Featured Posts Slider

Image Slider

Atilla İlhan Hayatı

ATİLLA İLHAN


Tam ismi, Attilâ Hamdi İlhan'dır. Babası savcı Muharrem Bedrettin İlhan; annesi ise
Emine Memnune Hanım’dır. Tiyatro ve sinema sanatçısı Çolpan İlhan'ın ağabeyidir. Babası
Bedri İlhan iyi derecede Osmanlıca bilen, Divan Edebiyatı'na meraklı, şiir yazan şair ruhlu
birisidir. Babası emekli olunca İzmir’e yerleşmiş İlk ve ortaokulu Karşıyaka Cumhuriyet
İlkokulu ve Karşıyaka Ortaokulu’nda bitirmiştir.İzmir’de iken babasının kütüphanesinden
faydalanarak bol bol kitap okumuş, edebi bilgiler edinmiş ortaokulayken ilk şiirlerini
yazmaya başlamıştır.
İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıfındayken aşık olduğu bir kıza yazdığı NAZIM
HİKMET şiirlerini defterinde gören öğretmenlerinin şikâyeti üzerine yakalanmış 1941
Şubat'ında, 16 yaşındayken Türk Ceza Kanunu’nun 141. maddesine aykırı davrandığı
gerekçesiyle tutuklanıp okuldan uzaklaştırılmıştır. Okuldan atılma ve hapse girmesine neden
olan kızı en yakından gördüğü an ise karakolda verdikleri ifade esnasındadır. Avukat
Babasının sayesinde çok daha fazla ceza almaktan kurtulmuş ama üç hafta gözetim altında İki
ay da hapiste kalmıştır.
Üstelik Türkiye'nin hiçbir yerinde okuyamayacağına dair bir belge verilince, eğitim hayatına
ara vermek zorunda kalmış ancak İki yıl sonra Danıştay tarafından okuma hakkı geri
verilmiştir. Şair bu iki yıl boyunca vaktini roman okuyup Fransızcasını geliştirmekle
geçirmek zorunda kalır.

1944 yılında İstanbul Işık Lisesi'ne yazılabilir. Lise son sınıfta amcası ondan habersiz bir
şiirini CHP Şiir Armağanı'na yollar. Cebbaroğlu Mehemmed şiiriyle ikincilik ödülünü pek
çok ünlü şairi geride bırakarak almıştır.Bu ödül onun şairli hayatı açısından bir dönüm noktası
olacaktır.

1946’ta liseden mezun olup İstanbul Hukuk Fakültesi'ne kaydolur. Hukuk Fakültesi'ne
devam etmiş ancak son sınıfta gazeteciliğe başlamasıyla beraber öğrenimini yarıda
bırakmıştır.

Üniversite yıllarında Yığın ve Gün gibi dergilerde ilk şiirleri yayınlanır. 1948'de
ilk Şiir kitabı Duvar'ı yayınlar.
 1948 de üniversite ikinci sınıftayken NAZIM HİKMET'i kurtarma hareketine katılmak
üzere Paris'e gider. 1951de Gerçek gazetesinde bir yazısından dolayı soruşturmaya uğrayınca
Paris'e tekrar gider. Bu sebeplerden İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki tahsilini
tamamlayamaz. Öğrenimini yarıda bırakmak zorunda kalır ve altı yıl botunca aralıklarla
Paris’te yaşar.

Fransa'da Fransızcayı ve Marksizmi öğrenir. 1950'li yılları İstanbul - İzmir- Paris üçgeni
içerisinde geçirip yurda döndükten sonra, Türkiye Sosyalist Partisinin yayın organı olan ve
Adil Müstecalıpoğlu’nun sahip olduğu “Gerçek “Gazetesinde çalışmaya başlar.1953'te Vatan
gazetesinde sinema eleştirileri yazmasıyla başlamıştır. Yavaş yavaş Türkiye çapında ismini
duyurmaya da başlamıştır.

