Featured Posts Slider

Image Slider

Bir Tek Lira Derneği



Geçenlerde harika bir sosyal yardımlaşma projesi duydum ve paylaşmak istedim. Herkes iyilik için 1 TL verse kendi cebinden Türkiyede fakir kalmaz. 7 üniversiteli genç de dernek kurmuş ve 1 TL org diye bir site kurmuşlar. Siz de destek vermek isterseniz linki şuraya bırakıyorum.

http://www.1tl.org.tr/

Derneğimizi; gönüllü üyelerimizin içine Aylık 1 TL atacağı ve hatta atılan 1 TL miktarını online olarak da görebilecekleri şeffaf bir kumbara olarak tanımlıyoruz. Gönüllü üyelik sistemimiz havuz sistemine dayandığı için, içine attığınız Aylık 1TL ile yaptığımız bütün hayır işlerine ortak olmuş olacaksınız. Çok cüzi bir miktar ödeyerek birçok sosyal yardım kampanyasına aynı anda katkı sağlamış olacaksınız.


 


GÖNÜLLÜ ÜYELİK


            Derneğin gayesini benimseyen ve bu gayeyi gerçekleştirmeye yönelik çalışma konularına gönüllü olarak katılmak isteyen herkes Bir Tek Lira Derneği’nin gönüllü üyelik sistemine katılabilir.


            Gönüllü üyelerimiz istekleri halinde, aylık 1 TL olan gönüllü üyelik aidatımıza katılabilir ve toplanan gönüllü üye aidatları ile yapığımız hayır işlerine ortak olabilirler. Aylık sadece 1 Tek Lira ödeyerek ortak oldukları bağışları web sitemizden takip edebilirler. Üye aidat sisteminden çıkmak isteyen gönüllü üyelerimiz diledikleri anda kolayca sistemden çıkabilirler.


- Aylık sadece 1 TL olan gönüllü üyelik aidatına katılmak için ana sayfamızdaki “Online Gönüllü Üyelik Kaydı” bölümüne tıklayınız veya cep telefonunuzun kısa mesaj  bölümüne boşluk bırakmadan 1TL yazıp 8071’e gönderiniz. Gelen onay mesajını EVET yazarak cevapladığınızda işlem tamamlanacaktır.


- Aylık sadece 1 TL olan gönüllü üyelik aidatından çıkmak için iptal 1TL yazıp 8071’e göndermeniz yeterlidir.


Ensturmana Aşık Olmak

Aşk yalnız insanlara olmaz. Bazen nesnelere de aşık olur insan. Bu nesne bir ensturman olabilir. Sizin dertli olduğunuz her an konuşur ve bir şeyler söyler sonra da alır gider tüm olumsuzluğu. Klavyenin tahtasına dokunmak, tellerde yavaşça akor basmak ya da hiç bitmeyecek bir ritimle sonsuzluğa ulaşmak daha önce tadılmayan bir zevk. Bu zevki ne insanlar yaşatabilir size ne de mesleğiniz ve sizin de tutkunuz varsa her an yeni bir şey öğrenip üretmek size yeni kapılar açar. Müzik her insanın ihtiyaç duyduğu bir şeydir su gibi yani ama suyun rengini ve tadını ancak onun zevkini yakalayan anlar. Hayatta mesleki başarımız her şeyimiz tam olabilir ama müzik yoksa ortada yaşam da yoktur. Edebiyat da böyledir. Dünyadaki tüm dertler unutulur onunla ve yalnız onunla olan ilişkiniz kalır. Arpejle solo girmek parçaya ya da ritimle akor basmak ya da tuşla parça söylemek her birinin tadı ve zevki ayrı bir dünya. Ensturman da bir sevgilidir aslında. Sizi zevkin en yükseğine çıkarır. Elinize size uygun olan ensturmanı alın ve müziği beyninizde hissedin.

