Featured Posts Slider

Image Slider

Boş Sayfa 2020

Boş bir sayfa size sadece duygu ve düşüncelerinizi söyler ama boş bir beyin size hem karakterinizi hem de nefesinizin durağanlığını vurgular. Bazen sadece yazmak sizi bomboş bir bireye dönüştürebilir ama beynimizin en dolu olduğu her safhada hem davranışlarımızın hem de duruşumuz insanlığa karşı adi bir tavır alıyor ve bu tavırla yaşamaya ömür boyu mahkum kalıyorsunuz. Daha önce hiç kendi karakterinize hapsoldunuz mu? Olmakla ölmek arasındaki bir tercih gibi insanı ipsiz bir uçurtma yapıyor ve sadece ipi olan uçurtmalar isyan edebiliyor peki yaşama hakkınız da alınmışsa bir tanrı tarafından, yargılarınız ve kayıp ruhunuz ne olacak? Her gün sorular soran ve sorulara yenisi eklenen felsefe dünyasında asla cevap bulamadınız ve asıl cevap da ilk dokunuşla dünyaya ilk temasla başlıyor. bu temasın anlamsızlığı ve kendi duruşunuzun boşluğundan yararlanırken anlatacak kimseniz yoksa zedelenen bir kalple ızdırabı yaşamaya başlıyorsunuz ve sakınılan insanlar tarafından yabancılaşmış dünyanın mahkum perilerisiniz. Ne bir keşif ne de suratınıza tükürüp size bir tokat atan yargılarınız. 
Şimdi yukarıda bahsettiğim beyaz kağıt bir insan çiziyor ve bu insandan ümit bekliyorsunuz. Sizi bu boşluğa sürükleyen her şey her anlamsız yargı karakterinize bir çizik atıyor. Size deli diyen her bir varlık aslında birer yokluğa her ses de baş ağrıtan bir yarasaya dönüşüyor. kendinizi kilitleyebilirsiniz ama maalesef dostlar yetmiyor çünkü çevredeki anlamayan insanlar sizi bir başkası yapmak için çabalıyor ve o kayıp kişiliğe ve esere dönüşürseniz bir kul yapısına hapsolursunuz. Bu hapis yılları dört duvar arasında kalmaktan daha iyidir çünkü bu hapis yıllarında bekleyen karakterler sizin yarattığınız küçük düşünsel ögeler. Durmak ve sürünmek gibi bu durağanlık ve sevgisiz eziklik bedeninde esmek isteyebilirsiniz ama o boş sayfayla büyük bir kavga başlattınız. Bu kavgayı oluştururken hiç düşünmediniz ama size kimse de yardımcı olmadı ve olamaz da . Sadece nefes alırken destek olabilirler onda bile tüm işi kalbiniz ve sizi yarattığını düşündüğünüz tanrı yardımcı olabiliyor. 
Bir sokak oldu şimdi her şey ve o sayfaların sayısı giderek arttı ve bir refleks hareketiyle kalpteki karamsarlık ruhun bir bütün halinde yöneticisi oldu. Yazmayı bıraktığınız an içinize işleyen kirli boş ve terkedilmiş bu kasabamsı mavilik hem özgürlüğü hem de ölümü arzuluyor. Siz yazarken mutlu olurken psikoterapinin bile bulamadığı çare sizi tersine çeviriyor ve aynadan ters yüzünüze depremsel duygulara fiziki uyanışlara hazırlanıyorsunuz. Kavga yeni başlıyor.
Kavganın içinde tadarken ve henüz itilmemiş arkadaşlıkların yanında herkes hayatta kalmaya uğraşıyor. Siz kendi dünyanızdasınız ama başka herkes bir fikirle yazımınızı ve hayatınızı ağızlar dudaklarına bulutlar salyasında boğumlanmaya zorluyor. Bu boğumlanma hem ağrı hem de dinsel bir iyilik içgüdüsüyle tanrıya koşuyor. Anlamsızın peşinden gitmek ve tekrar kendinizi inşa etmek için bulmanız gerek hem çocukluğu hem de erezyonik ve ereklenmiş hafızayı.
Her şey yeni başlıyor. Başlama başlanış sanılmak ve geriden kalkış hepsi aynı kapıya çıkıyor sadece biri sizi istiyor diğeri oyalıyor. Fiziki materyal para sizi gerçek bir sokağa veya parasız bir oluğa döküyor hem iç yangını temizlemeli hem de volkanik patlamaya engel olunan bir katık hazırlamalısınız. Bu katığın yanına bir de aşk denilen betimleme tuzağı yerleşirse vay halinize. Devamı bir  gelir bir kesilir. Sizi ya siz ya da beni ben ama kimse şüphe etmesin her bedenden. Artık yorulmuşuz birçok teşhis ve tehdidin ardından bulmak ve bu yolda kaybetmek gibi bir uğraşla salıncaktan pembe bir dünya. Kendi şiirsel varlığınızdan biri gerçeği gör diye bağırıyor. Ne dinliyor ve işitiyorsunuz da sizi zedeleyen bu elmaya katlanıp dünyaya gelebiliyorsunuz. Ya da hala inanmaktan korkan bu nesil ihanete uğramayı unuttu. Sevmek nefret ve sevilmek arasındaki çizginin kesmesinden korkarken gülecek anlamsız öğütlere nesne olup kendinizi avuntuya atın. Ve boş sayfayı en sonunda da fırlatıp uzaklaştırdınız. Çünkü beynim yorgunluğa asla alışamadı.

