Featured Posts Slider

Image Slider

Yılmaz Erdogan Kimdir





Yılmaz Erdoğan
, 4 Kasım 1968’de Hakkari’de doğdu. Çocukluğu Ankara Aydınlıkevler'de geçti. Deniz Erdoğan ve Mustafa Erdoğan isimli iki kardeşi vardır. İlkokulu ve ortaokuludan sonra liseyi Ankara Aydınlıkevler Lisesi'nde okudu. 1987 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’ni kazandı ancak lisans öğrenimini yarıda bırakıp Ferhan Şensoy’un “Nöbetçi Tiyatro” kadrosuna katılmayı tercih etti. Burada hem oyuncu, hem de yazar olarak görev yaptı. 1988’de “Güldüşünürü Tiyatrosu”nu kurdu. Bu tiyatroda kendi yazdığı ve yönettiği “Kanuni Sultan Süleyman ve Rambo” adlı oyunu sergiledi.

Bu yıllarda kendini oyun yazmaya adayan Erdoğan, Levent Kırca Tiyatrosu’nun “Gereği Düşünüldü” oyununu, “Olacak O Kadar” adlı televizyon serisinin senaryosunu, Yasemin Yalçın Tiyatrosu’nun “Kadınlık Bizde Kalsın” ve “Haşlama Taşlama” oyunlarını yazdı. “Umut Taksi” dizisinin de senaryo yazarı oldu ve dizide bir rol de üstlendi. 1994 yılında ortağı Necati Akpınar ile birlikte Beşiktaş Kültür Merkezi Oyuncuları’nı kurdu. "Sen Hiç Ateşböceği Gördün mü?", "Otogargara", "Cebimde Kelimeler", “Bana Bir Şeyhler Oluyor”, “Haybeden Gerçeküstü Aşk” gibi büyük ilgi gören oyunları yazdı, bir kısmını da BKM’de sergiledi. Bu sırada başrollerini Demet Akbağ ile paylaştığı “Bir Demet Tiyatro” adlı dizinin senaristliğini üstlendi, aynı zamanda bu dizideki “Mükremin” karakterini canlandırdı. Senaristi olduğu “Gereği Düşünüldü” oyunu, en büyük oyuncu kadrosuna sahip olma özelliğini taşıyordu ve oyun 4 yıl boyunca sergilendi.

Erdoğan, sinemaya geçişini “Vizontele” filmiyle gerçekleştirdi. Filmin senaryosunu yazdı, yönetmenliğini üstlendi aynı zamanda filmde rol aldı. Vizyona girdiği 2000 yılında Vizontele, Türkiye’de en çok izlenen sinema filmi ünvanını kazandı. Bu filmin devamı olan “Vizontele Tuuba”da da aynı görevleri üstlenen Erdoğan, 2003 tarihli bu filmle de büyük bir başarıya imza attı. 2005 yılında vizyona giren “Organize İşler” filmini de yazıp yönetti ve filmde başrolü oynadı. Filmde Erdoğan’a Demet AkbağCem YılmazAltan Erkekli gibi isimler eşlik etti.

İlk albümü 'Kayıp Kentin Yakışıklısı' adlı bir şiir kaseti Prestij Müzik etiketiyle müzik marketlerde yerini aldı. Bu albüm Yılmaz Erdoğan’ın yazdığı 17 şiirden oluşuyor. Aynı zamanda albümde şiirlere eşlik eden türkülerden birini de kendi seslendirmişti. Erdoğan’ın şiir kaseti dışında “Kayıp Kentin Yakışıklısı”, “Anladım” adlı şiir kitapları, “Hüzünbaz Sevişmeler” adlı bir öykü kitabı, “Haybeden Gerçeküstü Konuşmalar” ve “Kadınlık Bizde Kalsın” adlı eserleri de bulunuyor.