Bilginin Penceresi Seri Öyküleri: Beğenirseniz Devam Edecek



 Hayata başladığım ilk zamanlardı. Bir cümlenin hikayenin başını getirmesi gibi ben de bu hikayeye böyle başladım. Herkes gibi sıradan bir hayat yaşarken hayat yolunun engebe ve dönemeçlerle dolu olduğunu nasıl bilebilirdim ki? Hayat hikayesi yazmak uzun bir uğraşın sonucunda var olur. 25. Saati de biz bu uzun uğraşlar sonucu ortaya çıkardık. Hepiniz soracaksınız 25. Saat nedir? 25. Saat hayatınıza yön veren hayatın her anında sizin yönettiğiniz bir tiyatrodur. Henüz bir yıldır tanıdığım Jack ile 25. Saati karanlık bir konferans salonunda insanların karşısında sunduk. Belki bizi dinleyen birkaç kişi vardı o salonda ama anladım ki hiç kimse kendisini yeteri kadar iyi tanımıyormuş. Bence Türkçede öğretilmesi zorunlu olan konuların başında sıfatlar gelmeli. Bir insana o kadar kolay sıfatlar takıyoruz ki sonrasında bile o insanı hep o sıfatlarla anıyoruz. Hiçbir zaman yakından tanıma fırsatı bulamıyoruz. Konferansa başladığımızda yardımcı ekip ışık ve sesi ayarlıyordu. Tüm ışıklar birden kapandı. Sahnede sadece Jack ve ben vardım. Herkes garip bir şekilde ne anlatacağımız konusunda fikir yürütüyordu. Sonrasında her şey doğaçlama gelişti. 

Sahne 1

Hayat nedir Jack? Bizi kıran onca şeye rağmen yaşamak biraz da zevk için yapılan bir duygu mu? Yoksa gerçek mutluluk bu sahne gibi ışıksız bir zamana bırakılmış uzay içindeki soğuk kainat mı? Bence hayat kimsenin tam anlamıyla çözemediği bir soru? Hepiniz hoş geldiniz. Size bugün hayatı anlatacağız. Kimse dinlemese bile 25. Saat hayat gibi her an tekrar var olma fırsatı yakalayacak. 

... 

Karanlığın verdiği coşkuyla loş ışıktan bir alkış tufanı koptu. Biliyorduk ki insanlar ne yapmaya çalıştığımızı merak ediyorlardı. Jack de kan ter içinde kalmış heyecandan eli ayağı tutmuyordu. Konferanslar her hafta perşembe günleri devam ederken mutluluğumuzu bu tiyatro salonunun tozlu zeminine yazdık. Her perşembe biraz daha gelen oluyor biraz daha derken artık salon insanları almamaya başladı. Jack ve ben öğrenciydik. Yeni bir salon kiralayacak kadar paramız yoktu. 25. Saati çocukluğumu geçirdiğim parkta yapacaktık. Hem daha çok insana ulaşabilir hem de gecenin koyuluğunu insanlara aşılayabilirdik. Parkı kolaçan edip mekanı ve ışıkları yerleştirmek için Jack ile çocukluğumu geçirdiğim şelaleye gittik. Park yıllardır kullanılmamış biraz sinekleşmiş biraz viraneleşmişti. Yakınlarda çocukluk arkadaşım Hakan oturuyordu. Hakan yardımsever ve zengin bir ailenin çocuğuydu. Hakan'a 25. Saat etkinliğinden bahsettik. Basından gazeteci de ayarlayabileceğini söylüyordu. Hakan'a güvenebilirdik. 21.yyda herkesin bir psikoloğa ihtiyacı vardı ve basın bu etkinliği halkla paylaşırsa her insan hayatını ve yaşadığı zorlukları orada başkalarıyla paylaşmak isteyecekti. Bu perşembe 25. Saati halkla buluşturacaktık ilk 5 seansı ücretsiz yapmalıydık ki insanlar ne olduğunu anlamalıydı. Yazar Sadık Hidayet'in kitaplarındaki umutsuzluk vardı konferanslarda. Çok fazla insanın güvenini kazanıyorduk ve konferans gelirlerini 3'e bölüyorduk Hakan, Jack ve ben. Hakan olaya sonradan dahil olmuştu ama parkı ve ses sistemlerini Hakan almıştı bundan dolayı Hakan'ı da ortak ettik. 

Perde 2 

Jack sence neden herkesin bir problemi ve sorunu var hayatta? Bu sorunları kendimiz mi çözmeliyiz yoksa Nietzsche gibi bir yaratı unsuru oluşturup yardım mı beklemeliyiz? Arkadaşlar biz başka kimse gibi değiliz amacımız hayat sorunlarımızı bu konferansta çözmek. Aranızdan seçiyorum. Denek olmak isteyen var mı? Onun hayatını ve yaşadığı her şeyi siz de telepatik bir yolla yaşayacaksınız. Denek olmak isteyenler? Biri sahneye atlıyordu. 

- Adınızı öğrenebilir miyim? 

-Aaaadım İİİsmaiiiiii il. 

-İsmail Bey şimdi sizi bayıltıp dediklerimi yapmanızı isteyeceğim sizde travma oluşturan bir nesne veya mekana ihtiyacım var. Bunu beraber bulup hayatınıza giriş yapacağız. 

