Featured Posts Slider

Image Slider

Boş Sayfa 2020

 Bir gün yine başladı şiirsellik. Sanki anlamsız karalamaların üstüne oturmuşum ve annem gözyaşıyla avutuyor oğlunu. Hayatım kitaptı ve başka başka kitaplar gösteriyorlar , bir tozlu rafım vardı gerisini kuruntuya kaldırıyorlar. Bir boş sayfa var duygulara kırılan, sınavım bile başarıma yutkunuyor ama her başarısızlık beni açlığa itiyor kendine kendin kadar acıyabiliyorsun ancak. Yazdıkların kanadıkça yürekte ya deliliğe sürüyorlar ya da arabasız bir adam sanıp kara yolunda itiş kakışın arasındasın bir sürü adam la bağırma virgülden sonra bile isyan etmeyince gülücük surata nokta konur bas yola devam et. Ne anlattığın açıklığına sayanlar sövmeyi bir maharet sansalar da ben hapsettiğim bir kelimeye sığındım. Ama bunlar arttıkça gözyaşı dinmez aşk diye ağlatıp çok incinen bir yazın üstüne düştüm ve gece de inci aydı. İsmimin ağrımasına rağmen karınca koşuşu yolluğumda zamanımı bir edebiyat saydılar. Yaz diye tavsiye ettiler bana soğuk kış gibi davrandılar. Ama kar daha sıcaktı çünkü yüreğimi buldum. Hastalıklarım başımı aştı. Tek ve renkti hayatım. Renksizlik bile ya siyahı ya beyazı soktu kafama. Bir kumardı ki onca şey yediğim ekmek asaldı. Kendim hariç kimseye bölünmezdim ama kendimden başka herkes birdi gözümde.

Duygusuz köpek diye bağıranlar akıllanmazdı ve ben acımasızdım ve sen çok insafsızsın. Bir kere şunu bilmeliydim bu yazdıklarımı bir kişi okudu ve karakterler bile bazen kişiliklere aynada bağırıyorlardı. Anlayınca kulağım çınlıyordu. İsim isim ayrıldı acı çekenler ve yoklama aldı tanrım. Elini öpünce büyüklerin atıldık sıcacık cehennemden üstelik de cennette kıştı. Okumayı bilmeyenler takıntı sandı ama yazmayı bilenler bile kimi zaman okuyamıyordu. Çünkü üslup diye bağırdı genco yaşamım bile bir figürandı. Oynasın koçlar gibi koyunlar da kuzularda acıdan melerler. İnsan öleceğini bilince ancak haykırıyor ve inekler mezbahaya gideceği zamanı bilir ama ben daha yeni öğrendim öleceğimi. Bilmezdi acı çekenler ve okurlarsa güzel diye geçerler ama sevgili boğazımın yırtılmasından ve yükselen ittifakların duygularımı baskıya almasından ibaret yüzyılı sanki sınavla kazandım. Ölünce dahi kendini bilmez dedin. Ben sana dememiş miydim? O zaman yaşamı severek yaratsaydın. Ezberlerken gül papatyayı. Gül kendini papatya sanmış ve ben burada anlatırken derdimi anbean ve tatbikatıydı hayatımın. 

Hiçbir gül başlamadı erkenden koşmaya hiçbir gün güneşli değildi görmeyene ve hiçbir güne katlanamazdı sevmeyen çünkü elimden fatalizm aldı kaderi ve determinist insanlar tartıştı yeteneğimi. Bu adaletsizliğe isyan etmiştim ve sen bu adaletsizliğe meydan okuyordun. Şimdi dinle benim sorumluluğum var diye anladın, benim sorumluluğumu ekler bile dinlemedi ve ne olduğumu inan ki bilmiyorum. İnsan unutmak için bulmuş içkiyi. Birazdan tekrar hatırlayacak yaşadığını. Tutkusunu rüyasında görüyorsa insan, o zaman çaresiz. Ve ben neredeyim hiçbir fikrim yyoktu ama zikrim çok ağlıyordu.