Kardeşleri Mustafa Erdoğan ve Deniz Erdoğan da Türkiye’nin ünlü simaları arasındadır. Ersin Korkut teyzesinin oğludur. Erdoğan’ın, Muhsin Kızılkaya tarafından yazılmış “Yılmaz” adlı yaşam öyküsü bulunuyor.

Yılmaz Erdoğan yönetmenliğini yaptığı ve kendi de oynadığı 2013 yılının başında yayına soktuğu "Kelebeğin Rüyası" filminde baş rolde Kıvanç Tatlıtuğ oynadı.

Yılmaz Erdoğan, 3 nisan 2013 tarihinde Ak Parti Hükümeti tarafından açıklanan ve barış sürecini yönetecek olan 63 kişilik Akil insanlar listesine Güneydoğu Anadolu Bölgesinden girmiştir.

Evlilikleri :
1. evliliği: 1993 senesinde Sanem Oktar ile evlendi. 1998 senesinde de boşandı. Bu evliliğinden Berfin adında bir kızı vardır.
2. evliliği: 9 Ağustos 2006 tarihinde Belçim Bilgin ile evlendi. Rodin Nazım (d.24 Aralık 2009) adında bir çocukları vardır. Belçim Bilgin ve Yılmaz Erdoğan çifti çocukları ile birlikte 2014 şubatında Amerika'ya taşındı ve Beverly Hills’e yerleşerek bir müddet burada yaşadı. 2016 yılında anlaşmalı olarak boşanmadan önce 2015 yılında İstanbul'dan taşınıp Muğla'nın Köyceğiz ilçesinde bir köy hayatı yaşamaya başladı.

Ödülleri :
1999 - Afife Tiyatro Ödülleri, Cevat Fehmi Başkut Özel Ödülü, “Sen Hiç Ateşböceği Gördün mü?” oyunu
2001 - Sadri Alışık Ödülleri, En İyi Erkek Oyuncu, Vizontele
2009 - Altın Kelebek Ödülleri, En İyi Komedi Dizisi, Çok Güzel Hareketler Bunlar
2012 - 17.Sadri Alışık Ödülleri, En İyi Erkek Oyuncu (Bir Zamanlar Anadolu'da)

Filmleri ve Dizileri :
Yapımcı :
2012 - Bağbozumu (Sinema Filmi)
2008 - Kalpsiz Adam (TV Dizisi)
2008 - 2009 - Benim Annem Bir Melek 2. Sezon (TV Dizisi)

Oyuncu Olduğu Filmleri :
2019 - Organize İşler: Sazan Sarmalı (Asım Noyan)(Sinema Filmi)
2017 - Tatlım Tatlım (Sinema Filmi)
2017 - Güzel Adam Süreyya (Seslendiren)(Sinema Filmi)
2015 - Ekşi Elmalar (Aziz Özay)(Sinema Filmi)
2014 - Son Umut (Hasan) (Sinema Filmi)
2014 - Pek Yakında (Yılmaz Erdoğan) (Sinema Filmi)
2014 - Bana Masal Anlatma (Rıza'nın babası) (Sinema Filmi)
2014 - 8 Saniye (Derviş) (Sinema Filmi)
2013 - Kelebeğin Rüyası (Behçet Necatigil) (Sinema Filmi)
2012 - Words With Gods (Sinema Filmi)
2012 - Gergedan Mevsimi (Sinema Filmi)
2011 - Bir Zamanlar Anadolu'da (Komiser Naci) (Sinema Filmi)
2010 - Çok Filim Hareketler Bunlar (Müdür) (Sinema Filmi)
2009 - Neşeli Hayat (Rıza) (Sinema Filmi)
2008 – 2010 - Çok Güzel Hareketler Bunlar (TV Dizisi)
2008 - Kalpsiz Adam (TV Dizisi)
2008 - Mevlana Aşkı Dansı (Seslendirme) (Sinema Filmi)
2006 - Bir Demet Tiyatro (Mükremin Çıtır) (TV Dizisi)
2005 - Organize İşler (Asım Noyan) (Sinema Filmi)
2003 - Vizontele Tuuba (Deli Emin ) (Sinema Filmi)
2000 - Vizontele (Emin) (Sinema Filmi)
1995 - Otogargara (Video)
1995 - Bir Demet Tiyatro (Mükremin Çıtır) (TV Dizisi)
1994 - İnce İnce Yasemince (Taci) (TV Dizisi)
1993 - Umut Taksi (TV Dizisi)
1993 - Haşlama Taşlama (TV Dizisi)
1991 - Siyabend-ü Xece (Xece'nin Abisi) (Sinema Filmi)
1986 - Olacak O Kadar (Yılmaz) (TV Dizisi)