Yorulmuş bedeni ve tıkılı kalan bir beyni kafatasımın içinde gıdıklı bırakmak hem keyif veriyor hem de ne olduğunu bilmediğiniz bir deryaya sürükleniyorsunuz. SİZLİ kelimeler beni de rahatsız etti ama beyne itaat kelimeler yargı sağlayan yüklemle karaktersel kavga ise beyni kutuya sıkıştırmakla olur. Herkes yazarak geçerken kimi ölüyor kimi de ölüyor. Ağrılar bütün bir bedeni sizin dünyanız da benim dünyama kayıtlı bir birey kalıyor. Ve ben hem ağlamaya hem de duygularınıza yaklaşmaya başlıyorum. Yazmayı yaratıcı şiirsel ve yazı diye ayırmak bu bedene ve o boş sayfaya büyük bir hakaret olurken sadece acı mı çekmek istiyorsunuz yoksa gülücüğünüzde tebessümel ünlem mi? Buruk ve yorgun kırık ve dalgın... Her yeni kelimeyle derinleşirken bu sokaktan kaçıp siz de evren bulmak istiyorsunuz ama evren bulamadınız çünkü o sık duyulan söz ruh ve beden ayrımı arasında ibadetsizlik fütürü. Başka da kimse yok zaten. Bunu okuyan ve işleyen kağıda belki bir gün anlarlar diyorsunuz ve sıkıntı yok abi yazmaya devam diyor bu kağıt. Yoksa nasıl dayanabilirsiniz? 

Biraz daha sabredersem sadece beyaz sayfalar dolmakla kalır oysa yukarılardaki en temel fikir sadece ruhunuza bağlı kalır. Her ne kadar bir karakteriniz olmasa da düşünülen her boyut sizin dipsiz kuyunuzda sansürleyemeyeceğiniz eski bir hikayeye tahammül eder. Burada ders ve test diye yalvarmak tam bu noktada tıkanıklığa geçişi sağlar. Çünkü belki de geçmişi de o dünyaya sığdırdınız. Hintlilerin dediği gibi evrimsel terkrarlar yeni bireyleri meydana getirdi. Sayısız bu yargıyla seni de dinleyen bir mürekkep kalmamıştır. Ama yüzünüze bakan bir orduyla yakaladınız her şeyi. Okuyanların bile anlamayacağı ve senden başka herkesin bir karalama diyeceği yazınsal ifade sizin sakinliğinizi ve karakterinize bir geçiş de sağladı. Biraz olsun dış dünyaya açılmak evreninizi büyütememek büyük bir tepkiyi başlattı. Siz artık çocuk olmadınız ama kuyruğa bağlı teneke çok ses çıkartır. Herkes rahatsız oldu. Artık evrene bir yasa getirmenin ve yönetici olmanın vakti geldi.