Bir Başka

 Anne masumiyetimi kaybettim

Bugün gözlerim acıyor

Sokak adını sayıklıyor

Seni öyle çok sevdim ki gecelerin tüneyen gelinliğini 

Pamuk yanaklarının doyumsuzluğunu 

Ve ellerin yüreğimi dağlamasına izin vermezken 

Ağladığın gözyaşına susadım

Karanlık gecelerde yanında yokken 

Sana tanık değilken

Suratım asıkken 

Yine sen vardın yanımda

Şimdi bir nefes yakınımda 

Ölüm kadar uzakta

Boşluklar doluyor boğazıma



Boş Sayfa 2020

 Ben yine yazmak diyorum ama bu anlamsal bütünlükte bir eksikliğe takıldım. Benim için yazmak ve senin içindi bir fiili etkiye geçiren ama şimdi bir yağmura tanıklık eden bir adam gibi tutuldum. Fazla düşünmek yerine eleştiriye geri dön arkana ve başını al git buralardan. Kim söyledi benim yanılgılarım kırıldı ama bugünü hatırladım ve özgürlük dedim çünkü en kötü yazı karşılaştırmalarımı var etti de düşündüm. 


Zaferin tacı, çok bekleyen bir ülkenin yargılayan bacı, anlamsız kuralların bütününe hapsolup intihar eden işsizlik acı. Bu duygular bastırır içindekini şöyle dursun bunlar düşüncede yazım yanlışı arar bir gurup abdal. Çünkü her cümle mutlak doğru olmalı ki kutsal kitapta yazım yanlışı yokmuş a be dostlar. Sesim kırılınca bağırdım boğazım yırtılınca ağladım. Ama değiştirmek yerine kabullendim. Açıklayayım ya kabullenilmese, denemiştim evveller önce. 


Çatısı uçar aynı çatıda alüminyum arkadaşlar ve tahtadan aileler. Ama bana bir oda ayırdılar ve odanın bir ucuna yargının keskin bıçağı tutuklanmadan tutulmak yazıda. Bu yargı kimi zaman toplumdu kimi zaman öğretmen kimi zaman devletti haşa büyük başkan altında şaştık emretti general rütbesine sadık. Birinin ardına mı sığındı sağım solum boştu konuşurken bile kendi sansürümü uyguluyordum. Çünkü bağırıyorlardı anlatımı bozuk bir cümle hiçtir. Ben de dedim ki düzgün oturan adam piçtir. Hişt küfür etme öldürürler artık sıkıldıysan oyna toplum kelimesinde. Çünkü hiçsen bu ülkede yasaklı kelimeyi kullan da ülkenin ilgisi artsın sana. Akşam haberlerinde yemek bulmadan olmayan yemeği yerken ilgini arttıran kendini görüp susmayı yeğlersin çünkü yanındakiler iyi eğliyor. 


Tehlikeli yoktur aslanım. Sen aslansan kıçın en büyük tehlike değil mi. Bunu yazan adam bilmez tartışmacı anlatım, dolaylama yaparak sektiricem şimdi TDKnın üstüne kesme işaretsiz topu. Şimdi soruyorlar nerede Orhan Veli, Orhan Pamuk diyince bağırıyorlar onun adı Solcu Ermeni Başkanın El Öpücük yetenek soykırımı. Ben de diyorum sen de postmodern söv Avrupaya zaten ulaşamayacaksın muasır medeniyetler seviyesine. Senin seviyen beyninin ideolojik sınırı ki ancak onun kadar eleştirirken ben de seninle ancak sizli bizli yaşarım. Bana sorarsan sevir misen? Sen çok yanlış anlamışsın bacım beynin hangi tarafta diye seviyene ayarlarım cümleyi. 

Boş Sayfa 2020

 Kıskançlığın verdiği uğultuyla kalp sızım sızım sızladı. Dudaklar yine durmadı. Bir nefreti gömmekse en karanlık çukurda, bir uğraştan sonra çıkarım ama bir şey başaramadan nasıl yaşanır ve bir başarıyı kuytunun içine nasıl atarım? Kafanın içi baştan beriydi. Geriydi anılarım hem de çok geri. İnsan sandıklarım saldırıya uğratıyorlar. Kızıla dönen kalbimi daha da kızdırıyorlar. Düşünmeye veriyorum nefesimi ve bir gürültü fırlıyor zihnimden. Anlatılan beden yavrulamayı seçiyor bense öldürüp de katletmeyi. Yorgunluktan sonra biraz yükselişe ihtiyacım vardı. Tersten baktım doğduğumda. Alçalış en büyük yükselişmiş. Sonrasında bıraktım defterleri. Yeni ve eskiyi karaladım.