Senaryo :
2019 - Organize İşler: Sazan Sarmalı (Sinema Filmi)
2017 - Tatlım Tatlım (Sinema Filmi)
2017 - Günaydın Sevgilim (Sinema Filmi)
2016 - Dedemin Fişi (Sinema Filmi)
2015 - Ekşi Elmalar (Sinema Filmi)
2014 - Patron Mutlu Son İstiyor (Sinema Filmi)
2013 - Kelebeğin Rüyası (Sinema Filmi)
2012 - Bağbozumu (Sinema Filmi)
2009 - Neşeli Hayat (Sinema Filmi)
2005 - Organize İşler (Sinema Filmi)
2003 - Vizontele Tuuba (Sinema Filmi)
2000 - Vizontele (Sinema Filmi)
1995 - Bir Demet Tiyatro (TV Dizisi)
1994 - İnce İnce Yasemince (TV Dizisi)
1993 - Umut Taksi (TV Dizisi)
1993 - Haşlama Taşlama (TV Dizisi)
1986 - Olacak O Kadar (TV Dizisi)

Yönettiği Filmler :
2019 - Organize İşler: Sazan Sarmalı (Sinema Filmi)
2017 - Tatlım Tatlım (Sinema Filmi)
2015 - Ekşi Elmalar (Sinema Filmi)
2013 - Kelebeğin Rüyası (Sinema Filmi)
2009 - Neşeli Hayat (Sinema Filmi)
2008 - 2013 - Çok Güzel Hareketler Bunlar (TV Dizisi)
2006 - Hanım Hanımcık (Video)
2005 - Organize İşler (Sinema Filmi)
2003 - Vizontele Tuuba (Sinema Filmi)
2000 - Vizontele (Sinema Filmi)
1995 - Otogargara (Video)
1994 - Kadınlık Bizde Kalsın(Video)

Tiyatro :
Kanuni Sultan Süleyman Rambo Kadınlık Bizde Kalsın
1993 - Umut Taksi
1995 - Otogargara
1995 - Cebimde Kelimeler
2000 - Sen Hiç Ateş Böceği Gördün mü?
2003 - Bana Bir Şeyhler Oluyor
2004 - Haybeden Gerçeküstü Aşk
2008 - Çok Güzel Hareketler Bunlar
2013 - Hanımhanımcık
2016 - Münaşaka - Beşiktaş Kültür Merkezi

Kitapları :
Feriştah'ın Fentezileri (Bir Demet Tiyatro Dizisi Diyalogları)
Cebimde Kelimeler (Oyun)
Otogargara (Oyun)
Hijyenik Aşklar (Kısa güldürü hikâyeleri)
Anladım (Şiir)
Haybeden Gerçeküstü Konuşmalar (Diyaloglar - Sonradan Haybeden Gerçeküstü Aşk adıyla oyunlaştırılmıştır.)
Hüzünbaz Sevişmeler (Deneme)
Kadınlık Bizde Kalsın (Oyun)
Kayıp Kentin Yakışıklısı (Şiir)
Laz Bakkal ile Tombalak (Bir Demet Tiyatro Dizisi Diyalogları)
Bana Bir Şeyhler Oluyor (Oyun)
Sahiler Düş Düşler Sahi (Şiir)

