Featured Posts Slider

Image Slider

Yapraklar


Anlamaktayım, aşağı bir yerde yaprakların düşüşünü izlediğimi.
Kabullenemiyorum tüm bu sebep dolusu sevgiler nasıl düşüyor,
Meyveler nasıl üşüyor?
Sırılsıklam ıslandıkça üşüyorum, anlamaktayım.

Bir ağaç gibi sabit nesnelerde,
Farklı hareketler arayamam.
Ama biliyorum.
Sevmekte olunanlar o ağaçta.
Bir bitki gibi yerden bitme,
Toprağa sarılınca,
Islandıkça üşüyecek.

Ağaç yok oldukça,
Sıradan bir ağaç olacaklar.
Islandıkça üşüyecek.
Sevildikçe çürüyecek.
Sonra bir yaprakta,
Yer bulacak.
Her bir yaprak,
Terk edilince,
Islanacak.

Sorun


Sadece bir akşamüstü derinliğinde,
Çok istedim bir bebek olmayı,
Kumsala yatıp serinliğin çöksün diye üstüme.
Üzülmeyi sadece üzülmeyi istedim.

Rüzgarımı kaybettim.
Durgun durgun ve daha fazlası.
Çok mu soğuk su?
Bir anne, bir baba,
Başka bir deniz isterim.

Bir akşamüstü derinliğinde,
İçinde ben yokum.
Huzur bir tarafta, sen yoksun.

Ankara


Bugün ıslak yağmurla bağışlanmışsın.
Gözlerini yollarda göremem.
Sonbaharda dökülen yaprakların,
Nazlı sokaklarda ezildiğinden,
Tozlu sokaklarını sevemem.

Seni sahiplenen fazla.
Ankara, yalnız kaldığında göreceksin.
Issız kaldığında,
Soğuk kokacaksın.
Ardında kim var şimdi?
Seni böyle yaşatan,
Sefil serçe kuşların sürünüşü.

Kabul edilmişsin artık.
Birçok kalp var ayazında.
Seni söküp alamam dağlarından, bulutlarından.

Yaprakların düşünce,
Tozlu sokakların kucaklasın.
Güvercinlere simitleri,
Issız bedenlerin kucaklasın.

Ankara, hâlâ aynı ayaz teninde.
Baharların yine sert.
İlk gördüğüm gibi acımasızsın.
İlk gördüğüm gibi yalnız gözlerin.

Ben


Bu sabah vuruldum.
Bedenimde kalem kalem izler.
Mürekkep akmış sayfalara.
Bir şiir vurdu.
Loş ışıklar altında,
Sayfaya damlıyor yağmur.
Saçlarım dağılmış.

Bu sabah öldüm.
İki kitap arasında,
Bir cümle olarak,
Gömüldüm.
Vuruldum.
Öldüm.

Kaç


Saat kaç buralardan.
Uzaklaştır kalem bütünlüğünü.
Gözler mürekkebe düşünce,
Sustur büsbütün güzelliğini.

Sevda kaç buralardan.
Sefilleştir küskün suskunluğunu.
Şefkatle okununca sabahlar,
Koştur sarhoş köpeklerini.

Tutsak kaç buralardan.
Bir dakika, sekiz saat fırtınaların.
Kara bahtın düşünce, kahve kadar bütün,
O eski tatlı çeyrek şeker kahvelerin.
Yaklaş, kaç buralardan.
Kır beyazı ve siyahımsı akşamlar.
Kır beyazı çarşaflar.
Zincirlerini siyaha sür.
Sürgün bu yangınlar ve denizler.
Kilitle tüm kapıları üstüne.
Sapkın taşkınlar olsun afetler.

Şimdi kaç buralardan.
Yarın kaç.
Gelecek zaman,
Geçmişe söyleyecek yok.
Şimdi kaç buralardan.

Kafes


Soğuk bir kafes gibi,
Islak zeminlerde diriliyorum.
Parlak yüzeyler kadar,
Geniş değil şefkat havzaları.

Bulutu hoş bir tavan.
Ürperiyorum mekanik dualara.
Kafesin içine tıkılmış güvercinler.
Uçmazlar, kanatları donuk.
Zihinleri kafesleri gibi.

Bıraksınlar soluk damlaları.
Sol köşede güvercini bekleyemeyiz. Yağmur ıslatsın parmakları.
Şefkat parmaklığı olalım.
Uçalım kafes gibi,
Soğuk diyarlardan.

Hasret

Bozkırlar var. 
Bulutlar kokan pınarlar var. 
Sonu hepsinin biten bir çay. 
Akarsu olabilir. 
Aşk bitse deniz. 
Hasret sığacak kadar okyanus. 

Memlekete giden sular gibi, 
Hep aynı tarlada suyun geçmesini bekle. 
Çünkü deniz, yeşilliği vurulmuş her sevdaya hasret biter. 

Lan Ne Demek?

