Featured Posts Slider

Image Slider

Paragrafta Anlatım Teknikleri Nelerdir?

 Anlatım tekniği, yazarın, düşüncelerini ortaya koyma biçimidir. Yazının amacıyla anlatım tekniği arasında açık bir ilgi vardır. Yazıda okura bir izlenim kazandırma, okuru bir olay içinde yaşatma, okura bir şeyler öğretme, okurun düşünce ve kanılarını değiştirme amaçlarına bağlı olarak dört anlatım tekniği ortaya çıkmıştır:

1. Betimleme

Yazarın, gördüklerini okuyucunun gözünde canlanacak biçimde anlatmasına dayanır. Başka bir söyleyişle, sözcüklerle resim yapmaktır. Bir betimleme paragrafını okuduğumuzda gözümüzde bir tablo canlanır. Bu yönüyle, varlıklarda genellikle bir durağanlık söz konusudur. Betimlemede bütün duyulardan yararlanılmakla birlikte, betimleme daha çok, görme duyusuna dayandığı için görsellik ön plandadır. Betimleme tekniğiyle oluşturulmuş paragraflarda varlıklar, ayırt edici özellikleriyle anlatılır. Renk ve biçim ayrıntılarına yer verildiği gibi, nitelik bildiren sözcükler de sıklıkla kullanılır.

Betimlemelerde varlıkların dış görünüşleri de iç dünyalarına ait özellikleri de anlatılabilir. Varlıkların dış görünüşlerinin ayırt edici özellikleriyle anlatıldığı betimlemeye fiziksel betimleme; varlıkların iç dünyalarına ait özelliklerinin anlatıldığı betimlemeye ruhsal betimleme denir Ayrıca, yazarın, kişisel duygularını da anlatıma kattığı betimlemeye öznel betimleme; gördüklerini olduğu gibi aktardığı betimlemeye nesnel betimleme denir.

Anadolu’nun hüzünlü sonbaharlarından biriydi. Toprak yola serpilmiş gibi duran seyrek taş parçaları güneşin ilk ışıklarıyla parıldıyor, araba sarsıldıkça gözlerimin önünde kıvılcımlar gibi yanıp sönüyordu. Ara sıra daha fazla koşmak isteğiyle şahlanan gürbüz hayvanların yoldan kaldırdıkları tozlar, arabayı sararak boşlukta uçuşuyor; titreşiyor, sonra dalga dalga yere inerek gözden kayboluyordu.

Bu parçada yazar, bir yolculuk sırasındaki gözlemlerini anlatıyor. Bu anlatılanlar da (toprak yol, seyrek taş parçaları, atların kaldırdığı tozlar…) biz okuyucuların gözünde canlanıyor. Böylece yazar, kendi gördüklerini okuyucularına canlı bir biçimde anlatma amacını gerçekleştirmiş oluyor.

Örnek 1:
(I) Minibüsle, sabahleyin yola çıktık. (II) Yeşilin, açığından koyusuna değin bütün tonlarıyla bezenmiş ağaçların süslediği yamaçlardan, tepelerden geçtik. (III) Şırıl şırıl akan derecikleri aşa aşa sonunda yeryüzü cennetine vardık. (IV) Çevresini irili ufaklı ağaçların kuşattığı mavi, duru, büyük göle bakan bir yamaçta durduk. (V) Kameramızı çıkarıp bu manzarayı görüntüledik.
Yukarıdaki numaralanmış cümlelerin hangilerinde betimlemeye yer verilmemiştir?
A) I. ve II.   B) I. ve V.   C) II. ve III.   D) II. ve IV.   E) III. ve IV.
(1999 – ÖSS)
Çözüm:
Parçanın II. cümlesinde “Yeşilin, açığından koyusuna değin bütün tonlarıyla bezenmiş ağaçların süslediği yamaçlardan, tepeler”, III. cümlesinde “Şırıl şırıl akan derecikler”, IV. cümlesinde “Çevresini irili ufaklı ağaçların kuşattığı mavi, duru, büyük göle bakan bir yamaç” sözleriyle betimlemeye yer verilmiştir I. ve V. cümlelerde ise betimleme söz konusu değildir.
Cevap B 

2. Öyküleme

Kısaca, olay anlatımına dayanır. Belirli bir yerde, belirli bir zaman dilimi içinde, kahramanların hareketlenmesiyle ortaya çıkan olayın anlatımıdır. Dolayısıyla, varlıklar hareket halinde verilir. Bir anlatıcı vardır, Anlatıcı, olayı genellikle geçmiş zaman kipiyle (-di, -miş) anlatır. Paragrafı okuduğumuzda, olay, gözümüzün önünden bir film şeridi gibi geçer.

Deniz tarafından bir ihtiyar; balıkçı kahvesine doğru usul usul ilerledi. Kapıyı aralayarak içeriye girdi. Sağda solda uyuyanlar vardı. Gür bir sesle herkesi selamladı. Kendinden emin adımlarla ilerledi, cam kenarındaki bir masaya oturdu. Garsondan bir çay istedi. Çayını içti, parasını ödedi ve dışarı çıktı. Denize doğru, İçli bir şarkı söyleyerek yavaş yavaş yürümeye başladı.

Bu parçada, bir ihtiyarın (kahraman), balıkçı kahvesine (yer) gitmesi (olay) ve orada bir süre (zaman) oturup çay içtikten sonra ayrılması anlatılıyor. Yani paragrafta, bir ihtiyarın yaşadıkları öyküleniyor.