1957'de Erzincan'a askerliğini yapmaya gider. Askerlik sonrasında İstanbul’a döner ve
sinema çalışmalarına ağırlık verir. Senaryolarında “Ali Kaptanoğlu” takma adını kullanmaya
başlar. 1954-1955yıllarında Maviciler dergisinde topladığı genç şairlerle beraber Ferid Edgü,
Özdemir Nutku ve TED Koleji öğrencileri ile Garip akımına karşı eleştiriler
yapmışlardır. Garipçiler’e karşı çıkıp Maviciler veya Mavi Topluluğu adıyla tanınan
toplumcu gerçekçi şiir akımını başlatmıştır. Şiire yeni bir ses düzeni, taşkın, coşkulu bir
anlatım ve kendisine özgü bir duyarlılık getirir. Mavi dergisinde topladığı genç şairlerle
beraber bu akıma karşı eleştiriler yapmışlardır. "Bobstil ve alafranga" olarak adlandırdığı
Garipçilerin karşısında yer almış Sisler Bulvarı, Yağmur Kaçağı, Ben Sana Mecburum şiir
kitaplarındaki şiirleriyle genç şair kuşağını etkilemiştir.
 Sinemada aradığını bulamayınca, 1960'ta Paris'e geri döner. Sosyalizmi ve
televizyonculuğu inceler. Ama babasının ölmesiyle birlikte yazarın İzmir dönemi başlar.Yeni Ortam, Dünya, Milliyet, Söz gazetelerinde köşe yazıları yazmaya başlamıştır. Yelken
ve Sanat Olayı dergilerini yönetir. Genç, Yeni Nesil, Varlık, Aile, Yirminci Asır, Seçilmiş
Hikâyeler, Kaynak, Ufuklar, Mavi, Yeditepe, Dost, Yelken, Ataç, Yön, Milliyet Sanat, Sanat
Olayı gibi dergilerde şiirleri, deneme ve eleştirileri yayınlanmaya başlamıştır.
Yasak Sevişmek, Elde Var Hüzün kitaplarındaki şiirlerinde divan şiiri ve şarkılardan da
yararlanır. İlk iki romanı Sokaktaki Adam ve Zenciler Birbirine Benzemez’ den sonraki
romanlarında tarihsel konulara ağırlık vermeye başlar. Aynı yıllarda, şiir kitabı olarak Yasak
Sevişmek ve Aynanın İçindekiler dizisinden Bıçağın Ucu yayımlandı. 1968'de Biket Hanım’la
evlenir Biket Hanım ile 15 yıl evli kalır.

Sekiz yıl İzmir'de kaldığı dönemde, Demokrat İzmir gazetesinin başyazarlığını ve genel
yayın yönetmenliğini yürütmüştür. 1965-19733 1970'lerde Türkiye'de televizyon yayınlarının
başlaması ve geniş kitlelere ulaşmasıyla beraber Attilâ İlhan da Senaryo yazmaya geri dönüş
yapmaya karar verir. Senaryolarını yazdığı önemli filmler: Yalnızlar Rıhtımı (Lütfi Akad),
Ateşten Damlalar (Memduh Ün), Rıfat Diye Biri (Ertem Gönenç), Şoför Nebahat (Metin Erksan),
Devlerin Öfkesi (Nevzat Pesen), Ver Elini İstanbul (Aydın Arakon).
Sekiz Sütuna Manşet, Kartallar Yüksek Uçar ve Yarın Artık Bugündür halk tarafından beğeniyle
izlenilen diziler oldu.
 1973'te Bilgi Yayınevi'nin danışmanlığını üstlenmiş ve Ankara'ya taşınmıştır. Sırtlan Payı ve
Yaraya Tuz Basmak'ı Ankara'da iken yayınlar. 1974 yılında TDK şiir ödülünü ‘Tutuklunun
Günlüğü’ eseriyle aldı. ‘Sırtlan Payı’ adlı romanıyla 1974-1975 Yusuf Nadi Armağanı Roman
ödülünü kazanır.1981'e kadar Ankara'da kalan yazar Fena Halde Leman adlı romanını
tamamladıktan sonra İstanbul'a yerleşir.
 İstanbul'da gazetecilik serüveni Milliyet (2 Mart 1982 - 15 Kasım 1987) ve Gelişim
Yayınları ile devam edecektir. Bir süre Güneş gazetesinde yazan Attilâ İlhan, 1993-1996 yılları
arasında Meydan gazetesinde yazmaya başlar. 1996 yılından 2005 yılına kadar köşe yazılarını
Cumhuriyet Gazetesi’nde sürdürecektir.