... 


Parkın istinat duvarına İsmail'in zihnini yansıtıyorduk. Herkes ne olup bittiğini merak ediyordu. Jack de daha önce tanımadığı bir adamı tanıyacağı için sabırsızlanıyordu. Hakan'a İsmail'e verdiği doz için uyardım çünkü en ufak bir dikkat hatası İsmaili geri dönüşü olmayan bir komaya sokabilirdi. Aynı zamanda salondakilerin İsmailin duygularının aynısını yaşaması için manyetik alan yaratıp beyinde manyetik rezonans yaratması için diyotlar yerleştirdik. Böylece İsmailin yaşadığı her acıyı halk da yaşayacak her sevince de ortak olacaktık. Jack ve ben sabırsızlıkla ilacın etkisini göstermesi için bekliyorduk. Salondan bir acı çığlığı geldi. Demek ki İsmailin hayatı hepimizi derinden etkileyecekti. Makinelerin fazla ısınmaması için parkın yanında akan şelalenin hava akımından yararlanıyorduk. İsmailin çocukluğuna döndü birden gözler. 

... 

Sakın Yapmayın !!!



 Geçenlerde hayatta yapmak istediğim şeyler listesi adlı bir mim paylaştım arkadaşlar. Bugün de hayatta en nefret ettiğim şeyleri paylaşıyorum. Lafı fazla uzatmadan listeye geçelim.


  1. Reçelin kıyafete bulaşması.
  2. Yalan söylemek.
  3. Kavga ve şiddete karışmak.
  4. Islak tuvalet ve banyo terliği( Islak Çorap)
  5. Kafama koyduğum işi zamanında yapamamak.
  6. Bağırarak üslupsuz konuşulması.
  7. Fıstık yeşili tişört veya boğazlı kazaklar.
  8. Hak yemek ve haksızlık.
  9. İftira atmak.
  10. Birini küçümsemek ve dalga geçmek.
  11. Birinin karakteriyle alay etmek.
  12. Yapılan bir işe kötü de olsa saygı göstermemek.
  13. Bilmediğin bir şey hakkında yorumda bulunulması( Arada maalesef ben de yapıyorum)
  14. Deri koltuk.
  15. Tasarımı kötü ürünler.
  16. Sigaranın dumanı.
  17. Alkol kokan ürünler.
  18. Sizinle ciddi konuşan birini dikkate almamanız.
  19. Kadınların ezildiği bir ortam.
  20. Aileme birinin laf etmesi.
  21. Kötü kokan tuvalet.
  22. Pis tırnaklar.
  23. Ahır kokan yiyecek ve içecekler.
  24. Sarımsaklı yemekler.
  25. Bayatlamış ekmek.
  26. Hamam böcekleri.
  27. Her şeyi ağırdan alan insan.
  28. Randevuya geç kalan kimse.
  29. Sözünde durmayan ve borcunu ödemeyen arkadaş.
  30. Kitabı sevmediğin halde sonunu getirmek.
  31. İlgi alanın olmayan bir konuda mecburi araştırma yapmak.
  32. Sınav haftaları ve sınav stresi.
  33. Eğitim sistemi.
  34. Siyaset tartışmaları.
  35. Seçim haftaları.
  36. Anlamsız örf adetler.
  37. Fiziksel görünüşe bakarak beğenmek birini.
  38. Şiirden anlamayan birinin şiirleri saçma buluyorum diye vidividi yapması.
  39. Anlattığın bir şeyi üçüncü defa sormaları anlamadım diyerek.
  40. Kaleme saygı göstermeyen ve eşyaları hor kullanan insan modeli.
  41. Kokan ağız.
  42. Havalandırılmamış ev ve ayakkabı kokusu.
  43. Kalitesiz ucuz parfüm kokusu.
  44. Birinin yanımda sürekli nefes alıp vermesi sıklıkla.
  45. Sıkışık şehir otobüsü.
  46. Çöp kovaları ve çöp kokan her şey.
  47. Kirli aynalar.
  48. Kar yağmadan geçen kış mevsimi.
  49. Yazların uzun sürmesi.
  50. Benden memnun olmayan patron öğretmen yetkili vs.
  51. Kavga ettiğim ve ilk görüşte ısınamadığım insan tipi( Sonradan dünyada büyük bir başarı da elde etse gözümden düştü mü benim için biter.)
  52. Yıldızların gözükmediği havalar.
  53. Memleketini köyünü sevmeyen adam.
  54. Vejetaryanlar.
  55. Sağda solda dindarım diye gezen sahte dindarlar.
  56. Çok temiz ve pahalı restoran.
  57. Çalışana kötü davranan yönetici.
  58. İşgüzar kimseler.
  59. Bozuk 1 kuruş 5 kuruş 10 kuruşlar.
  60. Zengin birinin yanımda servetiyle övünmesi.
  61. Kitap okumayı ve edebiyatı sevmeyen geri kafalı insanlar.
  62. Küfür etmeyi bilmeyen çok kibar konuşan biri.
  63. Sesim kötü diye şarkı söylemeyenler.
  64. Maymun iştahlılar.
  65. Fikrini savunmayan fikir paylaşmayan korkaklar.
  66. Ölümden korkan ve tırsak insan.
  67. Kuralları olan insan.
  68. Planlı yaşanan bir hayat.
  69. Fransız ve İngiliz arabaları.
  70. İtalyan makarnaları.
  71. Bazı sakatat yemekleri hariç sakatat mutfağı.
  72. Bayramdan sonraki yorgunluk.
  73. Tatilsiz geçirilen bir hafta.
  74. Şiir blog öykü yazmak için kağıdımın olmaması.
  75. Yaptığım bir projede, proje destek ekibinin projeyi yarıda bırakması.
  76. Profesyonel çalışmayan dükkan bozmaları.
  77. Çok iyi insanlar hümanist adam.
  78. Felsefe bilmeyen kimse.
  79. Kendini geliştirmeyen geri kafalı adam.
  80. Engellilere yardım etmeyen engellileri küçümseyen kimse.
  81. Birinin yanımda kusması.
  82. Sıcak ev.
  83. Sıcak çorbalar.
  84. Kendi olmayan özenti karakterler.
  85. İnsanı iyi kötü diye ayıran kimse.( İnsan ikiye ayrılır Adam gibiler ve adam olmak için çabalayanlar.)
  86. Batı özentileri.
  87. Doğu kültürünü bilmeyen adam.
  88. Çankırı karşıtı her görüş davranış hareket.
  89. İşlerin kötü gitmesi.
  90. Başak burcu olan herkes.
  91. Çok fazla konuşan insan.
  92. Düğünler ve kutlamalar.
  93. Halaylar.
  94. Merhameti olmayan insan.