Örnek 2:
Soğuk bir İstanbul sabahı… Gökyüzünde bulut kaynıyor; yağmur yağdı yağacak… Biz yola koyuluyoruz. Yarım saat sürecek yolculuğumuzu, Maltepe’nin bildik sokaklarından geçerek bir an önce bitirme telaşındayız, Sokaklar, işe yetişmek için koşuşanlarla dolu. İnsanlar, rayların üzerinden, sağa sola bakarak, hızlı adımlarla geçiyor. Bir banliyö treni Gebze yönüne doğru gürültüyle yol alıyor,
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmuştur?
A) Öyküleme – betimleme
B) Açıklama – betimleme
C) Karşılaştırma – öyküleme
D) Tanımlama – açıklama
E) Karşılaştırma – tanımlama
(2002 – ÖSS)
Çözüm:
Parçada yazar, yaptığı bir yolculuğu anlatırken öyküleme tekniğine, yolculuk sırasında yaptığı gözlemleri anlatırken betimleme tekniğine başvuruyor.
Cevap A

3. Açıklama

Herhangi bir konuda, okuyucuyu bilgilendirmeyi, ona bir şey öğretmeyi amaçlayan yazılarda kullanılan anlatım tekniğidir. Genellikle eğitici ve öğretici yazılarda (ders kitapları, ansiklopediler…) kullanılır. Bu tür yazılarda bilgilendirme amacı güdüldüğünden yorum içeren ifadelere pek yer verilmez, genellikle nesnel yargılar vardır. Açık, anlaşılır, sade bir dil kullanılır.

Bulut, havanın yüksek tabakalarında çeşitli yığınlar halinde toplanmış su buharıdır. Bunlar güneşin sıcaklığıyla havada yükselmeye başlar. Yükseldikçe daha soğuk hava tabakalarına rastlar. Böylece su buharı, su damlacıkları haline gelir. Bulutların havada durmasını düşme hızlarının az olması sağlar. Ağırlaşınca düşenler, sıcak hava ile karşılaşınca yeniden buharlaşıp yükselir.

Bu parçada yazar “bulut” hakkında bilgi vermektedir. “Bulut”un ne olduğu ile ilgili bilgileri; kısa, yalın, anlaşılır ve kişisellikten uzak bir üslupla bize aktarmaktadır.

Örnek 3:
Eylülde Kaçkarlar’ın çevresinde “kestane karası fırtınası” gelip çatar. Kestanelerin dökülme zamanıdır artık. Yöre insanı için kestanenin hem meyvesi, hem de kerestesi çok değerlidir, Çünkü evlerin özellikle dış cephesi bu ağaçtan yapılır. Rüzgârlar vadilerde uğuldamaya, yapraklar dökülmeye başlamıştır bugünlerde. Karın habercisi olan “karakuş” birazdan pencerenin pervazına tüner Derinden kurt sesleri gelir. Orman tüm yaşamıyla hazırdır uzun ve beyaz kışa.
Bu parçanın anlatımında, aşağıdakilerin hangisinde verilenlerden yararlanılmıştır?
A) Karşılaştırma, tanımlama, öyküleme
B) Açıklama, öyküleme, betimleme
C) Tartışma, karşılaştırma, öyküleme
D) Tanımlama, örnek gösterme, betimleme
E) Açıklama, tartışma, örnek gösterme
(2000 – ÖSS)
Çözüm:
Parçada yazar, eylül ayında Kaçkarlar’daki doğa ve insan yaşamı ile ilgili olarak bilgi verdiği için açıklama tekniğine başvurmuştur. Açıklama yapılırken kışın gelişi “rüzgârların uğuldaması, yaprakların dökülmesi, kuşun ötmesi” gibi öğelerle öykülenmiş, bütün bunlar yapılırken anlatılanlar okurun gözünde canlandırılarak betimlemeye başvurulmuştur,
Cevap B 

4. Tartışma

Bir düşüncenin yanlışlığını gösterip ileri sürülen bir düşüncenin savunulduğu yazılarda kullanılan anlatını tekniğidir. Bu teknikle yazılan yazılarda, genellikle okuyucuyla karşılıklı konuşuyormuşçasına bir üslup kullanılır. Yazar, paragrafın başında, karşıt görüşü ortaya koyup onun eksik taraflarını belirleyerek o görüşü çürütmeye çalışırken, kendi görüşünün doğruluğunu savunur.

Romancı konuyu önyargılarla ele almamalıymış! Ya nasıl ele almalıymış? Konusu önyargılarla ele alınmamış tek bir sanat yapıtı bilmiyorum. Sanatçı, yapıtını hazırlamak için birtakım seçmeler yapar, ya konuyu seçer ya konunun işlenişinde kullanılacak yöntemi. Bir kere bu seçme bile bir önyargıdır. Önyargıyla hiçbir ilgisi yokmuş gibi görünen, aşkı anlatan kitapları inceleyin. Hepsinde, sevgililerin kavuşmasına engel olan kuvvetlere yazarın karşı durduğu görülür.

Bu parçada yazar, “Romancı konuyu önyargılarla ele almamalıymış! Ya nasıl ele al malıymış?” diyerek hem karşı çıktığı görüşü belirliyor hem de soru sorarak kendi düşüncesini söyleme olanağı sağlıyor. Böylece yazar, kendi görüşü ile karşıt görüşü bir arada verip kendi görüşünün doğru olduğunu ileri sürüyor, örnek vererek (yazarların, aşkı anlatan kitaplarında kötülere karşı oluşu) bunu destekliyor.

