böcek gelip sizi sokar ; farkına bile varmazsınız. Hipnoz durumundasınız, trans halindesiniz demektir bu. Bedensel yıkıma uğranılan dini törenlerde de karşılaşılır bu durumla. Beyin acı mesajını alamaz bir süre sonra.

Bilinçaltının engelleri bu hipnoz durumu sayesinde kaldırılır çünkü savunma hatları kuran bilinçaltı değil, bizzat bilincin kendisidir. Ama belirli bir konsantrasyona eriştiğinizde, artık mantık kapısını kullanmayız. Her şey hipnotizmacı ile kişinin bilinçaltı arasında özel bir ilişkiye dönüşür.

Bu şekilde eskiye gitmede bir sınır yoktur. Bebeklik günlerini yeniden yaşayan insanların sayısını bir bilseniz, şaşarsınız. Bebek gibi konuşmaya başlarlar. Bakışları tıpkı birkaç günlük bir bebek gibi dengesizdir. Daha eskiye gitmek bile mümkün. Çok somut anılar olabilir bunlar. Doğar doğmaz yüzmeye başlayan bebekleri bir düşünün. Yeni doğmuş bir bebeği suya yatırın, ilk refleksi ses tellerini kapatmak olacaktır. Bu refleks nereden geliyor sizce?

Hipnoz bir hatırlama yöntemidir. Sonuçta beyin büyük bir disk.

Kış


Kışın bahar kokuyor hâlâ. Estiği rüzgarlara aldırmadan sıcak bir kahvenin dumanı tütüyor. Sıcak kahve dokunana umut veriyor. Kimse bir daha geriye bakmıyor çünkü kardaki ayak izleri umutların habercisi. Kış mevsimi yazdan daha iyi bir mevsim. Bahar, güneşi göstermez ama kış daha sıcak umutlarla coşkulu bir şarkıya benziyor.

Marmara Depremi


Tüm yurdun yasa boğulduğu 17 Ağustos Marmara depreminin üstünden tam yirmi yıl geçti. Yirmi yıl önce bugün Türkiye en uzun 45 saniyesini yaşadı. Kimi uykuda yakalandı ölüme, kimi işyerinde, kimi yolda...

ELFİDA


Elfida ismi sonradan verilmiş bir isim. Adı Beyzanur kızımızın. 4 yaşlarındayken tanıştım bu kızımızla. Babası Murat Çelik bir emekçiydi. Kızın amansız hastalıkla mücadelesi için Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne gidiyordum. Doktorlarla görüşüyordum. Detayları burada anlatmak istemiyorum ama çok uğraştık. Bir gün doktorların odasındaydım ve doktorlardan biri bana dedi ki: 'Haluk Bey, bu kızı gözden çıkartın.' Yanımda da müzisyen arkadaşım Emrah Aydoğdu var. Emrah, 'gözden çıkarılan kadın, anlamı Osmanlıca'da Elfida.' dedi. Belki tam birebir anlamı olmuyordu ama bir kavram olarak çok uyuyordu. Tabi biz birbirimize sarılıp ağladık. Gerçekten Beyzanur'u çok seviyordum.

Dostoyevski Kumarbaz


Ruslar bir rulet tutkunudur. Rulet oynamayan ya da ruleti bilmeyen Rus olmaz. Rulet tutkunu bir Rus'un bu oyuna nasıl bağlandığını ve ruletin hayatını nasıl şekillendirdiğini kahraman bakış açısıyla anlatıyor.

Kumar iki şekilde oynanır. Ya oynamayı bilmeyen düzenbazlar gibi kaybedince üzülürsünüz ya da bir centilmen gibi kaybetseniz de kazansanız da zevk için oynarsınız bu oyunu. Oyun size mutluluk ya da zevk vermez ama bu oyun sizi kendi içinde savaştırır. Bu öyle bir savaştır ki geçmişinizi unutursunuz ve bu savaşın ortasında sürüklenerek yanarsınız. Ve cebinizdeki son parayla küllerinizden doğarsınız. Kumar masaları kimileri için kaybetmedir kimileri için savaşmak.

Dostoyevski güzel bir kurguyla yazmış Kumarbazı. Aşktan da öte bir yaklaşımla kahramanın rüyalarını süslemiş. Rulet topuna olan tavrı ruleti sınıflara ayırmış. Ve bir insanın kumar oynamak için birçok nedeninin olduğunu açıklamış. Muhteşem bir kitap.
Kitaba puanım :7.9/10

Yaşamak için


Günaydın, kim böler geceyi?
Bekler aydınlık sabahlar gibi yarınlar.
Gece umutsuzdu yarından.
Sonra döndüm baktım ki,
Herkes kendine yakışanı yapar.
Aç olan aç gezer,
Tok olan, derdi çok olan patlar yarınlara.

Bu gece de aydınlık.
Bu gecede bekledim.
Kimse sormaz uyku var mı, yok mu?
Merak edenlerin hepsi bir limanda saklı.
Birileri kör birileri topal hâlâ.
Hiç öyle bakmayın.
Geceler sana gündüz, bana yarın.