İçinde biraz ümit ve yalnızlık toplumundan bir ordu barındırıyorum. Nasıl isyan etmiyorlar kabullenemiyorum. Kimi diyor ki devam et bir sonraki hayatına. Yabancısınız ve yabanilleşmişsiniz. Isırsanız da her duygunun izi kalıyor bedenimde. Şarkılar kaliteli ve esiyor boşluğun her yankısında. Sesi duysanız da duymasanız da en büyük senfoni içimde. Kötü yazıyor insan yaşlandıkça. Yaş ilerliyor ki yazacak edep ve giyotin kafamın bir ucunda. Benim amacım bir fakülte okumak  diyorsanız bir beyinle ben çoktan süründürmüştüm bir hayalin ortasında. Artık tek desteğimdi gözyaşı yağmuru çünkü seviyordum hayatın kıskançlığını henüz yengeç değildim kıskaçlığını. Ortalıkta bir ev düşkünü ve araba pisliği güvercinin kanadında. Omuzumda nefesinizin izmariti çok yakıyordu bedeni. İçen ve içmeyen de umursamıyordu doluluğu. Rast ve gelmek fiillerini tümleştiriyordum. Sonradan fark ettim edebiyata park ediyormuşum. Bir engelli geldi ve alın beyninizi buradan. Pardon dedim patron her zamanki gibi sensin.


Patron ben olamaz mıydım bir köşem ağlarken? Tırnaklarım yazmaktan morarmıştı ama hălă kıştı penceremden. Kafiyeyi düzene tutturur önüne gelen bendeci. Bana ilkokulu hatırlatıyor hem bedenci hem zen bir hayat. Küfür istersen yoksula don İtalyana Don. İstersen kendine bir dön ve ben dönmüştüm ama kaybettim. Çok yağmurluydu kafama dank etti. Dişimin uçları siyahlaştı. Kelimeler hep yağlı kumaştandı.

Boş Sayfa 2020

 Fırsatı kaçırmak ve fırsat olmak için iki şansın var. Bir insan hem yoluna devam edebilir ve karanlıksa yarınlar ki hep karanlık olacaktır, yolunu kaybeder. Hayatta kaybetmek birçoğunun yaşadığı şeydir çünkü sinirin vücuda ettiği etkiyle kızan beden sizi bende gibi çamura kazır ve çıkmaya uğraşırsın. Bir kez gelinen yaşama fırsatından payını alırken yüzünü ezen bir çamura dur diyemezsin çünkü çamurda bir bitkiyi yaşatan onlarca yarar var, sen ise bir hiçsin ve şimdi hiçliğin derinliğinde fidan olmayı bekleyip köklerini çürütüyorsun. Herkes çürüyebilir ama burnuma o nefret kokusunu yaymadan çürü. Uzaklaşılan yıllar tozunda üstümü pisletme ve para kazanmasam bile umrumda değil çünkü parası olan çürük fikirlerin sürünmesi ve kelimelerinin sürüklenişini görebilirim. Peki nedir senin farkın?


Fark sözcüğü bir hayali veya aradaki uçurumu ifade edebilir ama gerçek fark anlam kavramlarından ziyade kendi içinizdeki boşlukta yaşanan tırmanışlardır. Bu tırmanışa yenilebilirsiniz ya da öğütlerden sıkılmışsınızdır. Ama her yorgunluk bir nefesi zorlar ve her oyuncunun toplayacağı tuzlu bir ter vardır. Bu tuz yarayı da yakar kör de eder. Ama bu tuzla yaşamaya mahkumsun. Başımızın üstünde yağan bu tuzlu yağmura bitki olmak için değil arke olmak için geldik. Çünkü adapte olmayı ve tercihini yangından yana kullanmalısın. Elin bir kere yanarsa olmayan bir kol ikinci kez yanamaz. Ben kayıp bir kolla yaşıyorum. Acı çekmek için bir yüreğin olması lazım ben yıllardır yüreğimi ateşte bekletiyorum. 