Örnek 4:
Bizde, sanat eseri yarına diliyle kalır, şeklinde yanlış bir düşünce var. Sanat eserinin yarına kalması sadece diliyle İlgili değildir Eserin konusu da en az dili kadar önemlidir. İnsanların ilgisini çekmeyen konularda yazılan eserlerin durumu hiç de iç açıcı değildir. O yüzden sanat eserinin yarına kalması, aynı zamanda işlenecek olan konuyla da ilgilidir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
A) Betimleme
B) Tanımlama
C) Öyküleme
D) Tartışma
E) Tanık gösterme
Çözüm:
Parçada sanat eserinin kalıcılığını sağlayan özelliğin dili mi yoksa konusu mu olduğu tartışma tekniğiyle ortaya konmuştur. Sonuç olarak sanat eserinin yarına kalmasında konusunun da dili kadar önemli olduğu düşüncesine varılmıştır.
Cevap D

A) Karşılaştırma B) Tartışma C) Örnekleme D) Betimleme E) Açıklama

YANIT: D Şıkkı
Örnek 2

Balkondaki beyaz masanın üstündeki cam ta­bakta üç çeşit meyve var: Üzüm, armut ve şef­tali. Taneleri ince, çekirdeksiz İzmir üzümü, ağ­zımda tatlı bir serinlikle eriyor. Soyulmuş ve di­limlenmiş armuda çelik çatalı batırınca, çıkan sesten armudun çok sulu olduğunu anlıyorum. Sulu olmasına rağmen mayhoş bir tadı var. Sı­ra, dilimlenmiş şeftalilerde. Bir dilim şeftali, kadifemsi bir uyum ve bal tadıyla ağzımda dağılır­ken benim aklım hâlâ üzümlerin hararet dindi­ren serinliğinde.

Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?

A) Açıklama B) Tartışma C) Karşılaştırma D) Öyküleme E) Betimleme

YANIT: E Şıkkı
Öyküleyici Anlatım
Tasarlanmış veya yaşanmış bir olayın başkalarına sözle ya da yazıyla anlatıldığı anlatım biçimine öyküleme (hikâye etme) denir.Öykülemede olay; kişi, zaman ve yer öğelerine bağlanarak verilir.

Betimleyici Anlatıma Örnek Sorular

Örnek 1

İdeallerinin kurbanı bir adam olan emekli öğret­men Nazım ile türkü söylemek sevdasıyla acı­ların ortasına düşmüş bir kadının hayatını ke­siştiren “Gönül Yarası” adlı filmi seyrettim ge­çen hafta. Filmde kadın, hastalıklı bir sevda ile kendisine tutkun eski kocasından kaçıyor. Tür­külere sarılıyor, türkü söyleyince mutlu oluyor, unutuyor acılarını. Adam, hayallerinin önünde açtığı uçurumlarda kayboluyor. Birbirlerine tutu­nup yaşamın kıyısında bir yol arıyorlar.

Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?A) Öyküleme B) Benzetme C) Örnekleme D) Karşılaştırma E) Tartışma

YANIT: A Şıkkı
Örnek 2

Köyden kasabaya taşınmıştık. Cadde üstünde, sol tarafta bahçesi olan, beyaz boyalı bir ev satın almıştık. Bahçemizden, komşu bahçeden gelen küçük bir su yolu geçiyordu. Bu su, yan duvarın altından aşağıdaki bahçelere akıyordu. Bizim bahçenin bir köşesinde ufak bir tel kümes vardı. Dip tarafta domates, biber, yeşil salata ekilmişti. Cadde tarafında sardunyalar, pembe karanfiller, hanımelleri bulunuyordu.

Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangilerine başvurulmuştur?

A) Açıklama – öyküleme B) Tartışma – betimleme C) Öyküleme – betimleme D) Açıklama – tartışma E) Örneklendirme – öyküleme

YANIT: C Şıkkı


Anlatım Biçimleri

1. Betimleme 2. Öyküleme 3. Açıklama 4. Tartışma

Anlatım türleri, yazarın duygu veya düşüncelerini ya da bir olayı anlatırken kullandığı yöntemlerdir.

 >  Anlatım teknikleri; betimleme, öyküleme, açıklama ve tartışma olmak üzere dört başlıkta incelenir:

1. Betimleme (Betimleyici Anlatım)

Varlıkların okuyucunun gözünde, zihninde canlanacak şekilde ayırt edici nitelikleriyle resim çizer gibi anlatılmasına betimleme (tasvir etme)denir.

Betimlemede gözlem esastır. Gözlemle elde edilen bilgiler açık, sade ve anlaşılır bir dille okuyucunun gözünde canlanacak şekilde anlatılır. Betimlemede yazar, tasvir edeceği varlığı kendi bakış açısına, kendi görüş ve değerlendiriş biçimine göre anlatır, betimlemeye kendi yorumunu katabilir.

Örnek(ler)
» “Başımızın üstünde her zaman yeşil, iğne yapraklı dallardan örülü bir çatı var. Dallar öylesine sık ki, güneş ışığı aşağıya süzülemiyor bile. Ormanın içine doğru kilometrelerce uzayıp giden toprak bir yol… Çevredeki çiçeklerin insanı bayıltıcı kokusu ve kuşların tatlı nağmeleri…”

Bu parçada ormanın içindeki bir yerin betimlemesi yapılmıştır. Yazar bunu yaparken kendi yorumunu da katmıştır.

 >  Betimlemeler insanı konu alabilir. Kişinin dış görünüşünün, fiziksel özelliklerinin (yüzü, gözü, saç rengi, kolları, bacakları, boyu vs.) yanı sıra iç dünyası ve karakter özellikleri (sevdikleri, sevmedikleri, düşündükleri, tepkileri, duyguları, önem verdikleri vs.) de anlatılabilir.