Her gün aktif olarak kullandığımız Lan kelimesi nereden geliyor hiç düşündünüz mü? Siz kullanmak istemeseniz de çevredeki birçok insanın kullandığı Lan kelimesi oğul kökünden geliyor. Bazılarına

Ford Mustang Shelby Gt 500


Ford Mustang Shelby  Gt 500 2019 - 2020 döneminde tekrar geliyor. Efsane sizler için burada. Ford 'un özel serisini 20 yaşındaki Kyle sizlerle paylaştı. Bu fotoğrafı bir iş adamından bulduğunu itiraf etti ve bunu instagramda paylaştı. Saniyeler içinde binlerce takipçiye ulaştı. Şu anda Ford bu arabayla alakalı henüz bir şey paylaşmadı.
'' Yeni Ford Mustang Shelby Gt 500 2019 - 2020! Eğer bir Ford satıcısıysanız ve benden almak istiyorsanız kaporayı verin bir tane göndereyim. ''

Zombi İnsan Yaşamına Nasıl Girdi?


Zombi, bir insan cesetinin canlandırılması yoluyla yaratılan kurgusal bir inançtır. Zombiler en çok korku ve fantezi türü sinema, öykü ve roman çalışmalarında bulunur. Çeşitli yöntemlerle canlandırılan ölü bir cisim olan Zombi Haiti folklorundan gelmektedir. Haiti folk kültüründe ölünün canlandırılması en yaygın olarak büyü ile olmaktadır.


Koyun

Koyun gibi olacaksın.
Beyaz bir yün mesela,
Uzanılır kefen yastığa.
But yaparsın bacağından,
Et yaparsın ovaya.
Süt olur suların.
Koyun gibi yaşayacaksın.
Et olacaksın yesin diye düşman.
Süt olacaksın içsin diye dostlar.
Gerekirse kefen olacaksın.
Ölüm gerekir diye bedene.

İnsan Ne için Yaşar



Dostoyovski insan mutluluk için yaşar der.

Oscar Wilde göre insan aşk için yaşar.

İslam'a göre insanın yaşama amacını Allah belirler. İnsan Allah'a kulluk için yaşar.

İncil'e göre insan sevgi için yaşar vebunu tanrı verir.

Platon‘a göre bilginin en yüksek biçimine ulaşmaktır. Bu da “iyi ideası”dır. Tüm iyi şeyler değerini iyi ideasından alır.

Tolstoy :
 En önemli iş iyilik yapmaktır, çünkü insanın bu dünyaya gönderilmesinin tek sebebi budur.” Anladım ki insanlar kendilerini düşünerek yaşıyor gibi görünse de, hakikatte onları yaşatan tek şey sevgidir. Kim sevse, tanrıya yaklaşır; tanrı da ona yaklaşır. Çünkü O, sevgiyi yaratandır”.

Kelebek Misali


Parlak ışıklar vuruyor. 
Bendeme kül olmuş duvarlar. 
Şehir şehir kokan çocuklar, 
Elimde kaldı sebepler. 

Koltuğa yapışmış bir tavan. 
Tavırlarım öldü üstüme. 
Sanki seni de yırttığım, 
Ağırlaşıp çöküp ittiğim, 
Duvarlarım çöktü üstüme. 

Bensizim de ben sensizim. 
Kabulsüzüm huzursuzum. 
Kelebeğin ömrü hep kısa. 
Zamanında çok geçtimi, 
Göğe kadar almış bulutlar. 
Ben sana mecburum bilemezdin. 

Bir başına kalmış şimdisi. 
Yarını öbür günü yılları. 
Saatine göre sıralı, 
Senden benden ve ondan başkası. 

Kalbim atar mısın bana? 
Şehir küser mi hiç sana? 
Denizsiz okyanusunda, 
Ötesi yok bana diyebilmeli. 

Köle oldum bendeme. 
Bendeme kül olmuş duvarlar. 
Sebepsizim huzursuzum. 
Kelebeğin ömrü hep kısa. 

Beyaz


Bir hayal olsa yaşadıklarım.
Öyle sınırı olmaz, uçsuz.
Ve bir bucağı olsa.
Dakikalarla ölçülen,
Kayıp giden ellerime.

Beyaz bir kalem gibi,
Siyah düşlerimi boyasam.
Boyamadığımı anlasam,
Koşup giderdim yaşantıma.

Ciddiye almadığım,
Her saatte yelkovan gibi,
Saçlarım olsa düz,
Tekdüze başlasam
Ve bitirsem.
Yanlış olmadığında,
Doğruya kavuşsam.
Kendimi boyasam beyaza.

Grafiti Nedir?




Ahmet Sedat Tünay İstanbul'un en özel ressamlarından biri ve 2005'ten beri İstanbul'un duvarlarını boyuyor. Onun çalışmaları şehrin tüm duvarlarını kaplıyor.
2000'lerin başında çocukluğundan ve grafiti ile ilk karşılaşmasından beri boyamaya ve çizmeye ilgi duyuyor.
Anadolu Ajansı ile yaptığı röportajında Tünay'ın özellikle grafitiyi sevmesinin nedeni kurallarının olmamasıymış.
'' Ben grafitiyi seviyorum çünkü kendi kurallarımı kendim koyuyorum. Şehrin duvarlarını boyamaya 2005'te başladım.Duvarlarda çalışmaya başlamadan önce sahipleriyle konuşup onların izinlerini alıyorum.'' dedi.