Her yeniden bir seriden devam eder her katil bir ölüyü seriyle yakalar. Yapmadığınız ve yargılamadığınız bu süreçle tümde bir parçalama bütünsel bir ayrım oldu. Yıkılan duvarla oldunuz sokak ama bir şehir olamadın. Bir şehir olsan bile bir evrenin yok. Evrenin olunca da evrensellik sağlayamadın çünkü diğer evrenler kendi evreleriyle bir iletişimde ve bu yargılar da daha fazla özgürlüğü kapital tüketime açtılar. Yıkım ve yıkılım bedeni ve yasayı geçer. Kendi karakterler silsilesinde yeni bir mevzu var. Çünkü yönetici her karakterin sahibi sizsiniz ve gerçek dünyada daha fazla insan ve tek yönetici var. O bunları biliyor mu diye düşünürken bir ilke belirdi. Bu ilkenin sensizlik çevresinde olduğunu bir anla ve kendini sese kapatan bir sayfadasın. Bu ya kağıt sesi ya da ruh aleminin yarattığı beyaz kağıt evrenidir. Bu evrenin şiirsel formatından sıkılan okumaz ama bu rahatlığı aşıladığın her beyin de sorgulamaya ve şüphecilik içinde değerleri düşünmeye başlar. Hayat size fazla bir şey vermedi ama sizden alana kadaronca duyguyu barındırdı. Hikaye ve dünyamdaki karakterler böyle başladı demek isterdim ama ben bile bu yönetim çerçevesinde korku salan bir kelimeden tırstırıldım. Bunu bilmek ve öteye geçmek en fazla akılda tutmanın sağladığı tutarsızlık ve edebiyat olduğu bilinmeyen yoğunlukla atlatıldı. Beyaz sayfaya perdeyi açtım.
PERDE 1
Bu yeni evreni ve ters duvarda düz duran kapalı kutu sandığın bu dalgayı hepinize tanıtarak yaklaşmak istedim.
 

Reklam Dünyası ve Gerçek Dünya


Günümüzde zengin fakir ayrımı, doğu batı kültür kıskançlığı, yabancı yerli kültür kıyaslaması her şey reklama dönmüş durumda. Sosyal medyadaki yargı ve düşüncelerimizde maalesef bu çatışmalara katılıyoruz ve bir inek sürüsü halinde yönelimler gerçekleştiriyoruz. Bu durum hem yaşamımızı hem de dünyaya bakış açımızı kapitalizm çevresinde döndürüyor.


Reklamda gördüğümüz bir yemekle mutlu olacağımızı ya da ferrarisi olanın yeni bir hayata tutunacağı fikrini hayatımızın merkezine koyuyoruz. Temel ihtiyaçların fiyatı arttıkça yaşam kalitesi artmıyor. Yaşam kalitesini arttıran şey geçmişte ve gelecekte duygularla bulunduğunuz noktadır. Günümüzde durağan bir hayat sürerken biz hâlâ aynı kişilikte ısrar ediyorsak hiçbir şey değişmemiş demektir.


Hayatımızdaki tüm kararları biz mi veriyoruz yoksa bozulan bir ürünümüz için globalleşmiş markalara muhtaç bir köle miyiz? Bu sistemi değiştiremeyiz ve geçmişe de dönemeyiz. Tek yapmamız gereken sisteme hükmeden kişi olmak. Ve sadece sevdiğimiz işle uğraşmak.

Bu sistemin dışına çıkamayız ama bu sistemi yönetebiliriz. Artık medyanın yönetimlerine inanmayın. Kendi kararlarınızın farkına varın. Bu işe Facebook ve İnstagramı kapatarak başlayabiliriz. Sosyal medya ABD seçimlerini etkilemişse bizim yaşamımızı etkilemez mi?




Reklam Medyası


Medya iletişim sistemlerine verilebilecek en genel addır ve tüm kitle iletişim elemanlarını içine alan bir kavramdır (Nalçaoğlu, 2003: 43). Reklam medyası denilen kavram da, üretilen kültür ürünlerini insanların yaşam alanlarının içine, evlerine, oturma odalarına kadar taşıyan, bireylerin yetişmesinde ve yaşam biçimleri üzerinde en az kanaat önderleri kadar etkili olan bir olgudur (Erdoğan ve Akbulut, 2009: 107


Medya aracılığıyla gerçekleşen kitlesel iletişimde her kesimden vatandaş bütün haberlere, bilgilere ve resimlere ulaşabilir ve bu iletişim zamandan ve mekandan bağımsız şekilde gerçekleşmektedir. Mesajları alan bireylerin tepkileri kısıtlanmış ya da geciktirilmiş durumdadır ve medya mesajlarının kendine has bir gerçeklik boyutu vardır (Ankaralıgil, 2009).


Bugün dünyada reklam medyaları gelişen ve değişen etmenler doğrultusunda geleneksel halinden geleneksel olmayan, yeni medya haline dönüşmüştür. Bu başlık altında, geleneksel reklam medyası ve geleneksel olmayan reklam medyası değişim süreçleriyle birlikte anlatılacaktır.