Örnek(ler)
»“Kapıda yaşlı bir adam belirdi. Üzerinde biraz eski, açık mavi bir takım elbise vardı. Ceketin üst cebinde üçgen şeklinde kıvrılmış mendil, kravatıyla aynı renkteydi. Yer yer ağarmış saçlarını sol tarafa yatırmış, hâlâ siyahlığını koruyan bıyıklarını üst dudağının üzerini kapatacak şekilde bırakmış. Ayağında yıllar önce gençlerin oldukça rağbet ettiği ucu sivri ucu küt biçimli ayakkabılar vardı.”

Bu parçada yaşlı adamın fiziksel özelliklerinden, dış görünüşünden bahsedilerek betimleme yapılmıştır.


Ahlak Nedir?

 Ahlak, kişinin sınırlarını başka insanların huzuru için keskin bir bıçakla törpülemeye denir. Herkes toplum ahlakı ve kendi ahlakı arasında derin yaralar alır. Bu yaralar hayvanlar gibi özgür dolaşmayı engeller çünkü topal bir köpek yaratan ahlak, bireydeki köpeksel saldırganlığı azaltır. Ve ahlakın beyni zapt etmesi için varlık düşüncesinin ölmesi gerekir ki bireyi öldürmek toplumu soyutlaştırır. Toplumun soyutluğu içinde kalan kırıklıklar cam ve can gibi kırılan yasaları doğurur. Bu yasalar din, dil, ırk ve hukuk adı altında modern dünyaya kişisel ip olarak sergilenir. Tasması olmayan köpeğe saldıran çok olur ve köpek başıboşken devlet ve yönetim için tehlikelidir. Bu sürü güdümünde bile ahlak her zaman toplumsal olmayabilir. Kişinin kendi karakteri de ne yazık ki bir ahlak koyar ortaya. Cennetteki alışık olduğumuz düzeni bir nevi devam ettirmek gibi... Kötü insan kalıbı; sözde tanrı tarafından saf kötülüğün içinde bırakılmaya mahkum insanların sınıf değerindeki yeridir. Ahlaka uygun davranan her dinde ödüllendirilir ki bu her oyunun devamı için gerekli bir şarttır. Cennet ödülü de bu şartın başında önemli bir yer tutar. Birçok davranış toplumdan topluma değişirken ve dinler de coğrafi bir özellik taşırken bu ahlaklar belli bir ideolojinin tartısı değil midir? 

Okullar için Tarihler Açıklandı, Sınavlar Karneler Nasıl Olacak?

 Covid-19 salgını tedbirleri kapsamında uzaktan eğitim süreci, okullardaki sınavlar ve yarıyıl tatili takvimiyle ilgili Bakanlığımız tarafından bazı düzenlemeler yapılmıştır. Buna göre;

İlkokullarda sınav yapılmayacak, karne notları, ders etkinliklerine katılım puanı ile belirlenecektir. Ortaokul ve liselerde birinci döneme ait bir (1) yazılı/uygulama puanları ve performans notları üzerinden ölçme değerlendirme yapılacaktır. Sınav notu bulunmayan şubelerin sınavları, okul ortamında ve sosyal mesafe/hijyen tedbirlerine uygun olarak seyreltilmiş gruplar hâlinde gerçekleştirilecektir.

İller arası hareketliliğin azaltılması amacıyla sadece ortaöğretim öğrencileri, kendi isteklerine bağlı olarak, 28 Aralık 2020 Pazartesi gününe kadar velilerinin okul yönetimine başvurması halinde, öğrenim gördükleri okul ile aynı okul türünde olması kaydıyla o tarih itibariyle bulundukları illerde sınavlara katılabileceklerdir.

İlkokul, ortaokul ve liselerde uzaktan eğitim, 2020-2021 eğitim öğretim yılının ilk döneminin tamamlanacağı 22 Ocak 2021 Cuma gününe kadar devam edecektir.

22 Ocak 2021 tarihinden itibaren karne dağıtımları eğitim kurumu yönetimlerince, farklı gün ve zaman dilimlerine yayılarak yoğunluk oluşturmayacak şekilde planlanacaktır.

25 Ocak 2021 Pazartesi günü başlayacak yarıyıl tatil süresine ikinci dönemdeki bir haftalık ara tatil süresi de eklenmiştir.

2020-2021 eğitim öğretim yılının ikinci dönemi 15 Şubat 2021 Pazartesi günü başlayacaktır.

Boş Sayfa 2020

 Rahatlıyorum betonların soğukluğundan doğan fırsatlarla yaşamam gerek. Öyle bir yaşam saklıyorum ki içimde. Öylesine bir sanat. Düşünmek dururken şölenine ve bir patırtı kopuyor belki de aklımdaki cümlelerden ama daha çok sıkılaşıyor kaldırımlar. Ahmet Haşim ektim bu sokaklara ve birer birer aşındılar, sokak birden bire karanlık ve lambalar dostum oldu. Hayatım belki de çok aydınlık ki yetmiyor köşe başları. Işıklar dönüyor köşelerinde ilkin ışıma ilkin bayırlar. Yoksul yokuşta yorulur ve hırsızların elleri pistir. Bir yaşımdaki ben kurdum büyüttüm cümleyi. Ölmediler yazıya geçirilen soluk buharlaşıp uçuyor kitap arasında her organik koku kitaplarıma doluyor. Sanat düzeltir mi insanı. Ne acı geçiyor ne de acıyı yaratanlar. Bu bağlaçları kullanmam çünkü olumsuzdan olumlu çıkarır. Negatif tam sayılarla çıkarma yapmam. Hep pozitif toplarım. Her toplama bir çıkarma işlemi gibi bu metafor içinde. Sevmedim biraz da abartı gösteren bir şey aslında. 