Ağlamak

Biraz ağlamak istiyorum.
Kimsenin görmediği bir yerde,
Gülmek için ağlamak,
Üzülmek için ağlamak istiyorum.

Gözlerimden aşağı bir pınar olsa,
Tuzlar kaplasa ruhumu,
Sularımdan birileri otlansa,
Birileri için ağlıyorum.

Ucuz bir adamım ağlarken.
Sözlerim bir gram etmez.
Ağladığım vakitler,
Yoksul bir adamım.
Çınar, akasya gibi dik başlı,
Ruhum gibi eğik bir adam.

Damlalar damlarken dünyaya,
Yosun tutmasa keşke duygular.
Gözyaşlarında yosun var.
İzini kaybetmişim duyguların.

Hiç ağlamayacağım,
Bencil biri gibi.
Tuzlu bir ayran olacak öğleleri,
Akşamlar yüzen bir balığın suyu.
Ben kendim için ağlayacağım.
Ama çok oldu ağlamayalı.


Ve Sen Benimsin


Yağmur damlaları düşüyor, 
Güneş parlıyor, 
Ay ışıyor, 
Bu seni bir mayın yapıyor. 
Nehirdeki bankalar, 
Kumlar sahil için. 
Kalbim de atıyor. 
Ve bu beni sen yapıyor. 
İğnelerin de vardır gözleri. 
Yine de batabilir. 
Ağaçta yapıştırıcı, 
Bu şeyleri yapıştırabilir. 
Kışta bahar vardır, 
Çorapta ayaklar. 
Biberde nane vardır. 
Bu onu tatlı yapar. 
Öğretmenlerin dersi vardır. 
Çorbanda çift seyehat. 
Avukatlar kötü halka dava açar. 
Doktorlar iyileştirir. 
Bunlar doğru mu bilmem ama, 
Ben seninim. 
Ve Sen benim.
Nikki Giovanni 
Çeviri : BayBilgi Bb

Ankara#2


Bir simit olalım şimdi Ankara'da. 
Susamların kuşlara, ekmeklerin açlara uçtuğu gibi, 
Her sabah meydanda doğalım şimdi. 
Şişelerin gıcırtılarına bir bozukluk atalım. 

Toz duman olalım sokaklarda. 
Heyecanın duvarlara sindiği gibi, 
Biz de koşalım sokaklarda. 

Serçeler gibi köprülere tüyelim. 
Gün battı mı Ankara'da, 
Dolmuşlarından çıkan dumanlar işte, 
Huzur bulalım bulutlarında. 

Çevre yolundan hızla uçalım Ankara'ya. 
Küçük esnafın elindeki ürünler gibi, 
Biz de yerleşelim Ankara'ya. 

Heykelinde Ulus olalım mesela. 
Kızılay'ında dükkanların camları gibi, 
Parlak bir ay olalım geceleri. 
Ankara kokulu sabahlarında, 
Ayaz olalım. 
İşte biz de kilit taşı olalım Ankara'da. 
Bir simit olalım. 
Susamların kuşlara uçtuğu gibi uçalım. 
Trafikte kilit olalım. 
Bir şehir olalım, Ankara gibi mesela. 

Yaşamak


Ne zaman bir rüzgara bıraksam meltemimi, 
Sözlerim denizden dağ gibi uzar. 
Fırtına kopsa limanda, 
Gemiler limandan bir çocuk teknesine yol alır. 

Arada kalsa da yıllar, 
Mevsimler geçse de bahara, 
Yıllarım tükense de kalsam. 
Bir başıma bıraksam kendimi. 

Yokuş olsa düzlükler. 
Ne zaman bıraksam düzlüğe kendimi, 
Bisikletle ufka yükselir tekerler. 
Pedallar hayat olur. 

Şiirler tükense de kalsam,
Şarkılar mısra olur. 
Defterler sayfalarda, 
Mürekkep mürekkep izler kalır. 

Yığın olsa kışın karlar,
Soğuklar vurdu hasada ,
Eylül koştu mu ekime ,
Baharlar kışlar olur.

Büyüsü bozulduğunda ,
Dumanlar yükselir bulutlara .
Tam uçacakken gökyüzüne ,
Nefesim seller olur, 
Yağan yağmurun arkasına. 

Kabul olsa yaşamak, 
Ölümler de olur. 
Bire hasret kalır. 
Bedenler toprak olur. 
Yükselir bulutlar, 
Ben gibi kalır. 
Beden ruh olur. 
Şafaklar sabahlar gibi kalır. 