Attilâ İlhan ilk kalp krizini 1985 yılında geçirmiştir. Bu tarihten sonra kardiyolojik sorunları
devam eden İlhan'ın 2004'ten itibaren sağlık durumu daha da bozulur. 11 Ekim 2005'te
İstanbul'daki evinde geçirdiği ikinci kalp krizi sonucu hayata veda ettiğinde 80 yaşındadır.
2003 Sertel Demokrasi Ödülü'ne layık görülmüştür. 1946 CHP Şiir Yarışması İkinciliği 1974
Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü tutuklunun Günlüğü ile 1975 Yunus Nadi Roman Armağanı Sırtlan
Payı ile almıştır. 2007 yılında kurulan Attilâ İlhan Bilim Sanat Kültür Vakfı çalışmalarına devam
etmektedir.

Atilla İlhan aşk ve yalnızlık şairidir. Gençlik dönemlerinde platonik aşklar yaşasa da
sonradan bu durum değişmiştir. Ayrılık ve sevdayı yaşamına bir bütün olarak katmıştır.Sadece aşk
ve ayrılıkla ilgili yazmıyor tabii ki. Son dönemlerine doğru ülke ekonomisi ve siyasetle ilgili de
yazmıştır. Şiirlerinde diğer şairlerden farklı olarak bir zaman akışı vardır. Yani olay anlatan şiirler
yazmıştır.

Üçüncü Şahsın Şiiri beni en çok etkileyen şiiriydi. Atilla İlhan’ı şiire yönelten en
önemli faktör duygulara olan bağlılığıydı. ‘Bazı aşklarını da kafasında kurmuştu.’ diyor
arkadaşları. Atilla İlhan’ın şiirlerini anlamak için şiirlerinde yaşamak lazım. ‘Ayrılık sevdaya
dahil.’ diyerek şiirlerini çok güzel özetliyor bence.

ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ

Gözlerin gözlerime değince,
Felâketim olurdu, ağlardım.
Beni sevmiyordun bilirdim.
Bir sevdiğin vardı duyardım.
Çöp gibi bir oğlan, ipince.
Hayırsızın biriydi fikrimce.
Ne vakit karşımda görsem,
Öldüreceğimden korkardım.
Felâketim olurdu, ağlardım.
Ne vakit maçka'dan geçsem,
Limanda hep gemiler olurdu.
Ağaçlar kuş gibi gülerdi.
Bir rüzgâr aklımı alırdı.
Sessizce bir cıgara yakardın.
Parmaklarımın ucunu yakardın.
Kirpiklerini eğerdin, bakardın.
Üşürdüm içim ürperirdi,
Felâketim olurdu ağlardım.
Akşamlar bir roman gibi biterdi.
Jezabel kan içinde yatardı.
Limandan bir gemi giderdi,
Sen kalkıp ona giderdin.
Benzin mum gibi giderdin,
Sabaha kadar kalırdın.
Hayırsızın biriydi fikrimce.
Güldü mü cenazeye benzerdi.
Hele seni kollarına aldı mı,
Felâketim olurdu, ağlardım.

ATİLLA İLHAN

Atilla ilhan şiirin hikayesini aşağıdaki gibi anlatıyor:
“Çok ünlü bir şiir daha. Hemen söylemeliyim ki şiir, gerçeğe çok yakın bir psikolojiyi, bir
sevda gerilimini yansıtıyor. O yıllarda, Maçka dolaylarında n. adında bir kız yaşardı.
İnce, tüy gibi, kısacık saçlı, son derece modern bir kız. Yanılmıyorsam Güzel Sanatlar
Akademisine gidiyordu. Tesadüf bu ya, Marsilya yolculuklarımdan birinde, aynı
vapurdaydık. Napoli’ye kadar beraber gittik. O, orada indi. Bir türlü yaklaşmak fırsatını
bulamadım. Ne yalan söylemeli, bu siluet beni çok etkilemiştir. Siluet diyorum çünkü kişi
olarak onu tanımadım; ama galiba uzaktan ‘sevdim’. Üçüncü Şahsın Şiiri bunun
kanıtıdır.”