1. Geleneksel Reklam Medyası


Gazete, dergi, televizyon, radyo gibi haber, eğlence ve eğitsel içeriğin yanında reklamları da geniş kitlelere ulaştıran mecralar geleneksel medya olarak adlandırılmaktadır. Geleneksel medya geniş bir kitleye ucuza erişim imkanı sağlamaktadır. Her aracın belli bir bölümünü izleyen özel bir kitleye, örneğin belli gazeteden ziyade köşe yazarını takip edenlere hitap edebilmektedir. Geleneksel medya ayrıca, izler kitlesinde büyük bir güven ve saygınlık duygusu uyandırmıştır. Geleneksel medya kaynaktan okuyucuya, izleyiciye,dinleyiciye doğru işleyen tek yönlü iletişim biçimine sahiptir (Suher ve diğerleri, 2012: 114).


1.1. Televizyon ve Radyo


Medyanın sevgilisi konumunda bulunan televizyon çok hızlı ve evrensel bir araçtır. İnsanlara etkileme konusunda tartışılmaz bir güce sahiptir. Temelde radyo gibi eğlence medyası olan televizyonun gelenekleri farklıdır. Çünkü insanlar, televizyonu açtıklarında, bir gazete ya da bir dergiden beklediklerinden daha ayrı şeyler beklemektedirler o ‘küçük ekrandan’.


Öncelikle eğlenmektir amaçları, günlük sorunlardan uzaklaşmak, gülmek isterler, değişik heyecanlar ararlar. İşte bu nedenle, görüntü, ses ve devinimi bir arada kullanarak izleyiciyi içine çeken ve onu duygusal olarak görüntüdeki olayın katılımcısına dönüştüren televizyonda yayınlanan ve başarılı olarak nitelendirilebilecek bir reklamın içeriğinde gizli bir şov özelliği bulunmaktadır. Televizyon bu etkiyi yalnızca on beş ile altmış saniye süren reklamlar aracılığıyla yaratmaktadır (Sa1.2. Gazete ve Dergi />

Güncel olaylardan bahseden ve yazılı bir araç olan gazete, basılı araçların başında gelmektedir. Basılı medya toplumla çabuk, güvenilir ve sürekli bir iletişim kurmak için en temel kaynak olarak görülmektedir. Bu özelliği nedeniylede günlük yaşamın vazgeçilmez aracıdır. Günümüzde gazetecilik farklı kitle iletişim araçları ile de yapılmakla birlikte ‘geleneksel gazetecilik’ varlığını sürdürmektedir (Bıyık, 2007: 16)Diğer Reklam Ortamları


Bunlar basılı ve yayın yapan reklam ortamlarının dışında kalan reklam araçlarıdır. Fuarlar, açıkhava reklam araçları, doğrudan postalama, sinema, el ilanı, katalog, broşürler ve satış yeri reklam malzemeleri olarak sınıflandırılabilecek olan bu reklam araçları, başlı başına bir reklam kampanyasının reklam ortamı olarak değil, bir reklam kampanyasında ana reklam ortamını destekleyen reklam araçları olarak kullanılmaktadırlar (Doğan, 2006: 30).


2. Geleneksel Olmayan Reklam Medyası


Geleneksel olmayan medya, reklam mesajını medya teriminin alışık olunan anlamı dışındaki mecralarda yaymaktadır. Alışveriş arabalarının arkalarına yapılan reklam uygulamaları, alışveriş merkezleri, havaalanları ve metro istasyonlarındaki reklam mecrası olarak kullanılan LCD televizyonlar, hipermarketlerde zemine yapıştırılan reklam uygulamaları geleneksel olmayan medya türlerine örnek olarak verilebilir.Geleneksel olmayan medya, reklamcıya tüketicilere erişmek için ihtiyaç duyduğu alternatif yollar sunmaktadır. Geleneksel olmayan medyanın sahip olduğu en büyük problem ise bu medyanın ölçülemiyor olmasıdır. Geleneksel olmayan medya ile ulaşılacak kişi sayısı kesin olarak bilinememektedir (Suher ve diğerleri, 2012: 110)..rı, 1999: 27).).