Yeni Bir Sayfada Sana Bakmak

her şey yapılabilir 
bir beyaz kağıtla 
uçak örneğin uçurtma mesela 
altına konulabilir 
bir ayağı ötekinden kısa olduğu için 
sallanan bir masanın 
veya şiir yazılabilir 
süresi ötekilerden kısa 
bir ömür üzerine. 

bir beyaz kağıda 
her şey yazılabilir 
senin dışında 
güzelliğine benzetme bulmak zor 
sen iyisi mi sana benzemeye çalışan 
her şeyden 
bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor 
belki tabiattadır çaresi 
senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin 
ve benim 
bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim 
anlarım bitkiden filan 
ama anlatamam 
toprağın güneşle konuşmasını 
sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla 

sen bana ışık ver yeter 
bende filiz çok 
köklerim içimde gizlidir 
gelen giden açan soran bere budak yok 
bir şiir istersin 
“içinde benzetmeler olan” 
kusura bakma sevgilim 
heybemde sana benzeyecek kadar 
güzel bir şey yok 

uzun bir yoldan gelen 
tedariksiz katıksız bir yolcuyum 
yaralı yarasız sevdalardan geçtim 
koynumda bir beyaz kağıt boşluğu 
her şeyi anlattım 
olan olmayan acıtan sancıtan 
bilsem ki sana varmak içindi 
bütün mola sancıları 
bütün stabilize arkadaşlıklar 
daha hızlı koşardım 
severadım gelirdim 
gözlerinin mercan maviliğine 

sana bakmak 
suya bakmaktır 
sana bakmak 
bir mucizeyi anlamaktır 

sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır 
aşk sorgusunda şahanem 
yalnız kelepçeler sanıktır 
ne yazsam olmuyor 
çünkü bilenler hatırlar 
hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar 
bahçıvanlar değil tüccarlardır 
sen öyle göz 
sen öyle toprak ve güneş ortaklığı 
sen teninde cennet kayganlığı iken 
sana şiir yazmak ahmaklıktır 

bir tek söz kalır 
dişlerimin arasından 
ben sana gülüm derim 
gülün ömrü uzamaya başlar 

verdiğim bütün sözler 
sende kalsın isterim 
ben sana gülüm derim 
gül sana benzediği için ölümsüz 
yazdığım bütün şiirler 
sana başlayan bir kitap için önsöz 

sana bakmak 
bir beyaz kağıda bakmaktır 
her şey olmaya hazır 
sana bakmak 
suya bakmaktır 
gördüğün suretten utanmak 
sana bakmak 
bütün rastlantıları reddedip 
bir mucizeyi anlamaktır 
sana bakmak 
Allah’a inanmaktır

Yaşayabilme İhtimali

Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam...
Ben seninle bir gün Veyselkarani'de haşlama yeme ihtimalini sevdim.
İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında
Ankara'da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman
özlemeye başladım herkesi...
Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra..
Bizim Kemalettin Tuğcu'larımız vardı...
Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı...
Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda,
solculuk oynamaya başladık..
Ben doktor oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla...
Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu pütürlü duvarlara ve
Türk Dil Kurumu'na inat bir Türkçeyle...
Ağbilerimizden öğrendik, S harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi..
Ankara'ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.
Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri.
Oysa Ankara'da hiç sevişmedim ben.
Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim..
Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak..
Ankara'ya usul usul kurşun yağıyordu..
Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri.
Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim
Ve hiç bir mahkeme tutanağında geçmedi adım
Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece
Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde, ama sen yoktun
Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni teneffüs saatlerinde
Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu
Ben, senin benimle Tunalı Hilmi Caddesi'ne gelebilme ihtimalini seviyordum.

Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.