Blogum 1 Yaşında


Herkesin Zafer Bayramı kutlu olsun. Hürriyet içinde yazabilmek çok güzel. Aradan 1 sene geçti. Yine Zafer Bayramı ve yine mutlu, huzurlu bir sabaha gözlerimi açtım. Duygularımı açıkça ilk defa bu blogda paylaştım. Edebiyatın güzelliğiyle ilk defa burada karşılaştım. Hep heyecanla izledim birilerinin yazımı okumasını. Hayata umut dolu bakmamı sağladı bu blog. Daha önceleri yalın düşünürdüm yani 1+1 = 2 gibi mesela ama şimdi ise 2 'nin her zaman 1+1 den oluşmadığını biliyorum. İnsanlar büyüyor, gelişiyor ve daha çok paylaşma isteği duyuyor. Paylaşım sitelerinin sayısı artıyor ve yazılarını rahatça paylaşabilecek özgür insanlardan oluşuyor dünya. Paylaşmak yalnızlığın yok oluşunu izlemektir. Paylaşmak çoğalmaktır. Paylaşmak mutlu olmaktır. Yazıyorum bugün de. Yine yazacağım. Yazdıkça mürekkebimin çoğalacağını biliyorum. İnsanlar doğdukları gün yazdı. Şimdi neden öldüğümüz gün yazmayalım ki? Yaşanılanlara değer verin. Anılar paylaştıkça çoğalır. Paylaşımlara değer katan takiplerdir. Blogumu takip etmeyi unutmayın. 

Şiir Nedir?


Şiir en eski edebiyat türüdür. Şiir tanımlanamaz ve her tanım şiir için uygun değildir. Biz yine de şiirin tanımını yapalım. Şiir her türlü duygu, düşünce, anıların kurallar çerçevesinde veya kurallara bağlı kalmadan yazılan yazılardır. 
Şiir çok anlamlı veya anlatımın sadelikten çok zevksizliğe, hayattan çok ölüme, sevgiden çok ayrılığa, aydınlıktan çok karanlığa, zıtlıklarla benzerliklerin karışımından, doğanın oluşumundan

Tren Saati


Saat ve dakikalar hızlanır.
Trenin uzağa gitmesi gerekir.
Dağın eteklerinden ufkun dinginliğine kadar,
Bir de bakmışsın ardın arkası geriye.

Süzmeli çizgiler saçların gibi.
Savruluyor tren camından,
Savrulan giden hayatların üstüne.
Tozlar konuyor kar tanelerine.

Günün sekizinci saati,
Dokuz doğuran kısrak,
Yetişemez serpilen bir ata.
Tren varamadı.
Saat ve dakikalar durdu.

Yaşama Sanatı : HAYAT


“Yaşam, kaybetmeyi öğrenmektir. ” derlerdi bize. Ahmet Ümit bir kitabında bunu şöyle açıklamıştı :

Ağla Gurbet


Ağlayanların seveni olmaz. 
Oysa ağlayanlar sevmez beni. 
Benim ağlayan sevdiğim gibi. 
Bebeklerine gözyaşıyla baktığım gibi. 

El olsa yaban otlara, 
Tarladaki aygırı besleyeni, 
Bakmaz memleket fanisine baktığı gibi. 
Açmaz kara dağlara yürek açtığı gibi. 
Aç kaldı yumrular, 
Açlığa ömür yettiği gibi. 

Kültür bağrı yurduma, 
Ağlayan elbet oldu. 
Ben sevdim ağlayan bozkırı ve gurbet, 
Ağlamayanı sevmedi yurt. 
Benim ağlamayan sevdiğim gibi. 

Eceline gelmedi dikenli çalı. 
Sayfalara okunan dualara, 
Elinde tüfek, dilinde vatan, 
Şerefle bağışladı kara dağlara yatan,
Sayısız ay şafağı gecelerini. 

Artık ağla gurbet. 
Ağlayan olmaz fanilere. 
Ağla gurbet, ağla. 
Seven olmaz sevilenlere. 

Vakti Sefa


Her fırtına çıktığında yağmur yağıyor.
Şimşekler sanki bir çocuğu korkutmak istercesine pencereden,
Haykırıyor gecenin soğuğunu.
Bir bebek de ağlıyor.

Gözyaşları boşanırcasına yağmurlar,
Bir göl oluşturmuş kalbimizde.
Rüzgarlar ağaçlar gibi dik başlı.
Asi mi asi bulutlar.

Güneş küstür bu vakitte şimşeklere.
Salyangozlar koşuyor göllerden aşağıya.
Bulutlar çarşafımız oldu göllerden.
Uyku ağlıyor, böcekler bu vakitte gayrimeşru.

Yağmur dinse güneş yüzünü göstermeden gökyüzüne,
Sonra tekrar ağlar bulutlarım.
Kiremitler üşütmesin.
Üşütmesin insanların burkuk yüreklerini kiremitler.
Ağlamasın afetlerde sellerim, depremlerim.
Vakti sefa gökyüzüne koşmanın.


Bardaklar Kadar


Gölgeler akşamları salınır insanların arasına. 
Uykular sabahları uyanır yıldızlarla. Yaşlı koşar mevsimler hayat bahçesine.
Bir sen koşamadın ve biz. 

Yanyanaydı gökyüzü hem vuruk hem burkuk. 
Bardaklar insanlar kadar çok. 
Ağızlara uzak durup, su kaybolurdu bardaklardan. 
Akşamları salınırdı sular yer altında insanlardan. 

Yaşam merkeziydi kalıp olmuş duygulara. 
Biraz uzaktı mutluluğa. 
Her yere bir adım insan, 
Fersah fersah boşalan kuytularda.