Dünya günaydın ve hayır sabahları. Yorgan altında üşüdüm çoraplarım soğukmuş. Yağmur yağıyor ve ıslak cuma günü bugün. Şemsiye unuturlar ıslanır çünkü şemsiyeler. Eleştiri basamağı sızlatır edebiyat değil şemsiye açana kadar. Kapanan bir siyah güneşi. Ben güneşi geceleri sokak lambasında bilirdim. Sonradan çok aklımı aldı. Anlatıcı uykumu getirdi uyumadım. Artık hikaye sonlarını bile okumuyorum çünkü sonlar mutlu son istiyor. Ben bunu gerçekten ister miyim. Hayat filmin ilk üç saniyesinde anlatıcıyla başlamıyor. Doğmadan fragman vermiyorlar. Bu o kadar saçma ki. Ben oysa her fragmanı kendime şekillendiririm. Adını İngilizce koymam sır gibi saklı çünkü domates salçası akıyor yanaklarına doğru. Hayat kelimesi ders olarak girdi üçüncü sınıfta. Sonra müfredattan kaldırdılar artık düşük not alamıyorum. Edebiyat koydular lisede adını. Aşkı ve ızdırabı da dahil ettiler sonra en düşük notları edebiyattan aldım hep. Siz istemez misiniz günahsız ölmeyi. Mürekkep biter benim hayatımda. Bunu okuyanlara değil yazanlara anlatırım çünkü okurlar ayrıntı unutur. Acaba kaç yıl sonra hatırlanır. Ya da hiç hatırlanmayacağına bahse girerim. Orhan Veli gibi bir memur olurum. Şair mi olacaksın yoksa. Onlar kaç para sayar aylıktan ceplerine. Acı mı çekeceksin yoksa düşünmeyen bir aptal daha mutlu olur abdaldan. Siz demiyorum artık. Biz memur olunca mutlu oluyoruz. Aç kalınca seviniyoruz. Ay sonunu getirmek en büyük zevkimiz. Okuma oranının yüksekliği gibi hayatımız. Kitaplar yiyemiyorum bir ekmek almaya giderken bunun hayatınızdaki kalitesini düşünün. Bizde açlık daha önemli her gün aç ölse toplumlar edebiyata gerek kalmaz. 


Yeni etkinliğin ilk sorusu ;

Ya bir mum ya sokak lambası. Mumlar bitince çevresini aydınlatmaz. Çevresini yakar unutma. En parlak ve sıcak ateş tungusten metali mi. Kağıt yakmak daha bir ısıtıyor beni. 

BayBilgi Ailesi 4. Yılını Kutluyor


Her yeni yıl yeni bir heyecanı da birlikte getirir. Biz sadece bir blog değil kocaman bir aileyiz(80 izleyici 40 bin görüntülenme ile). Yeni yılda sağlık mutluluk ve huzur dileriz. Bu zor günleri de atlatacağız inşallah. 

 BayBilgi Ailesi olarak bu yıl 4. yılımız. Bu yılı hep beraber kutlamak için değerli takipçilerim tek yapmanız gereken REKLAMA TIKLAMAK. 

İnsanlığa Ya Karış

 Soğuk mermerden binalar gökyüzünü kapatır Giderek şıkışan, daralan nefesim gibi 

toprak sokaklarında titreyerek sürünen bir solucanım. 

Yitik yarınlarıma pejmurde bir kılıkla;

değil kahrolası insanlık uğruna, 

kendimle alay etmek için sürünüyorum. 

Bu şehrin çürümüş insanlarıyla beslenirim 

Onlarda sahteliğin en keskin şemalini, kırdığım buğulu camlar ardından tüm çıplaklığıyla gördüm ben. 

Birbirine benzeyen çirkin suratların yankılanır kahkahaları 

loş odalarda gece yarıları


Bir iğrelti duyarım uzaklaşamam şahsıma münhasır ıssız sokaklardan kaçamam. 

Kulaklarımı çınlatan boğuk sesler hüzmesi

giderek açılan gözlerimi yakınca son bulur mu donukluğum ve uykulu halim. 

Başımı gömdüğüm nemli yastığımın altında süregelen yok oluş arzusuna sığırım. 

Ve bir tabureye çıkan ürkek bacaklarım toplanan kalabalık önünde beni ayakta tutmaya çalışırken 

Boynum dimdik, mürekkep sinmiş lekeleri hala ıslak olan darağacına uzanırım. 

Beni taşlayan kalabalığın ritminden cesaret alırım

Soğuk mor tenim ve titreyen parmak uçlarımdan kayan bilincim

Son gördüklerimi hatırlarım, 

ceninler ayaklarından asılmış kanları rahimlerinden kadehlere damlamış.

DADA

Yıllar

 Yıllar yıllar geçin ırağımdan

Saçıma kırağı düştü yaşlılık ırmağından

Soğuktu doğduk bir batıdan bir anadan 

Ben güneşe yüzün açmadan 

Bugün 7 Aralık 


Kışla beraber kar döküldü yanaklarıma 

Gözlerim erirdi bakarken dudaklarına

Sözleri şiirin yıllandı tecrübe ederken 

Bugün hangi ata yılkı

Doğa da ova da 7 Aralık


Üzülmek ve üzüntü yeni yıllar 

Arar olduk eski baharlar tebessümler 

Şehrin içinde tebessüm Pursaklar

Ah yılların 17si 19u kaç kar

Kaşlara akan sular

Irmağın ortasında doğumlar

Belki on binler kırılan benim doğumları

Bugün bir şarap misali

Yıllanıyorum sonbahar

Sarı yapraklar

Kafasını eğmiş göğe tüm ağaçlar

Beni bekleyin yağan karlar üstüne cenaze

Kuş kimi bahar kimi dalından meyve 

Aralık kapıdan veda ediyor dönencelere.

Neyzen Tevfik Kimdir?