Kendini bilmeden bir başkasının mecazına yangın savurma. Her mecaz yazılan düşünceleri destekler ama herkesin bildiği gibi eşek mecazdan ne anlar? 


Boş Sayfa 2020

 Bir problem en büyük düşmanınsa onu halt etmek için dünyayı karşına alman gerekir . Gördüğün herkese sen mi düşmansın yoksa konuştuğun kelimelerin senin üstüne baskı mı yapıyor?Hızlı olman için hayat savaşıyor ve sana iki liradan başka para vermiyor. Bu adil dünya düzenine hakaret etmek zaten başlı başına bir zayıflıktır konuşmak sizi sadece dibe götürür.Yalnızlığı bile kafanda uydururken neden kendini abluka altına alıyorsun? Söyleyecek hiçbir cevabın olmadıktan sonra insanlar sana sormayacaktır düşünüyor musun diye. Çünkü bir düşünce ancak saldırıdaysa onu kabul ederler ama o düşüncenin kıymetini kim yaşken ve kanlıyken bilebilir? Bencil ve başarının üstündeki engellerden biridir. Nefret bugünlere getirdi, sürtünmenin verdiği mutlaklıkla soyutluğu karıştırıp üstüme büyük bir yükü düşürdüm. Bu yükün altındaki felaket sizi umursamazlığa ve hakarete zayıflatabilir. Devamlılık başarıyı getirmeyebilir de. Özgünlüğü ancak kendi savaşınızda bulun.

Yıkılış çok daha erken başladı ve bu hareketle burnunun ucundaki nefes kadar ağırsın. Ne önemsenebilir? İlkokul hocaların birer hiçtiler ve bu hiçliğe seni de sürüklediler ki ademin kıskançlığından başka hiçbir karın olmadı. Kıskançlık canım kardeşimi ve onun hayallerini bir nehre döker ve tanrı ancak buna kahkahayla gülebilir. Yazılan her ifade beni savunur. Bir tek beynim destekler ve o beynin arkasında bulunursa ifadelerim benim yorgunluğumu parçalar atar. Parçalamaktan başka ne yaptın ki bu sınırı kızıla boyamaya kalktın ama iyileştirme bile bir hezeyana sürükledi. Yavaşlıkla sınavlaşırken isyanıma kabullendirme sürecinde gülmeye devam edebilmek de bir başarıyı tasarrufla başımın altına sakladılar. Kafatası felaketinin içinde hapsolmuş süregelen bütün bilgileri yozlaştırarak devam edeceğim süre içerisinde anlamsızlığı önüme sunup anlamayı istiyen herkesin önündeki nefrete sesleniyorum ve bu nefretin hasar verdiği en büyük beden bile yıkılmayı göze alıyor kinini saklarken içine. Bu dünyanın hırsı ve selameti bile mutlu olmanın ardındaki gerçeği dayatmaya yetmez ve yetindiremezler. Anlatımı bozuk bir ifadeye zorlamak şarttır çünkü her bozuk ifade temel hassasiyeti bile hassaslaştıran bir yaşanmışlık içerir. Düşünmesen de nefesi alabilen organların şahit olsun ki her şeyi üstlenen kafatası problemi. Yalnızlık sembolleştirmesinin ölümün yakınlığına bir davranış ve tutarsızlığı utandırın. Anlamanıza gerek yok, nefesinizle yüzleşin nefsinizle değil.  Korkaklığı önüme getirip cesaret istemek kadar basit değil. Hepiniz bir varlıksınız ve  aslında hepiniz bilmediğinizden korkarsınız. Kendinizi bilmezken korkmaz mısınız size bağıran kendinizden. 