Hesapta saadet yoktu. 
Sayılar dolu dünya dizginine. 
Dörtnala işliyordu hayatın sonlarını. 
Sonlar kuytularda salınırdı insanların arasına. 
Dünya dizginini sayılara bırakırdın. 
Sen de gittin dörtnala dolu dizgin. 
Can kadar, cam kadar keskin. 

Toprak ve Sen


Bir gün de aydınlığa açıyım ellerimi.
Açmıştım sanki güneş ardımdan,
Ben cesur davrandım yüreğime.
Yürek bende çaresiz sanki.

Bakmadım hiç yorgunluk vakitlerinde,
Bir yudum aldığım süt beyazı bulutlara.
Kahverengi topraklarında toprağına dolgun hasadı,
Dokunmadı bensiz, kimsesiz, sahipsiz.

Mavi bir göl vardı kalp yolunda.
Bir ucu toprağına, bir ucu bulutlarına.
Sonunu bilmediğim bir akarsu vakitlerin.
Ben vakitsizce harcarken vakitleri,
Suyuna dolgun bir göl.
Bir ucunda akarsu, bir ucunda çöl.

Fırtınalar vurdu doluları.
Mevsimleri de alıp götüren oydu topraklarına.
Hasadını yaptığım toprak,
Sessizce bağrına basarken insanı,
Beni de seni de basıyor bağrına.

Çoğunun böyle başladı hikayesi.
Özünden uzaklaşan onlar değil miydi?
Tekrardan döner mi bilmem.
Bildiğime yakınca,
Kanayan bir göl,
Sahipsiz bir toprak,
Biliyorum insanlar kimsesiz.

Ben


Yorulmadım bugün. 
Onca insanın peşinde gölge olduğumun kanıtı, 
Ezberledim cümlelerimi. 
Atladığım duvarların üstüne yıkılmaktan korktum. 

Rezede kimi zaman yağ oldum gıcırdayan kapılara. 
Hiçbir zaman olmadım bir kapı. 
Ustaca taş döktüğüm yollarda kaldı bedenim. 
Ruhumun uçtuğunu gördüğüm gün,  zıplayarak yakaladım bulutları. 

Hasret kaldı saat bire. 
Uslanmadım yıkılan güneşime. 
Biraz daha hırpaladım bedenimi. 
Ruhum yorulmadı bedenim yorulduğundan. 

G. Ü. L.

Çok oldu üzüntülere ağlamayalı.
Basit şeyleri hayatın umuruna sokmayalı.
Gül oğlum, güldüğün acılar yüceltecek seni.
Sevmeyi unutacak kadar,
Gülmeyi sev.

Gerçek Şu ki


Sana hiç dediler mi bulut geldiğinde ay ışığına umudu kaybedersin diye.
Sevinç yaklaştığında güneş batarken keman çalan adam kadar umutsuz yokluğuna hayatın tek düzeliğini yaşamak.
Ulaşımı zor olan bulutları geçip dünyaya bakınca sevdiğim ayı ve güneşi göz yaşlarıyla ıslamak kadar bayağı hayat.
Ucuzluğuna aldırış etmediğim umutları yitirip karanlıkta beklemektendir insanlığın derdi.
Karanlığı dert edip yokluğuna ağlamak güneşin,
Çaresizlikten başka belki biraz olsun aşkı yaşamaktır.
Güneş olduğu sürece bilmezler yok olan hüsranıdır aşkın.

Sabah uyandığında ve akşam yattığında dünya,
Uyumayan beyaz gri bulutlar,
Yıldızın parlaklığını görenlerdir.
Acımasızlığını çeken hayatın sen değilsin.
Kadere karşı gelmekten rezilliğin.
Sevgisizlik güneşi görememekten.
Tek düzeliğini görmekte olduğu için hayat sade ve bayat.
Yokuşlarını ve düzlüklerini ay ışığında geçenler mutludur.
Yıldızın parlaklığını görenler her zaman umutludur.

Yıkılan...


Yıldızlar bunalmış derinlemesine
Evler uzak duruyor yeryüzüne
Bir yıldız kaydı sokaklardan
Bembeyaz kar gibi umut dolu hayallere.

Camlar bugün de yıldız.
Gözler gibi yaşarken temiz kalsaydı,
Güneş olurdu evren.
Pare pare dökülürdü gidenlere.

Arkada kalacaksa gün kalsın
Geceler gidenlere ışık olmaz
Karanlığınla aydınlanır,
Toprakla sulanırdık
Yeşermezdik ki bu kadar çok huzur varken.
Yetmezdi bize aydınlık
Zaten bir yanımız karanlık
Solmak üzere çiçekler
Onları aydınlatan bir dünya yok
Aydınlatmaz güneşler.
Parlayan fenerler kadar
Sokaklardaki yıldızlara
Boşalan sular yeter.

Yıkılsın viraneler
Sallansın depremle lal edilen insanlık
Haykıranlar kalmadı
Kalanlar karanlıkla
Saklambaç oynarlar.
Yakalayanlar ebe olur,
Sobelenen yıldızlara.