Yapmak ve Yapmamak



Yıllar önce sene 2007'de bir mim başlatmış arkadaşlar. Ben de blogları karıştırırken gördüm. Dedim baya iyi ve güzel bir mim. İlgimi çekti ve ben de bu mime katılma kararı aldım.

''Hayatınızda bir dönem mutlaka yapmanız gereken nefes kesen anlar" böyle bir başlık. Yazmışlar da yazmışlar. Gerçekten hem okuması çok keyifli hem de yazması. Okuyan herkesin katılmasını tavsiye ederim. Sizi daha fazla sıkmadan ben de listemi paylaşayım.

Yaşadığım şehrin en tepesinden şehire bakmak. 
En az 8 tane FMK hareketi yapmak. 
Sabah uyanıp farklı bir şehire gidip akşam aynı şehire geri dönmek. 
Bir gün boyunca yerdeki çöpleri toplamak. 
Şiir kitabımı tamamlamak. 
Gün batımını izlemek. 
Dışarıda gecelemek. 
Acı çeken bir insanla konuşmak. 
Çocuklara oyuncak almak. 
Yaşlıları ziyaret etmek. 
İnsanlara bir gün boyunca kapı açıp selam vermek. 
Vizyondaki filmleri izlemek. 
Tiyatroda ve kütüphanede bir gün geçirmek. 
Bir yazarla tanışıp sohbet etmek. 
Şişelerin içine şiirler koyup sokağa bırakmak. 
Konferans vermek. 
Uygulama yapmak. 
Blog açmak ve yazmak. 
Bloguma alan adı almak. 
İnsanları dinlemek. 
Metroyla şehir turu yapmak. 
En beğendiğim alıntı sözleri derlemek. 
Göl kenarında kitap okumak. 
Birinin hayatını kurtarmak. 
Kan bağışında bulunmak. 
Tanımadığım insanların cenaze törenlerine katılmak. 
Bir fabrikanın üretim tesislerini gezmek. 
TIR sohbetleri dinlemek. 
Bir restorantın bütün çalışanlarıyla tanışmak ve orada yemek yemek. 
Teleferikte 1 saat geçirmek. 
Aşık olmak ( Acı dolu bir platonik aşk) 
Üniversiteside farklı bölümlerde derse girmek. ( Felsefe ve edebiyat) 
Aamir Khan filmlerinin hepsini izlemek. 
Ahmet Ümit kitaplarının hepsini okumak.
Ahmet Kaya şarkılarının hepsini dinlemek. 
Tüm kitaplarımı başkalarına dağıtmak.
25. Saati devam ettirmek.
Yemek yapmayı öğrenmek.
Mektup arkadaşı edinmek.
Ehliyet almak.
50 km yürüyüşe katılmak. ( doğa)
Eski ögretmenlerime mesaj atmak.
Sürekli takacağım bir kolye edinmek.
Dünya Klasiklerini okumak.
Bisikletle şehir turu yapmak. 
Yaşlılarla arkadaş olmak.
Gitar çalmayı öğrenmek.
Yeni bir video oyunu edinmek.
Kasetçalarla müzik dinlemek.
İspanyolca öğrenmek.
İkinci el kitapçılarla samimi olacak derecede çok kitap okumak.
Yağmurlu bir havada hayatın en özel anını yaşamak ardından güzel bir restoranda yemek yemek.
Sürekli gittiğin bir fitness salonu edinmek.
Profesyonel anlamda tiyatro ile uğraşmak. 
Gitarı öğrendikten sonra ilk besteni yapmak.
Kendine ait seni anlatan bir mekan tasarlamak.( bir sokak veya yıkık bir inşaat ya da bir park)
Biyografi kitabı yazmak.
Konuk yazarlarla ortak bir kitap yazmak.
