Featured Posts Slider

Image Slider

Blogum 1 Yaşında


Herkesin Zafer Bayramı kutlu olsun. Hürriyet içinde yazabilmek çok güzel. Aradan 1 sene geçti. Yine Zafer Bayramı ve yine mutlu, huzurlu bir sabaha gözlerimi açtım. Duygularımı açıkça ilk defa bu blogda paylaştım. Edebiyatın güzelliğiyle ilk defa burada karşılaştım. Hep heyecanla izledim birilerinin yazımı okumasını. Hayata umut dolu bakmamı sağladı bu blog. Daha önceleri yalın düşünürdüm yani 1+1 = 2 gibi mesela ama şimdi ise 2 'nin her zaman 1+1 den oluşmadığını biliyorum. İnsanlar büyüyor, gelişiyor ve daha çok paylaşma isteği duyuyor. Paylaşım sitelerinin sayısı artıyor ve yazılarını rahatça paylaşabilecek özgür insanlardan oluşuyor dünya. Paylaşmak yalnızlığın yok oluşunu izlemektir. Paylaşmak çoğalmaktır. Paylaşmak mutlu olmaktır. Yazıyorum bugün de. Yine yazacağım. Yazdıkça mürekkebimin çoğalacağını biliyorum. İnsanlar doğdukları gün yazdı. Şimdi neden öldüğümüz gün yazmayalım ki? Yaşanılanlara değer verin. Anılar paylaştıkça çoğalır. Paylaşımlara değer katan takiplerdir. Blogumu takip etmeyi unutmayın. 

Şiir Nedir?


Şiir en eski edebiyat türüdür. Şiir tanımlanamaz ve her tanım şiir için uygun değildir. Biz yine de şiirin tanımını yapalım. Şiir her türlü duygu, düşünce, anıların kurallar çerçevesinde veya kurallara bağlı kalmadan yazılan yazılardır. 
Şiir çok anlamlı veya anlatımın sadelikten çok zevksizliğe, hayattan çok ölüme, sevgiden çok ayrılığa, aydınlıktan çok karanlığa, zıtlıklarla benzerliklerin karışımından, doğanın oluşumundan

Tren Saati


Saat ve dakikalar hızlanır.
Trenin uzağa gitmesi gerekir.
Dağın eteklerinden ufkun dinginliğine kadar,
Bir de bakmışsın ardın arkası geriye.

Süzmeli çizgiler saçların gibi.
Savruluyor tren camından,
Savrulan giden hayatların üstüne.
Tozlar konuyor kar tanelerine.

Günün sekizinci saati,
Dokuz doğuran kısrak,
Yetişemez serpilen bir ata.
Tren varamadı.
Saat ve dakikalar durdu.

Yaşama Sanatı : HAYAT


“Yaşam, kaybetmeyi öğrenmektir. ” derlerdi bize. Ahmet Ümit bir kitabında bunu şöyle açıklamıştı :

Ağla Gurbet


Ağlayanların seveni olmaz. 
Oysa ağlayanlar sevmez beni. 
Benim ağlayan sevdiğim gibi. 
Bebeklerine gözyaşıyla baktığım gibi. 

El olsa yaban otlara, 
Tarladaki aygırı besleyeni, 
Bakmaz memleket fanisine baktığı gibi. 
Açmaz kara dağlara yürek açtığı gibi. 
Aç kaldı yumrular, 
Açlığa ömür yettiği gibi. 

Kültür bağrı yurduma, 
Ağlayan elbet oldu. 
Ben sevdim ağlayan bozkırı ve gurbet, 
Ağlamayanı sevmedi yurt. 
Benim ağlamayan sevdiğim gibi. 

Eceline gelmedi dikenli çalı. 
Sayfalara okunan dualara, 
Elinde tüfek, dilinde vatan, 
Şerefle bağışladı kara dağlara yatan,
Sayısız ay şafağı gecelerini. 

Artık ağla gurbet. 
Ağlayan olmaz fanilere. 
Ağla gurbet, ağla. 
Seven olmaz sevilenlere. 

Vakti Sefa


Her fırtına çıktığında yağmur yağıyor.
Şimşekler sanki bir çocuğu korkutmak istercesine pencereden,
Haykırıyor gecenin soğuğunu.
Bir bebek de ağlıyor.

Gözyaşları boşanırcasına yağmurlar,
Bir göl oluşturmuş kalbimizde.
Rüzgarlar ağaçlar gibi dik başlı.
Asi mi asi bulutlar.

Güneş küstür bu vakitte şimşeklere.
Salyangozlar koşuyor göllerden aşağıya.
Bulutlar çarşafımız oldu göllerden.
Uyku ağlıyor, böcekler bu vakitte gayrimeşru.

Yağmur dinse güneş yüzünü göstermeden gökyüzüne,
Sonra tekrar ağlar bulutlarım.
Kiremitler üşütmesin.
Üşütmesin insanların burkuk yüreklerini kiremitler.
Ağlamasın afetlerde sellerim, depremlerim.
Vakti sefa gökyüzüne koşmanın.