Yaşanılan daha fazla olmalı bence bu şiirde.Basit bir hikayeyi kendi dünyasında
yorumlamış Atilla İlhan. Bu şiirin özelliği yukarıda da görüldüğü gibi bir tabloya
yansıması. Atilla İlhan’ın alışılagelmişin dışında ruh hali ve üçüncü kişinin orada
konumlandırılması tüm bunları güzel bir tablo yapmış ama yeterli değil, yaşanmışlık
kapıya koymuş şairi ve orada ayrı bir kare oluşmuş.

Romanda Anlatım Teknikleri


Gösterme(sahneleme) tekniği: Olaylar, kişiler, varlıklar okuyucuya doğrudan sunulur. Anlatıcı, okuyucuile eser arasına girmez. Okuyucunun dikkati eser üzerinde yoğunlaşır. Bu teknikte kişilerin konuşmaları ve hareketleri yansıtılarak okuyucunun kendisini eserin kurmaca dünyasında hissetmesi sağlanır.
Gösterme tekniği; diyalog, iç konuşma veya bilinç akışı şeklinde olabilir.       


Örnek:

Gösterme tekniği aşağıdaki metinde kişilerin karşılıklı konuşması (diyalog) şeklindedir.

— Ne yapıyorsunuz, yahu? dedim.
— Sana ne? dediler. Fıkara, üstleri yırtık pırtık yavrulardı.
— Canım, neden söküyorsunuz? dedim.
— Mühendis Ahmet Bey söktürüyor.
— Ne yapacak bunları?
— Yukarıda deri tüccarı Hollandalı var ya, hani onun bahçesini düzeltiyorlar da...
— İngiliz çimi alsın, eksin, mademki herif zengin..
— İngiliz çimiyle bu bir mi?
— Bu daha mı iyi?
— İyi de lâf mı? (Sait Faik Abasıyanık-Son Kuşlar)

Bilinç akışı:  Kişilerin duygu ve düşüncelerini, her hangi mantıki bir bağ ve gramer kuralı endişesi taşımaksızın, düzensiz bir şekilde ve çağrışım ilkesi paralelinde doğrudan doğruya okuyucuya aktarmaktan ibarettir. Aynı zamanda insanların tanıtılmasında da kullanılan bu teknikte yazar, okuyucuyu kahramanın iç dünyası ile başbaşa bırakmayı hedefler.


Örnek: “Yollar kalabalıktı. Baktığı yeri gözlerinden en uzun sakladıkları için en çok Bebek tramvayına kızıyordu. Devetüyü paltolu bir kadın görünce yüreği çarptı; ama o değildi. Şapkalıydı. Kalktı. Kapıya yürürken duvardaki takvimi gördü. 7 Mart Cumartesi yazılıydı. 27‟nin yarısı kara yarısı kırmızıydı. Rahatladı. İşte boşuna beklemişti. İnsanların düzeninde bütün ayrıntılar önemliydi. Günlerin adı bile… Bugünün cumartesi olduğunu bilseydi saat birde onu görürdü.” (Yusuf Atılgan-Aylak Adam)


 İç monolog (Konuşma): Kahramanların içsel konuşmalarını aktarmaya dayanan anlatım tekniğidir. İç konuşma tekniğinde, kahramanın duygu ve düşünceleri sesli düşünme şeklinde yansıtılır. Bu anlatım tekniğinde kahraman, karşısında biri varmış gibi kendi kendine konuşur.

Örnek: Bu kedi, tahta masanın üstüne çıkmış, köpeğime durmadan homurdanacak mı? Sandalyenin üstündeki vişneçürüğü rengindeki delik çoraplar... Asmanın yaprakları daha yemyeşil. Bizim bahçedeki kurudu bile. Deniz, Bozburun’a doğru başını almış gidiyor. Uzaklarda görünen, İstanbul’un neresi kim bilir? Sesler neden gelmiyor?