Üniversitede her 10 kişiden 5inin seni tanımasını sağlayacak kadar aktif olmak.
Yedekten Edebiyat okumak kaçak.( Acun gibi)
25. Saati kurumsallaştırıp büyütmek ve iyilik vakfının ilk temellerini atmak. 
Sana inanıp güvenen ve tamamen seni dinleyen 5 kişi edinmek.
Kendi alfabeni yap ve artık yazılarını sadece o alfabe ile yaz.
Fotoğraf makinesi al ve kullanmaya başla. 
Spotify slowly futuremeyi sürekli kullan.
İkinci internet projeni hayata geçir ve o da bu blog gibi kalıcı olsun.
Kaybetmekten artık hep keyif al başarısız olmaktan da ama bunu isteyerek yapma sadece deneyim edin.
Adrenalini tavan yapacak hobby ve spor edin.
Toplumun severek kabullendiği biri ol.
Uçakla çok fazla seyahat et.
Üniversitede fakülte 1.si ol.
Fakülte 1.si olursan herkesin konuşacağı bir konuşma hazırla.
Birilerinin seni idol alacak kadar benimsemesini bekle adınla bir marka ol.
Globale hazırlan ülkende değil tüm dünyada arkadaşların olsun.
Ömür boyu kullanacağın bir araba al asla değiştirme.
Mobbing yapana aldırma en dibine kadar sabret.
Asla değişme seni seven böyle sevsin.
Önlisans bölümü oku.
Çift anadal yap.
Derslere not için değil öğrenmek için gir.
Hep okulda ilk 2 sıraya otur asla geriye düşme.
Tüm gün boyunca 1 film karakteri ol.(michael corleone)




Zaman Mezarlığı

 Yüzeysel insan tanımı

Yalanla gizlenilen duru bir karakter ırmağında şekillenen kaya

Kimi zaman aşınır da kopar parça parça

Irmak hararetlenir alevlenir

Ateşi söndüremez parlar

Yılmaz karanlığa ağlar

İnsan tanınmaz bir sıfatla ayrılır oradan

Tanımak güç olsa da kendi gümbürtüsünde 

Kendini tanıyor en çok , insan

Kalıp sözlere deneyim mi olur

Kalıplar aynasıdır deyimlerin

Ne çok benzeri var yanlışlarla dolu dedelerin

Yitik bir dal şelalesinin ucunda

Bütün bütün koparıyor bu şehir

Seyrin değişti suya istikrarlı sert

Aşınıyor 

Dalga dalga derede

Okyanus mu öldürsün

Sığ dere parçalarken beni 


Kanalizasyon

 Düşündüm de 

Belki de olmak istediğin şeysin hayatta

Yılmak istediğin bir umutla

Biterken süren vakit sonunda

Unutulan bir insansan eğer

Yaşayacaksın tahammülün zirvede

Bir çıkar yolu bulursun elbet

Tutarsız yaşamlar ülkesinde

Sen de bir şiir oku protest

Gerçekleri ancak deli bir şairden öğrenirsin

Yalanlayıcı üslup kullanan akıllı şairler ile

Hep hayal ettiğim hevesler ülkesinde

Hiçbir hayalin boka batmadığı bir dere

Kanalizasyon çukurlarında görmediğin tek yaşamlıları düşünürken

Bir sigara dumanıyla alev alıyor her şey

Hâlâ yaşama şansın varsa

Hiç durma yaşa

Çünkü bu kelimeler bu şiirler bu şarkılar seni başka bir aleme götürür

Sıfırdan başlarsın her şeye

Mario Puzo Kimdir?