Seni yazmaya sürüklediler ve bu yazının altındaki keskinlik gibi canını acıtan herkeseydi hakaretin. Zayıflığın vurdumduymazlığı şiddeti göremez. En büyük şiddet kafanın içindeyken. Başının ağrısı bazen çok acıtacak. Düşünmeye korkacaksın ve korkunun baskısıyla kafanı bir boşluğa süreceksin. Burnun bazen bir deftere düşecek bazen kışın üşüyeceksin ama ne olursan ol yine kendin kendi beynini yükselteceksin. Çünkü bu asalaklığın içinde en yakın arkadaşların belirler senin seviyeni tek arkadaşın bir avuç kafatası problemi. Özürle yükselen bağışıklığı zorlamayla dile getirmek istemem ama üzgünlüğün içinde bazen bir aileyi bulmak beni mutlu etmeye başlamıştı çoktan. Derdin kıyasıyla mücadele etmektense yoluma en baştan devam edip hikayemin vurgusunu ölümle noktalamama garipsemek gibi garip bir duygudur bu. Bu duygunun devamını edebiyatla bulurum ama tanrım gerekli parayı bulamadım. Bu yaşamı bir kağıt parçasına yine döker bu bir yazı değil ve hakaretin kağıda basılmış fakirliğidir. Kimse para için yaşayamaz ama başarısızlık paraya mahkum yaşamaya davet ediyor yalnız kalmasın diye kabul ediyorum.

Olduğu yerden devam eden boyutsal felsefeyi düşünerek de uzatabilirim ama her baş ağrısı sesi daha fazla baskılar baskı da temel nefreti hayata katar. Bu hayat düzeninde hayata katılan her boş sayfa beni daha da üzer ve baskımı ancak bir bedenle mutlu edebilirim yalnızlık ve tümcesellik cesaretimi arkadaşlığa cesaretlendirir. Yalnız kendi kafamla mücadele edebilirim.

Hişt Sessiz


Aynılık ayrılığın aykırısıdır. 
Ay gecenin güneşi
Ay güneşin batışı
Işık karanlığın olduğu yerde bitiş
Biten her şey bir zamanlar doluydu 
Dolu olan asla boş değil
Değişmek de değinmek gibi değdi yüreğe 
Gömülür bu gözler bir kızıl kafaya 
Kaptan kafasını gömer yaşamak istediği adaya 
Her yer mutluluğun uzağında bir kızılla başlar 
Her gün bir öncekini bilir 
Sonra hep kızılı kalır. 

Kumsaka


Zaman yıkılmayacağım dediği zaman, 
Zamansız öldürürmüş. 
Ve hep hikayelerde anlatılırmış. 
Bay ve bayan diye ayrılırmış. 
Yaşadıkları bir an varmış. 
Sadece biri fazla ölüymüş. 
Aman amansızsa umursamaz. Saman alevi gibi aman. 
Belki bağladı durkuluğu. 
Durunluk ve sorunduk. 
Biz olarak bir sigara boğuluyor 
Kirli sakal batıyor güneşten önce 
Uyumadan önce elbiselerim kıyafetlerim oluyor. 
İki arada bir de derede her yerde vardır su 
Şartına bağlanma 
Belki de diye başlardı bağlaçlar 
Laçkalar çalkalar kusmuk kumsakı. 
Saka kumsaka. 
Büyüdük ama sen hâlâ geceleri kork durkuluğundan 
Bağırma başım sıvıya düştü yoğunluğu ağrıyan geceleri de desteler durdurmak derseler. 

Çankırı Şehrinin İsmi Nereden Geliyor

Çankırı isminin nereden geldiği;
İlkçağda "Gangra" kalesinin eteğinde kuruldu. Gangra’nın bir yerleşim merkezi olarak kuruluşu İ.Ö. 126 yıllarına rastlamaktadır. İsmini Gangra kalesinden alan Çankırı'ya yakın zamana kadar Çangırı ve Çenğiri deniliyordu.

Çankırı’nın adi; Önce Paphlagoniya, sonra Galatia’ya bağlanan Gangra kale­sinin adından türemiştir; Bu kelime Ga­lat dilinde keçi anlamına geldiği için, şehrin adının da «keçisi bol yer» anlamında olduğu; söylenir. Bu ad Türk egemenliği sırasında uzun süre Kângırı şeklinde ; kullanılmış, osmanlı devrinin sonlarına kadar resmî yazılış biçimi olarak kalmış, Cumhuriyet’ten sonra, öteden beri halk arasında kullanılan Çankırı adı 9 nisan 1925’te Türkiye Büyük Mil­let Meclisi’nce resmen kabul edilmiştir. Roma egemenliği, ‘sırasında şehre verilmiş olan Germanikopoiis adı ise uzun ömürlü olmamıştır.