Gemiler


Saat 5'e 10 var diyemem.
Bir gemi limanda.
Güvertede bir tekne.
İnsan var gemide güneşi bekleyen.
Sırtımı güverteye dayamış,
Bekliyorum gemilerimi.
Uzun bir yolculuk düşüncesi gemilerin teknelerden ayrı farkı.
Uzun, çelimsiz, güçsüz bir tekne.
Suya dokunsa, yüzünü çevirse suyuna,
Parlak bir gelecek bekleyecek.
Hürriyet, bağımsızlık kadar hür.
Bir kuşun umuda yükselişi gibi saf.
Bir tekne ve bir gemi.
İki kardeş iki denizden iki asi özgürlüğü bulmuş gibi saf.
Ben denizleri bildim bileli,
Olmadı gemilerime ne bir su ne de bağımsızlık sefası.
Uzaklaşın gemilerim.
Sizi bekleyen bir tekne var uzakta.
Her şeyden hakkını almış gibi umutlarım.
Gemilerim bahtiyar mı diyemem.
Saat 5'e 10 var.
Güneşin tatlılığı ufkumuzda.
Gemilerimde hüzün.
Saat 5'e 10 var diyemem.

Sabırdan Ziyade

Hicran düştü günün yağmurunda sokaklarıma.
Sadakatte sınır kalmadı, bende yok sabırdan ziyade.
Akşamüstüleri ay battı, güneş battı.
Sabırımdan bir damla kalmadı.

Koştum hayatı, aceleyle yaşadım yıllarımı birer birer.
Hayat gülmedi yüzüme bir kez olsun yıkanan ilkbahar yağmurlarıyla.
Gök delindi ben senden hazan istedim.
Dolu verdi yaz yağmurlarıma.
Güneş verdi rüzgarlarıma.
Sel verdi topraklarıma.
Sabırla bekledim mevsimleri.

Bir ağacın altında, bazen topraklarında.
Sabır ile mutlu kıldım hayatın gerçeğini.
Sadakatle hoş eyledim yapraklarını.
Sevgimle sevdim yıllarını.

Sabır ettim, ziyanla bakmadım hiç gözlerine.
İşte hayat güzel gözlerin için bu sabrım sana.
Ay aydın gecelerine; ve gündüzlerine aşkla, sevgiyle, tutkuyla.
Bir bedene daha girse gözlerim,
Tan vakti sana gönlümü bağışlardım.
Her yıl senin için bekliyor bedenim. Her ayın şefkatle, merhametle bereketleniyor ruhumda. Şefkat pınarlarından bir damla su için yaşıyor ömrüm.
Mutlu rüzgar, mutlu sel, mutlu hazan.
Hicran düştü günün rüzgarlarında sokaklarıma.

Serçe Kondu


Serçe kondu penceremin önüne,
Gökyüzünde özgürlüğü yakalamış uçaklar kadar hür.
Tüyleri açıktan maviye.
Bulutları tükenmek üzereyken tüylerindeki seslere,
Gagasının ışığı yüzüne vurmadığından kederi.
Bir rehavet çökmüş ellerime.
O da senin gibi ellere yavan, yaban.
Serçe kondu bulutlara.
Gökyüzünde ses bulan kadere,
Yeryüzünde konmak istersen,
Penceremin önünde serçelerim.
Yaban ellerime kapanmış umutsuzluğu,
Sana da bulaştırmadan,
Uçurayım pencereden gökyüzü açık mavi denizlere.
Ellerinden kanatlarına tüyleri,
Bulut kadar beyazımsı.
Serçeler özgürlüğü yakalamış.
Ellerim mahkum serçelere.

Gece Perdeleri


Gecenin perdeleri rüzgardan ay aydınlığına ulaşıyor.
Ufaktan bir tren geçiyor parmaklarımın ucundaki şişeye.
Gece kadar siyah şişeme ayı sığdırıyorum.
Silik görüntülerle süslüyorum pencereleri.
Perdeleri yıkamışım galiba biraz sıcakta.

Mayhoş bir gökyüzü kalemimin ucunda.
Dilimin kenarında ay ışığı.
Gelinliğin duvağı kadar parlak ışıklar.
Bir tren geçiyor gözlerimin önünden.

Sabaha doğru gündüz benim için.
Gecenin içindeki gündüzleri sorma.
Gündüzlerin içinde gece olduğu kadar,
Şişemdeki geceler gerçek.
Rüzgarları gecenin perdelerine estiren kadar,
Bir şişe var ve karanlık geceler perdelerde.

Bahar Kokusu (Ankara)


Mevsimden mevsime değişiklik gösteren üstün bir bahar kokusu burnumda.
Fırtına ve rüzgara eşlik eden bir minare var.
Üstümüzde fırtınalara destek veren, her bir akşamı yaşayan geceler.
Farklı olmasa gün doğumu Ankara'da,
Sürekli sevmekten yorulduğum sokakları,
Baharıyla kavuşmazdı yapraklar.
Şehir şehir gezen bir Ankara var,
Damla damla ağlayan sokaklar.
Kış gelse Ankara'ya, yaz gelse kaybolan şehirlere bürünemez Ankara.
Gün doğumunu keşfettiğim şehirler,
Güneşini öpmezler.
Bulutları öptükleri kadar.
Hafif bir yalan sıyırsa gözlerimden aşağıya.
Ankara havasını okuyacak,
Topraklar kokularını.
Yaşayan gökyüzüne can verecek sokaklar.
Mahalle aralarında  şehirlere kaçırdığım  misketler.
Ankara 'yı yaşamaktan ölmeyi tercih eder baharlar.
Baharıyla kavuşmazdı sevdiğim yapraklar.