 Mario Puzo kimdir, İki Oscar ve bir Altın Küre ödülü sahibi Amerika’lı yazar ve senarist. Mafya hakkında

kaleme aldığı kitaplar ile tanınan Puzo’nun en bilinen eseri the-godfather (Baba)’dır. Efsanevi
yönetmen Francis Ford Cappola tarafından sinemaya aktarılmış olan Baba, En İyi Adaptasyon
Senaryo dalında Puzo’ya Oscar ödülünü kazandırmıştır.

Mario PuzoNapoli göçmeni fakir bir ailenin oğlu olarak 15 Ekim 1920
tarihinde, Hell’s KitchenNew YorkA.B.D.’de dünyaya geldi. New York Şehir Koleji’nden mezun olmasının ardından A.B.D. Ordusu Hava Kuvvetleri’ne katılan Puzo, gözlerinin bozuk
olmasından dolayı II. Dünya Savaşı’nda sıcak çatışmaya hiç girmedi; bunun yerine ordu onu
Almanya’daki halkla ilişkiler ofisine yerleştirdi.

Savaşın ardından ülkesöyküsü olan The Last Christmas (Son Yılbaşı)’nı
1950 yılında yayınladı. American Vanguard dergisinde yayınlanan bu öyküyü, 1955
tarihli ilk romanı The Dark Arena takip etti.

1950’lerde ve 1960’lı yılların başında Martin Goodman’ın sahip olduğu bir dizi erkek
dergisi ve pulp dergide editör ve yazar olarak çalışan Puzo, 60’lı yılların sonlarına kadar hayal ettiği
üne kavuşma fırsatını bulamadı. Yazarı uluslar arası bir üne kavuşturan yapıt ise, 1969 tarihinde
yayınlanan the-godfather (Baba) oldu. Kısa sürede New York Times en çok satanlar listesinin
başına gelmeyi başaran Baba, 1972 yılında ünlü yönetmen Francis Ford Coppola tarafından
sinemaya uyarlandı. 11 dalda Oscar’a aday gösterilen film, bu adaylıklardan 3’ünü kazandı.
Serinin devam filmleri the-godfather-part-ii ve The Godfather Part III, Coppola ve Puzo’nun
ortaklaşa çabasıyla sinemaya aktarıldı.

Baba serisinin yanı sıra Süpermen ve Süpermen II filmlerinin de sinema adaptasyonlarında emeği
geçen Puzo, The Last DonOmerta ve The Family gibi başarılı kitapları da kaleme aldı.

Mario Puzo, 2 Temmuz 1999 tarihinde, Bay ShoreNew YorkA.B.D.’de
bulunan evinde geçirdiği kalp krizi sonucunda hayata gözlerini yumdu.

15 Ekim 1920’de New York’ta doğdu. Aynı kentte Columbia Üniversitesi New School for Social Research’te okudu. Yirmi yıl devlet memuru olarak çalıştı.

Puzo büyük kenti vahşi bir orman gibi görmüş, romanlarının konularını bu ortama yerleştirmiştir. 1969’da yayımlanan ve onu kısa sürede ünlü bir yazar yapan romanı Godfather (Baba), bu ormanda kendi yasalarını uygulayan yeraltı örgütü Mafia’nın türlü ilişkilerini sergiler. Romanın başkişisi, etki alanı çok geniş Don Corleone, örgütün zorbalıklarını yönlendiren karar verici tek adamdır. Bir yanda ailesine bağlı, sevecen kişiliğiyle belirirken, bir yandan da toplum düzeninin yerleşik kurumlarını hiçe saymaktan, karşıtlarını öldürtmekten çekinmez. Puzo’nun bu yapıttan uyarlayarak yazdığı senaryodan yönetmen F.Coppola’ nın çektiği ve başrolünü Marlon Brando’nun oynadığı film 1972’de Oscar kazanmıştır. Bu başarı üzerine gene Puzo’nun senaryosuyla çevrilen Godfather II de 1974’te Oscar almıştır.