Diyalog: Öykü kişilerinin karşılıklı konuşmalarına dayanır ve sıkça kullanılan bir anlatım tarzıdır. Romancıların birçoğu bu teknikten yararlanmıştır çünkü diyalog tekniği roman ve öykünün vazgeçilmez yapı taşlarından birisidir. Diyaloğu vazgeçilmez kılan bu tekniğin işlevselliğidir. Bu bağlamda diyalog; olayın gelişmesinde, kahramanların ruhsal ve sosyal durumlarının açıklanmasında, konuşmalarda yatan kültür ögelerinin saptanmasında (ağız, şive, üslup), eserin daha dinamik bir hale gelmesinde ve hafiflemesinde oldukça etkilidir.
Diyalog tekniği iç ve dış olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Dış diyalog bildiğimiz iki veya daha fazla kişinin karşılıklı konuşmasıdır.


Örnek-1:

Sadrazam bu adamı tanımıyordu. Sordu: - Burada mı oturuyor?
- Evet.
- Ne iş yapıyor?
- Biraz zengindir. Vaktini okumakla geçirir. Tanımazsınız efendim. Hiç büyüklerle ahbaplık etmez. Büyük mevkiler istemez.
- Niye?
- Bilmem ama, belki "düşüşü var" diye.
- Tuhaf...
- Ama çok yüreklidir. Doğrudan ayrılmaz. Ölümden çekinmez. Birçok kez savaşmıştır. Yüzünde kılıç yaraları vardır.
- Bize elçi olmaz mı?
- Bilmem.
- Bir kere kendisini görsek...

ANLATMA (TAHKİYE ETME) TEKNİĞİ: Anlatma tekniğinde okuyucu ile eser arasına anlatıcı girer. Okuyucu hemen her şeyi anlatıcı kanalıyla görür ve öğrenir. Okuyucunun dikkati anlatıcı üzerinde yoğunlaşır. Anlatma (tahkiye) tekniği; olay anlatımı, kişi tanıtımı, özetleme, iç çözümleme... şeklinde olabilir.

Örnek-1: Mahalle kahvesinin önündeki setin üstü sanki ufak bir bahçecikti. Ortada küçük bir havuz, içinde gazoz şişeleri, etrafında biraz çimen, kınar çiçekleri. Kapının sağ tarafında bazısı giyimli, birtakım da gecelik entarileri, şam hırkaları iler dört beş kişi İstanbul'un son zelzesinden konuşuyorlardı. (Memduh Şevket Esendal-Pazarlık Hikayesi)

Geriye Dönüş: Bir eserde olayların zaman sırasını bozarak geçmiş bir zamana ya da ola­ya dönme yoludur.
PARODİ TEKNİĞİ: Postmodern romanda daha önce yazılmış bir metnin içerik yönünden örnek alınmasıdır. Bütüncül ya da kısmen olabilir.

Örnek: Nazan Bekiroğlu’nun Yûsuf ile Züleyha adlı romanı, içerik yönünden divan edebiyatındaki Yûsuf ile Züleyha mesnevilerini örnek aldığından bir parodi örneğidir.Leitmotiv Tekniği: Romanda kahramanların karakteristik bazı davranışlarının, kelimeler, kelime grupları ve cümleler hâlinde okuyucunun zihnine yerleştirecek şekilde motif olarak tekrar edilmesidir.


TenisTurnuvası.com


Tenis Ligi ile yeteneklerinizi geliştirin, diğer oyuncularla tanışın ve arkadaş canlısı müsabakalarla anın tadını yaşayın.
Arkadaş canlısı bir grup oturumunda tenis oynayın ve her yaştan ve her yetenekten oyuncularla tanışın.
Tenis Kulüplerinde maçlar olsa da, yakın tenis kortlarında oynayan oyuncular için tenis ligi yoktur. Tenis Ligi, yerel oyuncuları birbirinden haberdar olmasını sağlar ve insanlara kendilerini geliştirmenin yolunu sunar.
Tenis Turnuvası  ile tenis oynamak artık çok kolay. Tenis Turnuvası size tenis oynayabileceğiniz bir ortam hazırlıyor. İlinizde siz de oynayıp hediyelerden kazanmak istiyorsanız hemen tıklayın. Üstelik katılım ücretsiz.
Şimdi artık tenis oynamak tek tıkla elinizin altında.
Tenis Turnuvası Uygulaması


Yaşamak Güzel Şey


      Beni en çok etkileyen filmdi. Müfit Can filmde reklam ajansında çalışan pısırık bir adam rolünde oynuyor. Bir karısı ve bir de kızı olan Müfit`in çizgilere basma hastalığı vardır.