Yılmaz Erdogan Kimdir





Yılmaz Erdoğan
, 4 Kasım 1968’de Hakkari’de doğdu. Çocukluğu Ankara Aydınlıkevler'de geçti. Deniz Erdoğan ve Mustafa Erdoğan isimli iki kardeşi vardır. İlkokulu ve ortaokuludan sonra liseyi Ankara Aydınlıkevler Lisesi'nde okudu. 1987 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’ni kazandı ancak lisans öğrenimini yarıda bırakıp Ferhan Şensoy’un “Nöbetçi Tiyatro” kadrosuna katılmayı tercih etti. Burada hem oyuncu, hem de yazar olarak görev yaptı. 1988’de “Güldüşünürü Tiyatrosu”nu kurdu. Bu tiyatroda kendi yazdığı ve yönettiği “Kanuni Sultan Süleyman ve Rambo” adlı oyunu sergiledi.

Bu yıllarda kendini oyun yazmaya adayan Erdoğan, Levent Kırca Tiyatrosu’nun “Gereği Düşünüldü” oyununu, “Olacak O Kadar” adlı televizyon serisinin senaryosunu, Yasemin Yalçın Tiyatrosu’nun “Kadınlık Bizde Kalsın” ve “Haşlama Taşlama” oyunlarını yazdı. “Umut Taksi” dizisinin de senaryo yazarı oldu ve dizide bir rol de üstlendi. 1994 yılında ortağı Necati Akpınar ile birlikte Beşiktaş Kültür Merkezi Oyuncuları’nı kurdu. "Sen Hiç Ateşböceği Gördün mü?", "Otogargara", "Cebimde Kelimeler", “Bana Bir Şeyhler Oluyor”, “Haybeden Gerçeküstü Aşk” gibi büyük ilgi gören oyunları yazdı, bir kısmını da BKM’de sergiledi. Bu sırada başrollerini Demet Akbağ ile paylaştığı “Bir Demet Tiyatro” adlı dizinin senaristliğini üstlendi, aynı zamanda bu dizideki “Mükremin” karakterini canlandırdı. Senaristi olduğu “Gereği Düşünüldü” oyunu, en büyük oyuncu kadrosuna sahip olma özelliğini taşıyordu ve oyun 4 yıl boyunca sergilendi.

Erdoğan, sinemaya geçişini “Vizontele” filmiyle gerçekleştirdi. Filmin senaryosunu yazdı, yönetmenliğini üstlendi aynı zamanda filmde rol aldı. Vizyona girdiği 2000 yılında Vizontele, Türkiye’de en çok izlenen sinema filmi ünvanını kazandı. Bu filmin devamı olan “Vizontele Tuuba”da da aynı görevleri üstlenen Erdoğan, 2003 tarihli bu filmle de büyük bir başarıya imza attı. 2005 yılında vizyona giren “Organize İşler” filmini de yazıp yönetti ve filmde başrolü oynadı. Filmde Erdoğan’a Demet AkbağCem YılmazAltan Erkekli gibi isimler eşlik etti.

İlk albümü 'Kayıp Kentin Yakışıklısı' adlı bir şiir kaseti Prestij Müzik etiketiyle müzik marketlerde yerini aldı. Bu albüm Yılmaz Erdoğan’ın yazdığı 17 şiirden oluşuyor. Aynı zamanda albümde şiirlere eşlik eden türkülerden birini de kendi seslendirmişti. Erdoğan’ın şiir kaseti dışında “Kayıp Kentin Yakışıklısı”, “Anladım” adlı şiir kitapları, “Hüzünbaz Sevişmeler” adlı bir öykü kitabı, “Haybeden Gerçeküstü Konuşmalar” ve “Kadınlık Bizde Kalsın” adlı eserleri de bulunuyor.

Kardeşleri Mustafa Erdoğan ve Deniz Erdoğan da Türkiye’nin ünlü simaları arasındadır. Ersin Korkut teyzesinin oğludur. Erdoğan’ın, Muhsin Kızılkaya tarafından yazılmış “Yılmaz” adlı yaşam öyküsü bulunuyor.

Yılmaz Erdoğan yönetmenliğini yaptığı ve kendi de oynadığı 2013 yılının başında yayına soktuğu "Kelebeğin Rüyası" filminde baş rolde Kıvanç Tatlıtuğ oynadı.

Yılmaz Erdoğan, 3 nisan 2013 tarihinde Ak Parti Hükümeti tarafından açıklanan ve barış sürecini yönetecek olan 63 kişilik Akil insanlar listesine Güneydoğu Anadolu Bölgesinden girmiştir.