Puzo, The Sicilian’da (“Sicilyalı”) adlı romanında ise bir çeşit Latin Robin Hood’u sayılan efsanevi Sicilyalı haydut Guiliano’nun dağlardaki yaşamını ele almıştır.

• YAPITLAR (başlıca): Roman: Dark Arena, 1955, (“Karanlık Arena”); The Fortunate Pilgrim, 1965, (“Talihli Yolcu”); The Godfather, 1969, (Baba 1970); inside Las Vegas, 1977, (“Las Vegas’ın İçinde”); Fools Die, 1979, (Aptallar Erken Ölür, 1979); The Sicilian, 1984, (“Sicilyalı”). Senaryo: The Godfather, 1972, (Baba); The Godfather Part II, 1974; Earthquake, 1974, (Deprem); Superman, 1979, (Superman); Superman II, 1980, (Superman II). Çeşitli: The Runamay Summer of Davie Shaw, 1966, (“Davie Shaw’ın Firarda Geçen Yazı”); The Godfather Papers and Other Confessions, 1972, (“Baba Belgeleri ve Başka İtiraflar”).

  • İki tane Oscar ödülüne sahip ve bir tane Altın Küre ödülüne sahiptir.
  • Amerikalı bir yazardır.
  • En bilindik eseri The Godfather (Baba).
  • İlk kısa öyküsü The Last Christmas (1950).
  • İlk romanı The Dark Arena (1955).
  • Franciz Ford Capplo yönetmenliği ile sinemaya aktarılmıştır.
  • Senaryo olarak en iyi Adaptasyon Oscar Ödülü nü kazanmıştır.
  • Fakir bir ailenin oğludur.
  • 15.10.1920' de doğmuştur.
  • 02.07.1999' de ölmüştür.
  • Doğum yeri: Hell's Kitchen, New York, A.B.D.
  • Ordu hava kuvvetlerine katılmıştır.
  • Göz sorunu yüzünden 2. dünya savaşına girememiştir

Neden Kimse Tartışmıyor?

               

Nurevşan Pala

     Kelimeler tükendi. Dört kişinin bulunduğu bir odada, çıt çıkmıyor artık. Biri var içlerinde, bir şeyler söylemek istiyor ama yapamıyor. Eleştirilerden korkuyor çünkü. Bu odada söylediklerinin hiç önemi yokmuş gibi hissediyor. Kimse onun düşündüğü gibi düşünmüyor ve bu da kendini yalnız hissetmesine sebep oluyor. İnsanların içinde yalnız hissetmek... Oysaki kimse umrunda olmamalı. Kan bağıyla birbirine bağlanmış insanlar bile bazen aynı fikre sahip olmayabiliyor çünkü. Böylece aile içinde bile tartışmalar çıkabiliyor. Ancak bu odadaki hiç kimse tartışmak istemiyor. Çünkü dört kişinin, karakteri ne olursa olsun tek bir amacı var: medeni bir şekilde konuşmasını sürdürüp, diğerlerine karşı saygınlığını artırmak.

     Bu odadaki bir diğer kişinin ilkine göre gerçekten hiç kelimesi kalmamış. Konuşmak istese de yapamaz bu yüzden. Ne diyeceğini bilemiyor. Ancak o, “Konuşup, diğerlerinin düşünce yapısına aykırı cümleler kurarsam beni küçümserler mi, dışlarlar mı?” korkusu yaşamıyor. “Şu anda konuşacak kelimelerim olsa bile herhangi bir konu üzerinde derin bir nutuk çekersem, burada bulunan insanlardan kim benim engin bilgimin karşısında kendini yeterli hissedip konuşmayı devam ettirebilir ki?” diyerek kendini yüceltiyor. Oysaki eğer düşündüğü gibi bir “engin bilgisi” olsaydı, kelimeleri tükenmez, güzel, anlamlı sohbetler başlatıp ortamı yumuşatabilirdi. İşte benliğine yenik düşmüş binlerce insandan sadece biri.

     “Bu oda” ya aslında yemek odası diyebiliriz. Kocaman yuvarlak bir masa ve duvarlara asılmış güzel tablolar var. Köşede duran sehpanın üzerindeki teypte hoş bir müzik açılmamış olsa eğer, bu sessizlik çoktan hepsini rahatsız etmişti. Başkalarıyla fazla ilgisi olmayan bir diğeri, etraftaki tabloları inceliyor. Bu sanata bir ilgisinin olduğu belli. Birileri bir şeyler sorarsa elbette cevap verir ancak onun dışında, tek başına vakit geçirmeyi seven biri. O, “İşim çabucak bitse de eve gitsem, kütüphanemdeki en beğendiğim kitabı ve kahvemi alıp okusam...” diyenlerden. Huzuru her zaman tek başına ve sanatta bulduğu için böyle yerlerde işi yok. Ama yine de şikayetçi değil. Bu tarz etkinliklere de katılmanın, insan içine çıkmanın faydalı olduğu kanaatinde.