Yaz sıcağı toprağa çekiyor da tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini
Sonra otobüs oluyordum, kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü
Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum
Muş ovasının yalancı maviliğini
Otobüs oluyordum bir süre
Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum, yanağım otobüs camının garantisinde
Otobüs oluyordum
Bir ülkeden bir iç ülkeye
Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum.
Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin
Korkuyordum
Sonra iniyordum otobüsten
Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun,
ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk,
ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum.
Çünkü sonunda annem oluyordum, babam kokuyordum sonunda..
Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam
Ben seninle bir gün Van'daki bir kahvaltı salonunda
Ben seninle sadece bilmek zorunda kalanların bildiği
bir yol üstü lokantasında
Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan
Doğubeyazıt'ın herhangi bir toprak damında
Ben seninle herhangi bir insan elinin
terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim

Ben senin, beni sevebilme ihtimalini sevdim

Dante İlahi Komedya


Doğal değil mi dünyada bir yanın kötüyken ve acırken kalpler nerede olmalı bu bedenler? Bu bedenlere tattırırken acıyı anbean senin ruhun eritiyor kalbini ümitsiz yokluğun içinde. Söyle şimdi hak ettiğini mi sanıyorsun Cehennemi? Yoksa mutluluk bir bahçe mi senin için cennette ve kızarıp bozaran bu suratının içinde hangi kıskançlıklar var? Yarar mı düşünceleri bulduğun bozkırlar? Taze tomurcuklar, sarı incirler ama zikretmeli adını kafirler. 

Bilirdik yine de adalete bırakıp kendimizi, sorardık tanrıya bütün bedenleri yaratan ilahi adalet diye. Ve yakışırsa her gün her günah, kıskanma varsa içinde kıskançlık. Ölmek bir son mu yoksa bir varoluş mu? Bir daha düşün. Yanmak bedeli ödemek mi? İnsan tekrar doğsa koşullarla farklı bir rakam verir günahları. Affeden bir ilah, nerede bekler ruhla bedenimi? 

Görürsün beklemesiz hurma ağaçlarında tanırsın isimleri. Onca insanın yanında belki de sen de öylesin. Korku diyor ki aslana verme kinini, Mehmet alır diyor kinle dolu canını. Bu dünyada her insan çok görmemeli yaşadığı acıyı. Bir gün gülsen yine ağlayacaksın doğumdan sonra payını. Ey gözleri yanıltan coşku, bir dünyalık bu duygu. Hiçbir şey bitmemiş gibi sanki inferno her taraf. Kalmışsın bir tarafın zehir bir tarafın Araf. 

Türk ve Dünya Edebiyatında Roman


Diğer bir tabirle roman, kurmaca veya gerçek olaylara dayanan, insan ya da çevrenin karakterlerini inceleyen, macerasını anlatan, duygu ve tutkularını okuyucuya aktaran edebi türlerdir.

Roman yazıldığı dönem ile örtüşmektedir. Yani yazıldığı dönemin zihniyetini okuyucuya yansıtır. Romanda birbiriyle ilişkili olaylar bir konu etrafında bir araya gelir. Romanda gerçeklik söz konusudur, ancak bu gerçeklik kurmaca gerçekliktir.

Roman ile hikayenin farklı yönleri bulunduğu gibi benzer özellikleri de benzer yönleri de bulunmaktadır. Roman ile hikayenin en önemli benzerliği ise tıpkı hikayede olduğu gibi romanda da serim, düğüm ve çözüm bölümleri yer almaktadır.İlk roman örneği Cervantes’in yazmış olduğu Don Kişot adlı romandır. İspanyol yazar tarafından 17. yüzyılın başlarında yayınlanmıştır. Daha sonra özellikle 119. yüzyılda İngiltere, Fransa ve Rusya’da roman büyük bir gelişme kaydetmiştir.