Mürekkep Dergisi



Mürekkep Dergisi Ankara Atatürk Lisesi'nin mevsimlik çıkardığı bir edebiyat dergisidir. Dergi Cevap Kağıdı, Bir Sözden Çoğalan, Sesimiz, Okudukça, İzledikçe ve Benim Sayfam bölümlerinden oluşmaktadır. Derginin yönetim kurulu, şairleri, yazarları okul öğrencilerinden oluşmaktadır. Okul Taş Mektep zamanında Sesimiz adında bir dergi yayınlamış ve bize düşen görev Mürekkep adı altında bu derginin devamını sağlamaktır. Dergiye Okul Aile Birliğinden ulaşılabilir ya da okuldan temin edebilirsiniz. Dergide amaç insan ruhunun bir haritasını çıkarıp bu haritada okul olmaktır. Okulumuz TDE öğretmenlerinden Dinçer Eşitgin aracılığıyla dergi çıkarılmış ve 3. sayısı yakında sizlerle buluşacaktır. Biz hep yıllarca bu okulun birer sevdalısı olduk yine sizlerle bu sevgiyi paylaşmak en büyük dileğimiz. Mürekkep Dergisi'ni okuyarak hasretlerimizi giderebiliriz. Bu dergiyi bize sunan okul müdürümüz Bayram Akyüz başta olmak üzere, Okul Aile Birliğine ve emeği geçen herkese teşekkür ederim. (Sorularınızı sitemiz aracılığıyla bize sorabilirsiniz.) 

İKİGAİ


Japonlar herkesin bir ikigaisi olduğuna inanır, her sabah yataktan kalkmaları için bir sebepleri vardır. Bu kitap da bizim ikigaimizi yani yaşama amacımızı keşfetmemize yardımcı oluyor. Uzun yaşamın sırlarını açıklıyor. Logoterapinin ne işe yaradığını ayrıntılarıyla anlatıyor.

İkigai kitabı, bir işe sıkı sıkı bağlanmamız için akışı sağlamamızı tavsiye ediyor. Akışı sağlamak için de uğraşırken zamanın nasıl geçtiğini anlayamadığımız bir uğraş bulmamızı açıkça söylüyor. Böylece hem yaptığımız işten zevk alıyoruz hem de çalışırken ruhsal olarak yorulmuyoruz ve bu işin sonunda başarı da kaçınılmaz oluyor tabi.

Uzun yaşam için gerekenlerden biri de ikigaimizi bulmak. Herkesin aslında yaşaması için bir amacı var veya uğruna ölebileceği bir şey. Sadece kendimizle başbaşa kalırsak ikigaimizi keşfedebiliriz. Ya da çevremizdeki olaylara ve yaşadığımız duygulara yoğunlaşarak.

İkigai kitabı dünya genelinde çok satanlar listesinde ve herkesin mutlaka okuması gereken kitaplardan biri. Ben okurken çok keyif aldım. Umarım siz de seversiniz kitabı.

Mim Nedir?


Mim, geleneksel bir blog kültürüdür. Yeni çıkan bir şey değildir, eskiden beri var olan bu blog kültürünün amacı bloglar arasında takipleşme ağı oluşturmaktır. Böylece yüzlerce blog yazısını bu ağ sayesinde okuyabilirsiniz.

Bir mim yazısında mimi başlatanın soruları yer alır ve blog yazarı soruları cevaplar. Yazının en üstüne kim tarafından mimlendiğini ve altına da kimlerin soruları cevaplaması gerektiğini yazar. Ve böylece bir yazıda birçok siteye bakacak kadar link bulursunuz. Diğer bloggerlar da başkalarını mimler ve geniş bir blog ağı oluşur.
Mim'in Amacı Nedir?

