Featured Posts Slider

Image Slider

Kırmızı Gözyaşı


Bu yüze daha önce de bakmıştım. 
Aynı yüz karşımda ölmüş. 
Senin gibi biri olmalı. 
Kirli sakallı, 
Kirli bir dünyada.
Yaşarken rüzgarla; otlar gibi, 
Sıradan biri gibi, 
Ölmüş

Çarşamba


Yine günlerden çarşamba.
Artık süzülmüyor gökyüzü böyle.
Mavi, rengini denizlerden alırdı.
Şimdi denizler dalgalı.
Bahar hüzün saçıyor.

Aynı cümleler soruyor ;
Ne fark var diğer günlerden?
Çarşambalar yas doludur.
Kızıl olursa güneş,
Deniz kararır.

Bir şarkı vardı.
Radyolar cısırtılı bağırırdı.
Bir de uçak sesleri.
Uçurtmalara konu olurdu.

Özgürlük aynı mavide,
Hüzün dolmuş toprakla.
Sen üzülme.
Deniz tekrar doğurur;
Batan martıları,
Batan uçurtmalar diyarını.

Özgürlükle uçan Kaptan'ın anısına.

Küçük Adam


Dinle küçük adam.
Kollarını taşımak istemiyorsun.
Boşlukta sürükleniyorsun.
En acı dolu an, bir yer kaplaman gerektiğini düşündüğün an.
Sevgin yok, yoksul çocuk.
Mutluluk fışkırmış damarlarından.
Gövden bir ateş topu.
Yelkenler fora.
Tüm sınırları yıkmalısın.
Kendini aldatmalısın.
İçme vakti geldi.
Yelkenler sürüldü.
Sen kaldın,
Öldüğümde ben.
Nefes al.
Ver, acı çekme.
Yürümeye devam et.
Şimdi koş.
Bırak, kolların yanında sallansın.
Bir gün çökeceksin.
Kocaman bir boşluktasın.
Onca şeyin kapladığı yeri görünce,
Bir şimşek çakıyor.
Bedenine fırtına vuruyor.
Yağan yağmur sensin.
Gökyüzünden inen sensin.

Blog Nedir?

Blog, web ve log kelimelerinin birleşiminden meydana gelmiştir. Türkçe karşılığı ise web günlüğü olarak isimlendirilmektedir.

5 Altmış Treni


Gözlerim satırlara sığmadı.
Yaşlar mürekkepten korktu ve yazmadı artık ucu sivri hatlarıyla derdi kapalı olan tehlikeli yargıları.
Yakamoz parıltısıyla ışıldadı suya,
Sonra yargılamaya karar verdi, gördüğü kadarını sudaki parıltılardan.

Ağzım kalbimle sustu.
Ben hepsiyle gömüldüm satır aralarına.
Satırlar gibi keskin bakışlar küçüldü.
Ben büyüdüm yıllar sonra.
Sığmam bu 5 altmış trenine.
Gözlerim de sıkışır kalır yorgunluklarıyla.
Ağrılarım bileğimdeki fenalıklar ordusunun düşüp incinmesiyle korkulaşır.
Ağlarım.
Gözlerim sığmaz şiirlere.
Kaçarım o vakit.

Ankara


Doktor, doktor çağırın.
Bu şehrin sokaklarını düzeltsin.
Yağmurlu gecelerini özledim.
Şehir öksürüyor burnuma.
Hasta ölmüş ve bekliyor.

Ölmeden hasta oldu.
Kırıcı bozkırlar tünüyor,
Kar altındaki sebzelere.
Şehir gözlerimde büyüyor.

Kırağı düştü aramıza.
Ankara eski dost değil.
Nerelere gittin de geldin?
Hangi beyaz gelincik ağlattı da,
Bu ne öfke,
Bu ne kin?
Sesin kulaklarıma varmadan,
Ben seni dinlerim.

Yolculuklar başlamadan,
Ayrılmaz dostluklar.
Eski bir dost der ki,
Ne ben ne de sen gibi,
Bu şehir yalnız.
Buhranı üstümüze çökmüş.

Doktor derman olmadan,
Gidelim.

Sesin kul gibi eziyette.
Üstümüze yağıyor şerefin.
Nerede şeref, nerede kavga?
Bizim kavgamız bu şehirle.
Tozlusun, yağmurla okşanmazsın.
Sana bir anne ağlamalı.
Yüreği yaralı bir insan ağlamalı. Ağlayanın çok da,
Buralarda çamur olursun.
Ankara çamur olmadan,
Gitmeliyiz.
Doktor, durumu ne?
- Hasta olmadan, ölmüş.
Seni bir beyaz gelincik gibi,
Sımsıkı çarşaflarla,
Bakkalıyla, çarşısıyla.
Ulus'a gömeceğim.

Her ayın Ankara'sında,
Gelirsin diye,
Bir gül bırak.
Bir kucak ırak bozkıra.
Sen Ankara.
Kucakla; ölü bedeninle,
Yaralı yürekleri.

1. Adam


Adam gibi yaşayacaksın.
Öyle korkaklar gibi her basamakta yardıma muhtaç değil.
Ellerin göğe yapışacak.
Dillerin sevdada döner gibi,
Yavaş yavaş öleceksin.
Bir aciz gibi değil.

Ölümün de yaşamından olacak.
Yerlerde sürünerek değil,
Koşarak düşeceksin.
O zaman daha anlaşılır oluyorsun.
Kumsala yakardıktan sonra,
Çevreni saracaklar.
Son değil,
İlk nefesini yaşayacaksın.

Adam gibi öleceksin.
Dumanlar başını alıp gitmeden,
Sen gideceksin parmaklarınla.
Uzaklara gideceksin.
Acizler gibi sigara dumanıyla değil,
Gerekirse aslan sütü,
Koyun postuyla,
Adam gibi,
İnsan gibi,
Mezara gömülüp,
Yaşarken öleceksin,
Ölürken dirilerek değil.