 


Hayata gözlerini Osmanlı İmparatorluğu döneminde açıp, Türkiye Cumhuriyeti döneminde kapayan Neyzen Tevfik, şair, besteci ve yazar kimliğinin dışında, çağımızın en önemli fikir adamlarından biridir. Haksızlığa ustaca yaptığı hiciv yeteneğiyle karşılık veren Neyzen Tevfik, tepkilerini yazdığı şiirler aracılığıyla sunmuştur. Kaleme aldığı şiirler sebebiyle de, tıpkı tarihteki birçok yazar ve şair gibi tutuklanarak hapis cezası yemiştir. Biz onu her ne kadar Neyzen Tevfik olarak tanısak da, asıl adı Tevfik Kolaylı’dır. Babası Hasan Fehmi Bey, Samsun’un Bafra ilçesine bağlı, Kolay beldesinden olduğu için, Soyadı Kanunu gelince Kolaylı soyadını almışlardır.


Rakı başta olmak üzere tüm içkileri severdi Neyzen. Onu tanıyanlar ayık gezmediğini söylüyor. Neyzen kendi hayatını “Uzun derbederlik hayatımda, o kaldırımdan bu kaldırıma; o kapıdan bu kapıya; o diyardan bu diyara; ney’im ve mey’imle bir kuru yaprak gibi savruldum.”cümlesiyle özetliyor. Rakıyı su gibi içen, argo ağızlı  ve neye en güzel üfleyen adam olarak bildiğimiz Neyzen Tevfik’in hayatını, gelin daha yakından öğrenelim.


Tevfik Kolaylı (24 Mart 1879 Bodrum, Muğla - 28 Ocak 1953; İstanbul), ya da yaygın bilinen adıyla Neyzen Tevfik, taşlamalarıyla tanınan Türk neyzen ve şairdir. Taşlama kitaρlarının yanı sıra, çeşitli taksimler ve saz semailerinin bestecisi olarak da bilinir. Osmanlı döneminde istibdata karşı, Cumhuriyet yıllarında ise devrimlere karşı gelenlere karşı hicvini kullanmış; haksızlığa, yolsuzluğa ve yozlaşmışlığa karşı şiirler yazmıştır. Birçok defa tutuklanmış, ama kısa süre sonra serbest bırakılmıştır. Bektaşi tekkesine mensup olmuş, hayatının büyük bölümünü İstanbul'da çeşitli hanlarda geςirmiştir. Son dönemlerinde Bakırköy Akıl Hastanesi'nde kendine ayrılan 21. koğuşta kalmıştır. 1930'larda kısa süreyle kendine bağlanan aylık haricinde düzenli bir geliri olmamıştır ve hayatı boyunca epilepsi nöbetleri ile uğraşmıştır. Aynı zamanda rakı başta olmak üzere fazla içki içtiği bilinmektedir ("Ancak bir alkolik onun gönlünü çalabilmişti: Neyzen Tevfik!"). Ölümü 28 Ocak 1953'teki ölümünün ardından Beşiktaş'taki Sinan Paşa Camii'nde cenaze namazı kılındı. Civardaki cadde ve sokakları dolduran profesörler, memurlar ve bazı ileri gelenlerin yanında kendilerine çeki düzen vermeye çalışmış sarhoşlar ve sokak serserilerinden oluşan büyük bir kalabalığın eşliğinde Barbaros Bulvarı'ndan geçerek defnedildiği yere ulaştırıldı.  Mezarı bugün Кartal Merkez Mezarlığı'ndadır. Ailesi Çocukluğunu geςirdiği Bodrum'da beraber olduğu ailesi ile ilgili çok sınırlı kaynakta belli başlı bilgiler bulunmaktadır. Annesi hakkında herhangi bir bilgi olmamasına rağmen babası ve kardeşi ile ilgili aşağıdakiler söylenebilir.


Okulu bırakmasına sebep olan ve ilk önce neyin sesi yüzünden olduğu zannedilen sorunun tedavisi için annesi birçok doktor ve hocaya danışmıştır fakat sonuç alamamıştır. En sonunda hastalığı kontrol altına almayı başarmışlardır. Doktor “fazla üzerine gidilmemesi gerektiğini” ve “en çok hoşlandığı şeyleri yapmasına izin verilmesi” gerektiğini dile getirmiştir. Bu sebepten dolayı hem hastalık bir nebze kontrol altında kalmış, hem de bu ona ‘Neyzen’ lakabını kazandıracak olan neye devam etmesini sağlamıştır.

Siyah

 

Siyah melodi siyah

Kren sesinden bir isyan

Ve bayramlar dolar bir sabah ağlayarak

O gün huzur da isyah

İştah yemek yarı siyah

Yumurta kırmızı biber

İsot içinden damlar yağdı

Kırılır kabuk havaya 

Kışta yumurta 

Sabah sireni

Siyah


Adım rengi siyah

Adım başı rengi silah

Ve adımın içinde yakalayarak

Kalaylı bir bıçak

Keskin dolap kapağı

Keskin camlar kırık

Canlar parçaları içimde

Kime sorsan tuzluk

O tuz beyaz

Otuz yaşın bunalımı

Otuz şair yılı

O tuz kırık

Rengi isyanım

Siyah

Adı Bahtiyar

 Onun aşkını kimse bilmez

Benim aşkım biter belki yıllar sonra

Bizdik dinsiz değiliz 

Sizdik izsiz değiliz

O ve  ben 

O sakallı o deli

Ben sakallı ben sefil

Gittin ay gideli üç ay

Bir damla gözlerini bir deniz sandım

Nasıl abartmışlar seni

Yağmuru sersefil sandım

Kanatmışlar beni

Hoşçakal iki gözüm

Ceketler ıslansın yağmurda

Parıltı Görmeyen Çocuklara Destek Derneği

Sanal da olsa Parıltılı bir gelecek için koşmak harika! Türkiye’de ilk ve tek görme engelli çocuk derneği olan @pariltidernegi ile siz de görme engelli çocukların eğitimine destek olabilirsiniz. Bu yıl bir ilk olarak dünyada her nerede olursak olalım sanal koşabileceğiz. Ben koşamam ama destek olabilirim derseniz https://fonzip.com/parilti/kampanya/akademianin-bahcesi--parilti-cocuklari-i-cin-kosuyor- linkinden bağış yaparak geleceğe parıltı olabilirsiniz. #parıltıçocuklarıiçinkoşuyoruz #İstanbulmaratonu #sanalkoşu #sanalmaraton #pariltidernegi