Evlilikleri :
1. evliliği: 1993 senesinde Sanem Oktar ile evlendi. 1998 senesinde de boşandı. Bu evliliğinden Berfin adında bir kızı vardır.
2. evliliği: 9 Ağustos 2006 tarihinde Belçim Bilgin ile evlendi. Rodin Nazım (d.24 Aralık 2009) adında bir çocukları vardır. Belçim Bilgin ve Yılmaz Erdoğan çifti çocukları ile birlikte 2014 şubatında Amerika'ya taşındı ve Beverly Hills’e yerleşerek bir müddet burada yaşadı. 2016 yılında anlaşmalı olarak boşanmadan önce 2015 yılında İstanbul'dan taşınıp Muğla'nın Köyceğiz ilçesinde bir köy hayatı yaşamaya başladı.

Ödülleri :
1999 - Afife Tiyatro Ödülleri, Cevat Fehmi Başkut Özel Ödülü, “Sen Hiç Ateşböceği Gördün mü?” oyunu
2001 - Sadri Alışık Ödülleri, En İyi Erkek Oyuncu, Vizontele
2009 - Altın Kelebek Ödülleri, En İyi Komedi Dizisi, Çok Güzel Hareketler Bunlar
2012 - 17.Sadri Alışık Ödülleri, En İyi Erkek Oyuncu (Bir Zamanlar Anadolu'da)

Filmleri ve Dizileri :
Yapımcı :
2012 - Bağbozumu (Sinema Filmi)
2008 - Kalpsiz Adam (TV Dizisi)
2008 - 2009 - Benim Annem Bir Melek 2. Sezon (TV Dizisi)

Oyuncu Olduğu Filmleri :
2019 - Organize İşler: Sazan Sarmalı (Asım Noyan)(Sinema Filmi)
2017 - Tatlım Tatlım (Sinema Filmi)
2017 - Güzel Adam Süreyya (Seslendiren)(Sinema Filmi)
2015 - Ekşi Elmalar (Aziz Özay)(Sinema Filmi)
2014 - Son Umut (Hasan) (Sinema Filmi)
2014 - Pek Yakında (Yılmaz Erdoğan) (Sinema Filmi)
2014 - Bana Masal Anlatma (Rıza'nın babası) (Sinema Filmi)
2014 - 8 Saniye (Derviş) (Sinema Filmi)
2013 - Kelebeğin Rüyası (Behçet Necatigil) (Sinema Filmi)
2012 - Words With Gods (Sinema Filmi)
2012 - Gergedan Mevsimi (Sinema Filmi)
2011 - Bir Zamanlar Anadolu'da (Komiser Naci) (Sinema Filmi)
2010 - Çok Filim Hareketler Bunlar (Müdür) (Sinema Filmi)
2009 - Neşeli Hayat (Rıza) (Sinema Filmi)
2008 – 2010 - Çok Güzel Hareketler Bunlar (TV Dizisi)
2008 - Kalpsiz Adam (TV Dizisi)
2008 - Mevlana Aşkı Dansı (Seslendirme) (Sinema Filmi)
2006 - Bir Demet Tiyatro (Mükremin Çıtır) (TV Dizisi)
2005 - Organize İşler (Asım Noyan) (Sinema Filmi)
2003 - Vizontele Tuuba (Deli Emin ) (Sinema Filmi)
2000 - Vizontele (Emin) (Sinema Filmi)
1995 - Otogargara (Video)
1995 - Bir Demet Tiyatro (Mükremin Çıtır) (TV Dizisi)
1994 - İnce İnce Yasemince (Taci) (TV Dizisi)
1993 - Umut Taksi (TV Dizisi)
1993 - Haşlama Taşlama (TV Dizisi)
1991 - Siyabend-ü Xece (Xece'nin Abisi) (Sinema Filmi)
1986 - Olacak O Kadar (Yılmaz) (TV Dizisi)

Senaryo :
2019 - Organize İşler: Sazan Sarmalı (Sinema Filmi)
2017 - Tatlım Tatlım (Sinema Filmi)
2017 - Günaydın Sevgilim (Sinema Filmi)
2016 - Dedemin Fişi (Sinema Filmi)
2015 - Ekşi Elmalar (Sinema Filmi)
2014 - Patron Mutlu Son İstiyor (Sinema Filmi)
2013 - Kelebeğin Rüyası (Sinema Filmi)
2012 - Bağbozumu (Sinema Filmi)
2009 - Neşeli Hayat (Sinema Filmi)
2005 - Organize İşler (Sinema Filmi)
2003 - Vizontele Tuuba (Sinema Filmi)
2000 - Vizontele (Sinema Filmi)
1995 - Bir Demet Tiyatro (TV Dizisi)
1994 - İnce İnce Yasemince (TV Dizisi)
1993 - Umut Taksi (TV Dizisi)
1993 - Haşlama Taşlama (TV Dizisi)
1986 - Olacak O Kadar (TV Dizisi)