Hakuna Matata Felsefesi


Hakuna Matata Svahili dilinde bir deyimdir. Bu deyim Zanzibar, Tanzanya ve Kenya'da yaygın olarak kullanılır. Hakuna Matata 'Hiç sorun yok' anlamına gelir.

Peyami Safa Dokuzuncu Hariciye Koğuşu


Peyami Safa'nın yazdığı Dokuzuncu Hariciye Koğuşu otobiyografik bir roman özelliği taşır. Peyami Safa'nın kendi çocukluğundan notlar olan kitapta ruh ve beden arasındaki ilişkiyi inceler. Ruh olağanüstü sonsuzluğa sahip olsa da beden ruhu kısıtladığı sürece ruh kendinden bağımsız davranamaz ve bir hapishaneye döner beden. 

Peyami Safa kendinden izler taşıyan bu kitabında, ıstırabın derinlerine inmeyi bir ilaç olarak göstermiştir. Ve büyük hayallerden alınan derslerde bir yaşam öyküsü saklı olduğunu belirtmiştir. 

Peyami Safa küçük yaşta birçok dertle uğramıştır. 9 yaşında geçirdiği kemik hastalığı bunlardan biridir. Yaşamında derin izler bırakan bu hastalığı kitabına da yansıtmıştır. 

Yazar, kitapta durağan bir bakış açısı ile bakmış. Romantizm unsurlarının hepsini yakıp geriye sadece şu sözleri söyleyerek bize hem bir mesaj vermiş hem de tüm eleştirilere rağmen bu kitabın öğüt amaçlı yazıldığını vurgulamıştır. 

"Istırabın derinlerine indikçe sevincimizi
kaybetmek korkusu kalmadığı için, yeni bir
sevinç başlıyor: 
Istırabın ilâcı ıstıraptır. "

Gün Sonu


Güneş ırmağın üzerine doğdu.
Gece bulut olmuş ırmağıma.
Aksın da biriksin.
Deniz aksın,
Okyanus derinleşip gece olur.
Bulut ırmak olur rüyalarıma,
Artık uyanıyorum ya...
Bir gündü .
Güneşin doğuşunu da gördüm batışını da .
Şimdi okyanusa açarak gözlerini
Sulara karışıp rüya olalım.
Cennet olsun rüya.

BlogHocam Kimdir


BlogHocam, insanlara blogger hakkında bilgiler ve blogger için eklentiler paylaşıyor. Yüzlerce içerik, bir o kadar da HTML ve Javascript kodu sizleri bekliyor. Bloggerın muhteşem güzelliklerinden faydalanmak artık BlogHocamla çok kolay.

Amin Maalouf Semerkant


İran, sonsuz kültürü ve edebiyatıyla muhteşem bir ülke. Geçmişi modernlikten ziyade eşine az rastlanır bir kültürle süslü bir yazma gibi. Özgürlüğünü Hayyam rubailerinde bulan bir halk ve Hayyam'ın rubailerindeki anlamları ülkenin tarih kokan sokaklarında bulan şairler bir derinlik içinde.

Bir ülke geçmişiyle anılır. İran geçmişini anmak, zaman ister.

Dünyanın merkezinden bize sesleniyor Maalouf. Ömer Hayyam'ın hayatına değiniyor ve onun benzersiz rubailerine. Kimileri Hayyam'a dinsiz dese de onun rubaileri İran kültürünü ve baskıcı rejimi gösteriyor. Ölümsüz olmak hem Ömer Hayyam'ın hem de Nizamümülk 'ün hayaliydi. Bu iki kişinin kesişen hayatlarını iki farklı hikayeyle karıştırmış yazar . Muhteşem bir kurgu ve müthiş bir zekanın eseri. İran siyasetinin küçüklüğünü de kitabın sayfalarına zorla sıkıştırmış yazar .

Bu kitabı okuduktan sonra Hayyam Rubaileri'ni okumak şart. Bir tane de ben örnek vereyim.

Yaşam soluğumuzun kaynağını soruyorsun, 
Çok uzun bir hikayeyi özetlemek gerekirse;
Derim ki çıkmış ummanın derinliklerinden, 
Sonra umman yutuvermiş onu yeniden. 

Denize Şişe Atmak


İnsan, ümit etmek ister bazen. Çevresindekilerin ona yardım etmesini. Bunun için güneşten yardım ister, tabiattan yardım ister hatta bazen de denizden. Deniz çok şeye tanık olur. Gizemli koca bir dosttur. İnsan içinde ne var ne yok hepsini kağıda döker ve şişenin içine koyar. Deniz onu uzaklara götürür. Bazen 50 yıl saklar bazen 100. Kimse o şişenin gizemli bir maceraya atıldığını tahmin edemez taa ki biri bulana kadar.

Kim Konuşuyor?


Küçük çok küçük yaşantılardan,
Kaçıyorum.
Korkuyorum.

Gün hasrete düşmüş,
Gölgeler hayrete.
Aydınlık.
Çok sıcak.

Bakmıyor kimse öyle.
Dünya çarpıyor bebek kundağına.
Felek sarıyor dünyayı.
Eden bulur diyor aydınlık.
Karanlığı özledim,
Küçüktük,
Büyüdük.
Yitip
Gittik.