     Dördüncüsünün kafası da -takdir edilirse- başka yerde. Hemen kalkıp eve gitmek istiyor. Çünkü üç güne yetiştirmesi gereken bir sunumu var. Öbür yandan da telefonundan kaçak bir şekilde son yaşanan skandalın hisse fiyatlarını nasıl etkilediğine bakıyor. Birileriyle vakit geçirecek zamanı yok. Buraya da karısının “ Kafanı işten kaldırıp başkalarıyla da vakit geçirmen gerek!” cümlesi üzerine yaptığı iki saatlik konuşmanın sonucunda başka çaresi olmadığı için gelmek zorunda kaldı. Ama bazen derin bir nefes alıp etrafa bakmalı ve “Kazandığım paranın sefasını sürmenin vakti gelmedi mi artık?” diye sormalı kendine. Bir de çok sabırsız bir kişiliği var. Aslında bu sabırsızlık dünyadaki neredeyse herkeste bulunuyor. Biriyle mesajlaşırken, “yazıyor...” yazısını birkaç saniyeliğine görmemiz yeterli. Atılacak mesajı bile beklemeden, sıkılıp, başka uygulamalara giriyor ve orada vakit geçirmeye başlıyoruz. Bu da odağımızın bölünmesine neden olabiliyor.

     Aslında en başta, bu uzun süreli sessizlikten önce, hepsinin konuştuğu bir konu vardı: adalet. “Adalet var mıdır, yok mudur? Hangi konulardan bahsedince adaletten bir türlü söz edemeyiz?” gibi. Ama her kafadan bir ses çıktıkça bu işin tartışmaya doğru gittiğini hissedip, daha kimse aklındaki işe yarar bilgiyi anlatamamışken, birbirlerine “Evet, siz haklısınız,” deyip, konuşmayı bitirdiler. İşte böylece kelimeleri tükendi. Halbuki bir konu üzerine yapılan tartışmalar insanın saygınlığını azaltmaz. Tartıştıkça insanların ne düşündüğünü daha net anlayabiliriz. Yoksa herkes şu anda olduğu gibi her şeyi içine atar ve ilişkiler zayıflar. Maalesef kimse bunun farkında değil.

      Yemekten kimse mutlu ayrılmadı. Orada bulunan herkes bu sıkıcı yemeği çoktan unuttu bile. Sonraları, başka insanlarla da aynı sorunları yaşadılar. Oysaki o sıkıcı ortamlarda “saygınlık” kuruntularını, tamamen yanlış yer ve zamanda ortaya çıkardıklarını fark edebilmek ve anlayabilmek adına, tek bir soruyu sormaları yeterdi: Neden kimse tartışmıyor?


Hayat Kusuru Sever, Deliler Kusursuzdur

 Bir gün daha güne uyandım. Her şeyin başladığı o yastık sert bir zemine yumuşak bir kafa. Bir hayal bin hayal derken hayallerimi ötelemisim. Şimdi artık başlıyorum o hayale. Yıllardır düşünüyorum hayat amacı hayat nedir diye. Bir şey bulamasam da anlıyorum. Resmini çizdiğiniz foto bir türlü gerçek olmuyor. Ya da o hep hayalini kurduğum hayatımın kitabı. Siz değerli okurlarım. Benim hayatım böyle başladı.

Sabah uyandığında küçük sersem bir tavuk. Kafkanınkine  benzeyen uğultulu bir oda. Kafka çok karamsar  bir alman. Yahya çok iyimser bir türk. Yıllar önce tanıştığı beyaz sayfaların ona umut olacağını nereden bilebilirdi ki? Ve yazmaya nereden başlayacağını bilmiyordu. Her gün otobüse  biner,  her gün müzik dinler ve her gün şiir yazar. Kılıfını hazırladığımız insan kalıpları içinde belki de duymayı istemediğimiz ve hiç istemediğimiz bu beden biziz. Hatırlayın nasıl doğduğunuzu. Arabayla hastahaneye giderken birden tüm ışıklar kapanır. Anne karnı da ışıksızdır zaten. Deliler gibi doğarız o gün. Deliler gibi yaşarız Yahya. Durum hikayesi değildi bu. Yıllar yıllar geçti.