Yönettiği Filmler :
2019 - Organize İşler: Sazan Sarmalı (Sinema Filmi)
2017 - Tatlım Tatlım (Sinema Filmi)
2015 - Ekşi Elmalar (Sinema Filmi)
2013 - Kelebeğin Rüyası (Sinema Filmi)
2009 - Neşeli Hayat (Sinema Filmi)
2008 - 2013 - Çok Güzel Hareketler Bunlar (TV Dizisi)
2006 - Hanım Hanımcık (Video)
2005 - Organize İşler (Sinema Filmi)
2003 - Vizontele Tuuba (Sinema Filmi)
2000 - Vizontele (Sinema Filmi)
1995 - Otogargara (Video)
1994 - Kadınlık Bizde Kalsın(Video)

Tiyatro :
Kanuni Sultan Süleyman Rambo Kadınlık Bizde Kalsın
1993 - Umut Taksi
1995 - Otogargara
1995 - Cebimde Kelimeler
2000 - Sen Hiç Ateş Böceği Gördün mü?
2003 - Bana Bir Şeyhler Oluyor
2004 - Haybeden Gerçeküstü Aşk
2008 - Çok Güzel Hareketler Bunlar
2013 - Hanımhanımcık
2016 - Münaşaka - Beşiktaş Kültür Merkezi

Kitapları :
Feriştah'ın Fentezileri (Bir Demet Tiyatro Dizisi Diyalogları)
Cebimde Kelimeler (Oyun)
Otogargara (Oyun)
Hijyenik Aşklar (Kısa güldürü hikâyeleri)
Anladım (Şiir)
Haybeden Gerçeküstü Konuşmalar (Diyaloglar - Sonradan Haybeden Gerçeküstü Aşk adıyla oyunlaştırılmıştır.)
Hüzünbaz Sevişmeler (Deneme)
Kadınlık Bizde Kalsın (Oyun)
Kayıp Kentin Yakışıklısı (Şiir)
Laz Bakkal ile Tombalak (Bir Demet Tiyatro Dizisi Diyalogları)
Bana Bir Şeyhler Oluyor (Oyun)
Sahiler Düş Düşler Sahi (Şiir)

Yeni Bir Sayfada Sana Bakmak

her şey yapılabilir 
bir beyaz kağıtla 
uçak örneğin uçurtma mesela 
altına konulabilir 
bir ayağı ötekinden kısa olduğu için 
sallanan bir masanın 
veya şiir yazılabilir 
süresi ötekilerden kısa 
bir ömür üzerine. 

bir beyaz kağıda 
her şey yazılabilir 
senin dışında 
güzelliğine benzetme bulmak zor 
sen iyisi mi sana benzemeye çalışan 
her şeyden 
bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor 
belki tabiattadır çaresi 
senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin 
ve benim 
bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim 
anlarım bitkiden filan 
ama anlatamam 
toprağın güneşle konuşmasını 
sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla 

sen bana ışık ver yeter 
bende filiz çok 
köklerim içimde gizlidir 
gelen giden açan soran bere budak yok 
bir şiir istersin 
“içinde benzetmeler olan” 
kusura bakma sevgilim 
heybemde sana benzeyecek kadar 
güzel bir şey yok 

uzun bir yoldan gelen 
tedariksiz katıksız bir yolcuyum 
yaralı yarasız sevdalardan geçtim 
koynumda bir beyaz kağıt boşluğu 
her şeyi anlattım 
olan olmayan acıtan sancıtan 
bilsem ki sana varmak içindi 
bütün mola sancıları 
bütün stabilize arkadaşlıklar 
daha hızlı koşardım 
severadım gelirdim 
gözlerinin mercan maviliğine 

sana bakmak 
suya bakmaktır 
sana bakmak 
bir mucizeyi anlamaktır 

sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır 
aşk sorgusunda şahanem 
yalnız kelepçeler sanıktır 
ne yazsam olmuyor 
çünkü bilenler hatırlar 
hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar 
bahçıvanlar değil tüccarlardır 
sen öyle göz 
sen öyle toprak ve güneş ortaklığı 
sen teninde cennet kayganlığı iken 
sana şiir yazmak ahmaklıktır 

