Featured Posts Slider

Image Slider

Palyaço


Bu akşam kocaman bir balon uçuracağım. Herkes mutlu olacak. Kim palyaçolardan korkar? Ben korkmuyorum. Onun balonu gökyüzünde. Gördün mü? İçinde ne var? Herkes mutluysa o zaman ben yokum. Benim neden yüzüm gülmüyor? Hepiniz bana yalan söylüyorsunuz. Siz hiç mutlu olmadınız ki. Bedenler yalan söylüyor. Bu gece kocaman bir balon uçuyor. İçinde kimse yok. Bencil insanlar balonu patlatacaklar. Bu palyaçonun balonu. Herkes palyaçoları sever. Bu balonda özgürlük yok. Kocaman bir balon uçacak bu sabah. Herkes bu balonu sevecek. Herkes mutlu olacak. Patlatmayın balonları.

Kişiliksiz


Yalnız, güneşin doğuşu silinmiş.
Günahsız bir kul ötede.
Oynasın ışığın huzmesi vururken üstüne.
Çünkü o zaman anlaşılır kişiliksiz.

Yalnız ya hani,
Kimse yok mu çevresinde?
Ağlamaklı bir obez yıkılmış.
Koşup kurtaran yok.

Sıkıntıdan kendini vurmuş duvarlara.
Obez daha yolun yarısında.
İstese de yetişemez.
Asmış çiçekleri boynuna.

Bekle diyesimiz yok.
Beklemiş çok fazla.
Beklemekten de sıkılan obez,
Asmış bıçakları boynuna.

Sarılamadan çiçekler, bıçakları kesmiş.
Sesler kesilmiş.
Yıkılmış obez.
Ayağa kalkamadan düşmüş.
Yalnız güneşin doğuşu silinmiş.

Yüz Yüze


Bak, aynada bu yüze bakınca,
Bir şüphe belirecek gözlerinde.
Çirkin bir sıfatla bakıyorum.
Güller açmasın, kararınca duvarlar.

Bekle, bu son bekleyiş değil.
Aynayı cebimden çıkarıp,
Duvara savurunca ağlıyorum.
Yüzüme güllerin dikenleri batıyor.

Amma alçak bu yüz.
Hangi bedenden çıktı belli olmaz.
Belki benimdir,
Belki senin.

Etnografya Müzesi



Etnografya Müzesi Ankara'nın Namazgah adı ile anılan semtinde, Müslüman mezarlığı olan tepede kurulmuştur. Anılan tepe, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce 15 Kasım 1925 tarihinde müze yapılmıştır.
Satın alınan 1250 adet eser, 1927 yılında inşası tamamlanan müzede teşhir edilmiştir. Müze müdürlüğüne de Hamit Zübeyr Koşay atanmıştır. Müze 18.07.1930'da halka açılmıştır. 1938 Kasım ayında müzenin iç avlusu, geçici kabir olarak ayrılıncaya kadar açık kalmıştır.

Akşam


Yavaş yavaş solumaktayım.
Taş attım bir de baktım ki gök yarılmış.
Toz sevda kokmuş.
Korktum da kaçtım kırlardan.
Yere düştüm bakan olmadı.
Kanamaktaydı ela, gözler önüne serilince.
Yolun sonu uçurum.
Kenarında oynayan iki çocuk,
Biri pamuk tarlası ,
Yanmış yürek bahçesi .
Soluklandım .
Öyküm belki o zaman anlaşılır olur.
Elleri kırılsın hikaye suskuncusunun.
Yolun sonu görünüyor.
Toz taşlara sürüklensin.
Toz kırlardan kaç.
Taş attım gökyüzüne.

Siyah Et


Bihaber bekliyorum çocuksu kahve bültenlerinin üç kağıdını.
Sevda dedikleri sevmeye dahil değilmiş.
İki gürültü kopardılar güllerden,
Kırmızı gözyaşıymış, pınar köşelerinde saklanasını oynamak.
Dava adamı deyip fıkralarda hürri et pişirme koca bir oyunmuş.
Sabah saatlerinde mangal keyfi olmuyor be.

Bir Kişi


Bir aşk düşün ve artık sakın.
Gök burnunda iki yıldız.
İki fidandan iki güvercin çıkar mı?
Çıkacak onlarca söz arasından,
İki bulut firarda ve zehirli gök.