HOTEL ODASI


 HOTEL ODASI
Özgürlüğü sığdırdım kutusuna.
Bir kelebeğin kanatlarının cızırtısı seviyor.
Dirim dirim parlıyor ıslatmaya korktuğum,
Tepelerden kayarak geliyor.
Ot üslerinden, sağanağa konmuş.
Baca tüten tüm çatılarda,
Üstünü
Dudaklarım titriyor.
Soğumuş ağzımdan donuk gülümsemeler.
Çıkar.
Sözlerin!
Ne güzel, diyorum; şu apartman lambasında,
Ölme yanılgısı var, baş kaldırma.
Ama kalem içleri değiştirmek var hep.
Donarsın dediğim kelebek,
Yaşar, ne yazık, sanmıştım.
Kahveler, oda içlerinin yatak üstlerine kıvrıldığı noktalarda.
Koyu bir at beliriyor.
Saçları sarıslak
Cılız bir at bu- besbelli cılız.
Çivisi sağlam olsa hatta demirlerinin, şu kumlarının sıcağına dayanma,
Demircinin gözleri iyi görüyor olsa,
Şu çöl hatırası kumlara,
Kimse yok demirden bir tabela yapacak.
Yağmur yağıyor.
Nemler dolaşıyor kuytularda oyuntuların
Burnumun iki yanı hep tuz gören odalar- Rutubetli-
Kendime, soyuver onları altlarında anlam ara diyorum.
Kalk diyorum içimden.
Altın sarı dalgalı cam fanuslarda çiçekler biten.
Mürekkep değiştirme vakti.
Ne güzel.
Musa Samet Önlü

Kimmiş Bu Adam

Selamlaşmalara veya geçiştirmelerle sığlaştırılmış tahammül etmeler, “İnsan çiğ et idi, tek kabuktu,
güneş onu pişirdi.” deyişindeki kabuklar gibi soyulup aranızda görece daha samimi, yer yer titreşip
kendini görünür kılan bağ, gözlerindeki parıltıyı ve düşünce gücünü görmenizi biraz olsun
kolaylaştırabilir.
Farklı düşünür, düşünmek için düşünür ve söz oyunları kurar. İyi ki de bunları yapar.
 Siyah saçları, beynine dolmuş düşüncelere çeki düzen vermek istercesine düzdür.
Musa Samet Önlü

Merdivenler



Yürüsem de gözlerim kapalı, bir çıkmaz sokakta gibiyim bazen.
Yalnız bir bebek gibiyim sokak ortasında sorulmayan duvarlara.
Yorulmaya değmeyen bir merdivenin başında bekleyip duruyorum.
Gözlerimi kapatmasalar gözyaşlarımı döktüğüm ak mendile.

Bir bardak kırılsa benden soracaklar hesabını.
Su içmek için kullanılır güneş altında ışıldayan bardaklar.
Bana bir su dahi vermezler art arda sıralanan merdivenlerde.

Sayfalar dönüp duruyor pencereden esen rüzgara karşı.
Bir pencere oluyor kaldırımın önündeki merdivenler.
Basamaklar dönüp duruyor bir kitabın kapakları arasındaki yapraklar gibi.
Yorulmaya değmeyen bir merdivenin ortasında vazgeçesim var bu günlerde.
Gözlerimi kapatsalar saatlerimi harcadığım merdivenlere.

Kırmızı


Sana kırmızı diyorlar,
Ben nedendir bilmedim hiç.
Kırmızıya boyamışsın yüzümüzü.
Nasıl gülerdin gençlik yaşlarında?
Kızıl dişlerin vardı,
Al al yanakların.
Sana kırmızı derlerdi.
Nedendir bilmedim hiç.

Karşı kaldırımda yürürdü kırmızı çocuk.
Koşardı sokakları hiç durmadan.
Hızlı hızlı koşardı,
Yavaş yavaş bakardı kırmızı gözleriyle.
Sana kırmızı derlerdi.
Kızıl bir gökyüzü vardı güneşimizde.
Kırmızı derlerdi bana.
Nedendir bilmedim hiç.

Boş Resim

Karmaşık da olsa tarif edeceğim kelimeler,
Söylemesi zor da olsa.
Yavaş yavaş anlatacak yüreğim.
Öğrenecek söylenen her bir sözü zihinler.

Kalbe yağmur etki etmez.
Yosun tutmaz benim kalbim sağanakta.
Yosun tutmaz düşüncelerin gölgesi düşerken üstüne.
Hakaretleri işitirken zarar görmez.