Blog yazarını daha iyi tanımak ve yeni bloglar keşfetmektir. Birden fazla konu hakkında mim oluşturulabilir. Örneğin ; kitaplar hakkında, hayaller hakkında, yazarın kişisel hayatı hakkında...

Bu trend günümüzde hâlâ devam ediyor ve birçok blogger tarafından uygulanıyor. Ben de geçenlerde bir mime katıldım ( buradan okuyabilirsiniz ). Gerçekten mim yazılarını okumak ve cevaplamak çok keyif verici. Sıradan blog yazılarından sıkılmış olanlar bu trendi takip edebilir. Keyifli bloglar.

Kitap Mimi / Mim #1


Geçenlerde karşılaştığım kitap blogunda İrem Can çok güzel bir mim başlatmış. Sorulardan çok keyif aldım. Hadi başlayalım:

1) Kitap size ne kattı? 
Kitaplar benim hayatım oldu. Hayata farklı pencerelerden baktım ve bu yolda yeni deneyimler elde ettim. Kitapla bambaşka bir dünyaya ışınlandım. 

2) Kitap arkadaş mıdır? 
Kitap herkesin arkadaşıdır, okuyan okumayan herkesin. Siz kitabı sahiplenmeseniz de kitap sizi sahiplenir. 

3) Neden kitap okuyorsunuz? 
Kitaplarda yeni kavramlar buluyor ve bu kavramlarda yeni hayatlar keşfediyorum böylece eski bir dünyadan dışlanmış gibi hissederken yeni bir dünyaya kapılarımı açıyorum. 

4) Kitabı ne sıklıkla okuyorsunuz? 
Kitap okumanın bir sıklığı olamaz. Kitap televizyon izlemek gibi her gün yapılan bir aktivitedir. Hatta bazen toplu olarak da kitap okuyorum. 

5) Hangi tür kitapları okuyorsunuz? 
Polisiye ve psikolojik roman okuyorum. Şiir kitapları da sürekli elimin altındadır. 

6) Kitap yazmayı düşündünüz mü? 
Bir şiir kitabı üzerinde çalışıyorum. Kitabın ismi Istırap. Gelecekte kesinlikle yayımlayacağım. 

7) En sevdiğiniz yazar kim? 
Franz Kafka ve Ahmet Ümit. İkisi de farklı tarzlarda yazıyor ama ikisini de okumak çok hoşuma gidiyor. 

8) Kitapları ciltler misiniz? 
Kitapları ciltlemem ama okuduklarımı bir kutuda özenle saklıyorum ve bu kitapları kitap okumayı seven gençlere hediye ediyorum. 

9) Gezi kitaplarını sever misiniz? 
Gezi kitaplarını ve gezmeyi sevmiyorum çünkü başka şehirler tanımak beni geriyor. Yeni bir şehir tanımak yeni bir insan tanımaktır. Ben yeni insanlar tanımak istemiyorum. 

10) Kitap alırken kapağına göre mi seçersin? 
Kitap, kapağına göre seçilmez. Kapağa göre kitap seçenler önyargılı kişilerdir. 

Eğer siz de birkaç şey yazmayı düşünürseniz blogunuzda cevaplayabilirsiniz. Ben de cevabını merak ettiğim birkaç kişiyi mimleyim. 
Daha fazlası için İrem Can'ı  takip edebilirsiniz :) 
Teşekkürler.

Blogger Hayatımda Yaptığım En Büyük Hata


Arkadaşlar merhaba,
Size blog hayatımda yaptığım en büyük hatayı açıklayacağım. Önceden yazdığım bir blog vardı ve ben kendimi yanlışlıkla adminlikten attım ve site şu anda adminsiz. Bilenler bilir siteye 1'den fazla yazar alabilirsiniz ve ben de siteye birkaç yazar aldım ve kendimi de yazar yaptım daha sonra sitede admin kalmadı ve blogu kaldıramıyorum.

Birçok bloggera sordum çözümün olmadığını söylediler sonuç olarak hayalet bir blog yarattım. Bunu sanırım benden başka kimse yapmamış. Düşünsenize  siteyi yöneten biri yok ama site hâlâ ayakta, bu biraz da sürücüsüz bir arabaya benziyor. Bana göre ise bir yazılım hatası oldu. Aşağıda gördüğünüz admin için yazar veya yeni admin ekleme paneli. Buradan blogunuza yeni kişiler alabilirsiniz.
Eski bloguma ne oldu diye soranlara da söyleyeyim. Hatıra olsun ve baktıkça güleyim diye saklıyorum çünkü silemiyorum da.