Parıltı Görmeyen Çocuklara Destek Derneği, 26 Şubat 2003 tarihinde görmeyen, az gören ve görme engelinin yanı sıra başka engeli de bulunan çok engelli çocukların aileleri tarafından İstanbul’da Psikolog Dr. Ayşe Hale Bacakoğlu önderliğinde kuruldu.

 
Derneğe üye olan çocukların birçoğu tüp bebek tedavisi ve erken doğum nedeniyle, bir kısmı da kanser tedavisi için geçirdikleri beyin ameliyatı neticesinde görmeyen, az gören ya da çok engelli durumundalar.

Parıltı Görmeyen Çocuklara Destek Derneği’nin amacı; görmeyen ve az gören çocukların doğumlarından eğitim süreleri tamamlanana kadar olan süreçte, onları yaşıtları ile aynı seviyeye getirerek kendi potansiyellerini mümkün olan en üst düzeyde tamamlayana kadar donatmak ve kendi başına hareket eden bağımsız, çevreye uyumlu, meslek sahibi bireyler olmalarını sağlamaktır.

Erken eğitim ve kaynaştırma eğitimini temel alan çalışmalar yürüten ve Türkiye’de bu alanda tek olan derneğimize tüm yurttan 0-18 yaş arası yaklaşık 1000 çocuk ve ailesi ulaştı. Dernek, hedeflerini gerçekleştirmek üzere Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı kendi iktisadi işletmesi olan Özel Kabartma Düşler Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi’ni 2008 yılında İstanbul Mecidiyeköy’de faaliyete geçirdi.

Merkezimizde özellikle 0-6 yaş arasındaki görmeyen, az gören ve çok engelli çocuklarımıza bebeklik dönemi ve okul çağı öncesi eğitimler verilmeye devam ediliyor. Bununla birlikte derneğimiz ulusal ve uluslararası projelerde yer alarak hedeflerine ulaşma yönünde etkin adımlarını sürdürüyor.

VİZYONUMUZ
Türkiye’nin geleceğine çağdaş, eğitimli çocuklar yetiştirebilmek için görmeyen ve az gören çocuklarımızın eğitimlerinin yaşıtları ile aynı seviyeye ulaşması gerekliliğiyle yola çıktık. Hedefimiz, devlet tarafından verilen temel eğitime paralel olarak destek olmak ve yaşam becerileri kazandırmaktır.

MİSYONUMUZ
Görmeyen ve az gören çocukları doğumlarından, eğitimleri tamamlanana kadar her alanda yaşıtlarıyla aynı seviyeye getirmek için gerekli desteği sağlamaktır.

Hiit Nedir?

 

Yüksek Yoğunluklu Aralıklı Antrenman (hiit)

En kısa sürede en fazla kaloriyi yakmak mı istiyorsunuz? Saatlerce koşu bandında koşmak ya da bisiklet sürmekten sıkıldınız mı? İşte, hem kısa süreli hem eğlenceli hem de çok faydalı bir kardiyo antrenmanı: HIIT…

Fitness yaparken bir sonraki seviyeye çıkmak ve antrenman programınızı çeşitlendirmek için yeni bir yol mu arıyorsunuz? Yüksek Yoğunlukta Interval Antrenman (HIIT) egzersiz programınızın yoğunluğunu artırmak için kardiorespiratuar teknikler ile belirlenen hız ve dinlenme aralıkları yapılan bir program şeklidir. HIIT, performans hedeflerine ulaşmak ve fitness seviyesini arttırmak isteyen sporcular ve egzersiz meraklıları tarafından kullanılır.

Yüksek Yoğunluklu Interval Antrenman maksimum seviyede yapılır. Burada aerobik kapasite %80-95 seviyesindedir. Sprint Interval Antrenman (SIT) yüksek yoğunluklu bir egzersiz türüdür. Bu sizi %100 maksimum aerobik kapasitesine ya da 10. seviyeye iter.

hiit faydaları nedir?

-uzun süren kardiyolara göre yalnızca 6-10 dakika arasında bile dayanıklılığınız ve kas fiberleriniz artar. (tabi bu 6-10 dakika kolay geçmeyecek)yani kardiyavasküler gelişim olduğu gibi kas gelişimi de sağlar.

-şaka gibi ama kanser riskinizi ya da erken ölüm riskinizi %50 daha azaltıyor. (bunu sadece uzun kardiyolarla kıyaslayıp söylemiyorum ancak yoğunluğu yüksek egzersizlerin kanser riskini azaltmada, düşük yoğunluklu egzersizlere göre daha başarılı olduğu tespit edilmiş)

- daha kısa sürede daha çok yağ yakmanızı sağlıyor.