Kendinizi tatmin etmeyin göz yaşlarıyla ıslanırken kirpiklerim,
Tekrar tekrar söylenenler yarar sağlamaz size.
Yarar sağlamaz sıkıntıdaysa düşünceleriniz.
Belki boş bir resim daha iyi anlatır bunu benden.
Yavaş yavaş anlatacak resmim.
Öğrenecek söylenen her bir sözü zihinler.

Bilmiyoruz


Bir nefesi hayata sığdırabilir misin?
Hayatı bir sözcüğün içine,
İnanabilir misin yaptığın her hareketin bir iş olduğuna?
Bilmiyorsun, bilmediğin için konuşuyor kelimeler.

Rüzgarlar



Bir taraftan öbür tarafa esen bir rüzgar gibi savrulup gidiyorum ömür boyunca.
Yeşil yapraklar yön veriyor hayatıma.
Bilmiyorum nereye gidiyorum,ne yapacak bu rüzgar esintisi?

Rüzgar bazen hüzün katıyor duygularıma.
Bazen de çok sert esiyor yaşlanan yüzüme.
Her vurduğu tokat beni daha da yıpratıyor.
Yıkılışım bana kamçı olacağı yere, çıkmaz bir sokağın sonundaki duvar oluyor.

Pes etse de yüreğim, yılmamak hoşnutluk veriyor.
Rüzgarın attığı her tokada birer birer teşekkür ediyorum.
Bana rüzgarları öğreten hayat!
Tokatların hesabını sormaz rüzgarlar.

Tarih Şeridi


-18 Mart Çanakkale Zaferi'nin 103. yıl dönümünde başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün silah arkadaşlarını ve şehitlerimizi saygıyla anıyoruz. -

Dört Mevsim

Bir nefeste boğulmak istiyorum.
Kışın sıcak olur derler ya.
İşte yine kar yağıyor,
Daha sıcak olacak hava.

İster güneş ağlasın.
Diyecek söz yok bu ılıman sonbahara.
İsterse yaktığın onlarca gence,
bir af dilemen gerekmez mi?

Eriyor tükürdüğüm her göz yaşım,
Sözlerimin yaşını kurutmaz mı?
Belki de bu yaz soğuğu vurdu sonbahara,
Ya da vurması gerekmez mi?

Gün Sonu 2


Pencere bugün biraz daha açık.
Yüzüme esen rüzgar ve güneş,
Teker teker anlatıyor gürültüleri.
Bir de kedi ve köpek, didişiyorlar.

Perdeler ardıma kadar yükseliyorlar.
Önümde de bir bulut,
Nasıl da sıcak bir hava.
Beni bıktıracak kadar sıcak.

Uçurtmalar


Uçurtmalar
Söyle, hani uçmazdı uçurtmalar?
Renklere boğmazdı gökyüzünü,
Gökyüzünün renklerine karışmazdı, Dalgalanmaz derlerdi ufukta,
İpten bağımsız olamazdı,
Şimdi uçuyor uçurtmalar.
Uç uçabildiğin yerlere.
Ardından bırakacağın renkler,
Uçtuğunu anımsatıyor.

Çakıl Taşları


Nerden baksam şu çakıl taşlarına,
Suya uzanmış, gökyüzüne başını.
Alıp gitmiş boş boş su dalgaları,
Başka çakıl taşları limanlarına.

Damla damla dalgalanıyor.
Batıyor dipsiz okyanusa.
Hiç fark etmiyor su kuşunu.
Su kuşu alıyor çakıl taşlarını.

Yakamoz kaybediyor,
Her taşa bir sorunu.
Çakıl taşları daha soğuk,
Daha ıslak denizlerden.

Güzel Hayat


Ben, sen ve onlar,
Martılar kayık çekiyor, uzaktaydılar.
Çaresi yok, başımı çevirsem gökyüzüne,
Hayatın sarhoşluğuna kapılmamanın.

Hasta Adam



Hasta Adam
Hastalık kokuyor oda.
Dönüp dolaşıyor kasvetli hava.
Anlamsız hikayeler ve şiirler,
Anlamsız sözcükler dönüp dolaşıyor.

Rüzgar, pencere pervazından,
Fısıldıyor kendince sessiz sonbaharı.
Hava hasta ediyor yaprakları.
Meydan okuyorum o sonbahar yaprakları.

Bugün hastalar sarı yapraklar.
Hasta nefesini üflüyor kederime,
Odamın tavanı kireç serpiyor üstüme.
Şu aciz bedenim dönüp dolaşıyor.

Bugün bağrımı açıyorum rüzgara.
Meydan okuyorum bu ayaz sabahlara.
Nail olmak istiyorum kara topraklara,
Ben hasta adam, hasta olmak istiyorum.

Raining for You



Raining for You
It is raining from there.
Because of weather for you.
You came to there.
Now Love to Love your life.

It is away from you.
Because you love your money.
Much or more.
It is none of you.
Only Love your Love.

It was raining...
Clouds were angry.
You were happy.
Life will be...
Differences of you will be that.

Don't be angry, keep calm.
It is raining from there.
Train says '' Cuf Cuf Cuf''
Now you mention it.
Now Love to Love your life.