Alexa Nedir?


Alexa Nedir?
Alexa.comAmazon tarafından geliştirilmiş bir internet sitesidir. İnternet siteleri arasında karşılaştırma yapar ve trafik sıralaması çıkarır. Alexa günlük olarak güncellenir ve her gün 17.15'te site sıralamaları değişir.
Alexa algoritması birçok faktörü ele alır:

# Hit Durumu
# Tekil Hit Durumu
# Sitede Kalma Süresi
# Site Hızı
# Sayfada Gezme Oranı
# Diğer İçeriklere Tıklama Oranı

Sistem ücretlidir. Size site sıralamalarını, sitede kalma oranını, başka sitelere verilen linkleri, backlink sayısını, anahtar kelimeleri gösterir.
Alexa'dan ücretsiz olarak da faydalanabilirsiniz ama Alexa ücretsiz kısıtlıdır. Aynı zamanda Alexa'yı tarayıcıya ekleyerek (  Alexa Toolbar'ı bilgisayarınıza indirin) girdiğiniz siteler hakkında bilgi edinebilirsiniz.
Sıralamada 100.000 altındaki siteleri kaliteli site olarak değerlendirir ve günlük ziyaretçi sayıları da oldukça fazladır.

Peki Alexa verileri doğru mu?

100.000 ve altı tahminler doğruya daha yakındır ve 1'e yaklaştıkça tahminler doğrudur çünkü site hem popüler olmakta hem de ziyaretçiler sıklaşmaktadır.
Tabi Google Analytics ile karşılaştırdığımızda Alexa biraz alt planda kalıyor. Ama Alexa kullanmak hem alışkanlık hem de insana moral veriyor.

Ankara Atatürk Lisesi


3 yılımı verdiğim caaanım lisem Ankara Atatürk Lisesi. Kendine has hocalarıyla ve enfes dinlendirici hazırlığıyla herkesin istediği okul Ankara Atatürk Lisesi. Geniş bahçesiyle keyifli vakit geçirdiğiniz özgün ortamlardan biridir.

Okulu değerli kılan bir diğer husus da öğretmenleridir. Hazırlıkta vakit geçirdiğiniz pek fazla öğretmen yok ama 9 10 11'de keyifli vakitler oluyor. Edebiyat öğretmeni Dinçer Eşitgin öğrencilere edebiyatı sevdiriyor ve Atatürk Lisesi'nde edebiyat sohbeti yapabileceğiniz sayılı hocalardan. Bir de bu okuldan mezun olup öğretmenlik yapan matematik hocası Ali İhsan Özkan var. Öğrencinin zorlandığı konuları daha kolay hale getiriyor ve keyifli bir ders oluyor matematik. Bunlar gibi bir sürü hoca var Ankara Atatürk Lisesi'nde.
Bu okulu tercih ettiğime hiç pişman değilim ve böyle bir lisede okumak benim için anlatılamaz bir şey. Yine de Atatürk Lisesi ile başka bir lise arasında kaldıysanız Neden Ankara Atatürk Lisesi yazımızı okuyunuz.

Hazırlık gerekli mi diye soranlara da şunu söylemeliyim ki 8. sınıf gibi ağır bir dönemden sonra hazırlık sınıfı kesinlikle gereklidir çünkü ilkokul ingilizcesiyle hem lise okuyamayız hem de 8. sınıftan sonraki bunalımlı dönemi hazırlığa bırakmalıyız. Hazırlık gereklidir ve kesinlikle gereksiz değildir. Hazırlık okumak istemeyenler için de bir alternatif var hazırlık atlama sınavı. Hazırlık Atlama Sınavından 70 ve üstü alırsanız 9. sınıftan başlarsınız.
( Ankara Atatürk Lisesi ile ilgili aklınıza takılan tüm soruları bu site aracılığıyla sorabilirsiniz.)