bir tek söz kalır 
dişlerimin arasından 
ben sana gülüm derim 
gülün ömrü uzamaya başlar 

verdiğim bütün sözler 
sende kalsın isterim 
ben sana gülüm derim 
gül sana benzediği için ölümsüz 
yazdığım bütün şiirler 
sana başlayan bir kitap için önsöz 

sana bakmak 
bir beyaz kağıda bakmaktır 
her şey olmaya hazır 
sana bakmak 
suya bakmaktır 
gördüğün suretten utanmak 
sana bakmak 
bütün rastlantıları reddedip 
bir mucizeyi anlamaktır 
sana bakmak 
Allah’a inanmaktır

Yaşayabilme İhtimali

Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam...
Ben seninle bir gün Veyselkarani'de haşlama yeme ihtimalini sevdim.
İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında
Ankara'da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman
özlemeye başladım herkesi...
Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra..
Bizim Kemalettin Tuğcu'larımız vardı...
Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı...
Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda,
solculuk oynamaya başladık..
Ben doktor oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla...
Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu pütürlü duvarlara ve
Türk Dil Kurumu'na inat bir Türkçeyle...
Ağbilerimizden öğrendik, S harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi..
Ankara'ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.
Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri.
Oysa Ankara'da hiç sevişmedim ben.
Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim..
Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak..
Ankara'ya usul usul kurşun yağıyordu..
Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri.
Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim
Ve hiç bir mahkeme tutanağında geçmedi adım
Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece
Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde, ama sen yoktun
Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni teneffüs saatlerinde
Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu
Ben, senin benimle Tunalı Hilmi Caddesi'ne gelebilme ihtimalini seviyordum.

Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.

Yaz sıcağı toprağa çekiyor da tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini
Sonra otobüs oluyordum, kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü
Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum
Muş ovasının yalancı maviliğini
Otobüs oluyordum bir süre
Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum, yanağım otobüs camının garantisinde
Otobüs oluyordum
Bir ülkeden bir iç ülkeye
Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum.
Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin
Korkuyordum
Sonra iniyordum otobüsten
Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun,
ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk,
ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum.
Çünkü sonunda annem oluyordum, babam kokuyordum sonunda..
Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam
Ben seninle bir gün Van'daki bir kahvaltı salonunda
Ben seninle sadece bilmek zorunda kalanların bildiği
bir yol üstü lokantasında
Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan
Doğubeyazıt'ın herhangi bir toprak damında
Ben seninle herhangi bir insan elinin
terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim

Ben senin, beni sevebilme ihtimalini sevdim

Dante İlahi Komedya


Doğal değil mi dünyada bir yanın kötüyken ve acırken kalpler nerede olmalı bu bedenler? Bu bedenlere tattırırken acıyı anbean senin ruhun eritiyor kalbini ümitsiz yokluğun içinde. Söyle şimdi hak ettiğini mi sanıyorsun Cehennemi? Yoksa mutluluk bir bahçe mi senin için cennette ve kızarıp bozaran bu suratının içinde hangi kıskançlıklar var? Yarar mı düşünceleri bulduğun bozkırlar? Taze tomurcuklar, sarı incirler ama zikretmeli adını kafirler. 

Bilirdik yine de adalete bırakıp kendimizi, sorardık tanrıya bütün bedenleri yaratan ilahi adalet diye. Ve yakışırsa her gün her günah, kıskanma varsa içinde kıskançlık. Ölmek bir son mu yoksa bir varoluş mu? Bir daha düşün. Yanmak bedeli ödemek mi? İnsan tekrar doğsa koşullarla farklı bir rakam verir günahları. Affeden bir ilah, nerede bekler ruhla bedenimi? 

Görürsün beklemesiz hurma ağaçlarında tanırsın isimleri. Onca insanın yanında belki de sen de öylesin. Korku diyor ki aslana verme kinini, Mehmet alır diyor kinle dolu canını. Bu dünyada her insan çok görmemeli yaşadığı acıyı. Bir gün gülsen yine ağlayacaksın doğumdan sonra payını. Ey gözleri yanıltan coşku, bir dünyalık bu duygu. Hiçbir şey bitmemiş gibi sanki inferno her taraf. Kalmışsın bir tarafın zehir bir tarafın Araf.