-araştırmalara göre düşük yoğunluklu egzersiz yapan insanlar, egzersiz sonrası daha çok yemek yeme ihtiyacı hissediyorlarmış, ancak yüksek yoğunluklu egzersizlerden sonra daha az yemek yemek tercih ediliyormuş...

orijinal hiit için, nabzın maksimumun da üzerine çıktığı egzersizler yapıldığı söyleniyor, ancak bu çok da uygulanabilir yahut gerekli değil.

araya maksimum nabızla ilgili de minik bir şey sıkıştırayım, türlü şekillerde bunu ölçebiliyorlar, yine de hiçbir ölçümü kişinin kendisinden daha belirleyici olarak görmüyorlar. yani siz "şu an maksimum nabzımdayım" diyorsanız büyük ihtimalle öyledir. maksimum nabız, nabzın bir dakika içinde normal atım süresinin üzerine çıkması, daha da hızlı atacak dermanı kalmaması gibi bir şey :p

hiit yapmak için koşmak, yüzmek, bisiklet gereklidir. bunun dışında spor salonlarında hiit diye sizi tepiştirenler, biraz uyduruyor biraz da işte sizin bu şekilde memnun olacağınızı düşünüyorlardır. şunlar bunlar da hiit değildir.

elbette en teknik anlatımlı kitaplarda dahi yapılan uyarı "kalp sağlığınıza ve diğer sağlık durumlarınıza baktırın" uyarısıdır. kalbi bir parça zorlayacağını bu egzersizde, onun bu tempoya ayak uydurabilecek nitelikte olduğundan emin olmalıyız.

Hiit nasıl yapılır?

okuduğum kitaptan, klasik bir hiit örneğini aynen aktarıyorum (bu genel olarak mantığı anlamınız için), örnek egzersiz olarak pedal çevirmek seçilmiş.

a-30 dakika boyunca hafif tempoda pedal çevirin.

b- 60 saniye boyunca elinizden gelen en hızlı şekilde, kalp hızınız en yükseğe çıkana kadar pedal çevirin.

c-o 60 saniyenin ardından 75 saniye boyunca düşük tempoda pedal çevirin (ama durmayın)

d- bu şekilde 8 kere, sonraları 12 kere tekrarlayın.

e- egzersiz sonlandığında yavaşça pedal çevirin. tüm egzersizin aralıklı yüklenme kısmını 30 dakikayı geçirmeyin.

f- haftada 3 kere ya da toplamda 1,5 saatten az egzersiz yapın.

aynı fayda için en az 5 saat klasik kardiyo egzersizleri yapmalısınız.

Pomodoro Tekniği Nedir?

 


Günümüzde dikkat süresinin azalması motivasyonda yeni teknikleri ortaya çıkıyor. İşte en popüleri pomodoro tekniği hakkında bilmeniz gerekenler...

Deneyenler tarafından en etkili çalışma tekniği olarak gösterilen pomodoro, 1992 yılından beri uygulanır. Çalışacağınız konuya ve zamana karar verin; verimli çalışmanın keyfini çıkarın.

pomodoro tekniği basitçe 25 dakika çalışma 5 dakika ara peryodları şeklinde giden bir çalışma tekniğidir. her 25 dakikada bir, 5 dakika ara vermek ilk bakışta çok fazla ara veya çalışmaya çok fazla ara vermek gibi algınalabilir. fakat pomodoro tekniği ile gerçek bir 25 dakikalık çalışma peryodundan sonra 5 dakikalık bir araya ciddi şekilde ihtiyaç duyarsınız. çünkü sabah masamıza oturup 2, 3, 4 veya 5 saat hiç kalkmadan çalıştığımızda çok efektif bir çalışma peryodu gerçekleştirmiş olduğumuzu düşünürüz ancak günün sonunda kaç saat kesintisiz çalıştığımızdan ziyade kaç tane önemli task’ı bitirdiğimiz, ne kadar efektif çalıştığımızı belirler.

sabahtan öğle yemeğine kadar, yani 4 saat masadan hiç kalmadan çalışmak; 4 saat kesintisiz çalışmak değil, 4 saat masadan kalkmadan çalışmak demektir. yani kesintisiz çalışma = masadan kalkmadan çalışma demek değildir. çünkü saatlerce masadan hiç kalkmadan çalışmaya devam etsek de, çalışma konsantrasyonumuz email, telefon, whatsapp, bildirimler vb. gibi bir çok uyaran ile sürekli bölünür. işte pomodoro teknikte yapmaya çalıştığımız şey 25 dakika boyunca gerçekten kesintisiz şekilde tek bir task üzerinde çalışmaktır.

bir yandan sırada bekleyen task kuyruğu, diğer yandan çevremizdeki uyaranlar (bildirimler) tek bir task üzerine yoğunlaşıp onu bitirmekten bizi alıkoyuyor. çalışmaya daldığımız bir anda fark ediyoruz ki bir taraftan email yazmaya başlamışız ama yarım kalmış, diğer taraftan 3–4 farklı safari penceresinde farklı sayfalar açık, üzerinde çalıştığımız programların pencereleri diğer tarafta açık duruyor ve biz slack’ten yazılan mesajlara cevap vermeye çalışıyoruz. bu şekilde 8–9 saat çalışıp, bütün gün neredeyse mola vermeden çalışmamıza rağmen bazen tek bir task’ı bile tam olarak bitirmeden işyerinden ayrılıyoruz. bu çalışma biçimi bana göre zaman ve enerji kaybından başka bir şey değil. yani pomodoro tekniği ile çalışmaya başlamak için önümüzde çok fazla sebep var.

Uygulayacağımız tekniğin adı POMODORO, İtalyanca bir kelimedir ve domates manasına gelmektedir. Adını mutfakta ki domates şeklinde ki zamanlayıcıdan almış. Francesco Cirillo tarafından geliştirilmiş bir tekniktir.