Roma’nın Türk edebiyatına girmesi ise Tanzimat ile birlikte olmuştur. Türk edebiyatındaki ilk roman örnekleri ise çeviri eserleridir. Bu yüzden ilk çeviri romanı Yusuf Kamil Paşa tarafından, Fransız yazar Fenelon’un romanı olan 1859 yılında çevirdiği Telemak isimli romandır. İlk yerli Türk roman ise Şemsettin Sami tarafından yazılan Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat isimli romandır. Batılı türündeki ilk Türk romanlar ise Halit Ziya Uşaklıgil tarafından yazılmıştır ve bunun en iyi örneğin Aşk-ı Memnu romanıdır.

Birçok farklı türde Roman bulunmaktadır. Edebi akımlara ve konularına göre romanlar ikiye ayrılır. Bir önceki yazımızda roman türlerini detaylı bir şekilde anlatmıştık.Romanın Özellikleri
Genellikle romanlar düz yazı ile yazılırlar fakat nazım öğelerini de romanlarda görebiliriz.
Olay, kişi, yer ve zaman romanda yapı unsurlarıdır.
Kişi ve çevre karakterleri gözlemlenerek ayrıntılı biçimde aktarılır.
Daha geniş bir bakış açısına sahiptir.
Romanda mektup, günlük, anı, şiir gibi türler yer alabilir.
Romanda diyalog, iç konuşma, anlatma, gösterme, özetleme anlatım tekniklerine başvurulur.
Romanda anlatım birinci ve üçüncü kişi ağzından yapılır.
Romanda serim (giriş), düğüm (gelişme) ve çözüm (sonuç) bölümleri bulunur.
Edebi akımlara göre ve konularına göre romanlar iki türlüdür.Anlatıcı Bakış Açıları

Hâkim (İlahi, Tanrısal) Bakış Açısı: Anlatıcı, olayların içinde yer almaz, olaylara müdahale etmez. Olaylara geniş bir açıdan bakar. Anlatıcı her şeyi bilen konumundadır; kahramanların zihinlerinden geçenleri, duygularını, iç dünyalarını geçmişte yaşadıklarını, gelecekte olacakları onların en gizli bilgilerini bütün ayrıntılarıyla bilir. Yazar, roman kahramanlarından daha fazlasını bilir. Anlatım üçüncü kişinin ağzından yapılır.
“Eve nasıl gideceğini düşünüyordu. Babasının kızacağından endişe ediyordu. Bu düşünceler içindeyken aklına bir fikir geldi.”

Kahraman Bakış Açısı: Anlatıcı, romanın kahramanlarından biridir. Yazar, olayları kahramanın bakış açısından anlatır. Anlatıcının bildikleri; kahramanın anlattıkları, gördükleri, duydukları ve bildikleri ile sınırlıdır. Olaylar, birinci kişinin ağzından verilir.
“Eve gittim. Babam beni görünce çok sevindi. Sana bir sürprizim var!’dedi. Doğum günüm için aldığı hediyeyi bana verdi.”

Gözlemci Bakış Açısı: Anlatıcı, olayların içinde yer almaz. Olayları yansız bir şekilde anlatır, gözlemci konumundadır. Yazarın bildikleri, kahramanın bilgilerinden daha azdır. Bu bakış açısıyla yazılmış romanlarda gizli bilgilere, duygulara, hayallere ve kişilerin iç dünyasındaki çatışmalara yer verilmez. Olaylar üçüncü kişinin ağzından anlatılır.
“Eve gitti. Babası onu görünce çok sevindi. Ona bir sürprizi olduğunu söyledi. Doğum günü için aldığı hediyeyi ona verdi.” 

ROMAN TÜRLERİ

Romanlar bağlı oldukları edebî akımlara ve konularına göre sınıflanabilir.

Akımlarına Göre Romanlar: Edebiyat akımlarına göre romanlar “romantik, realist (gerçekçi), naturalist (doğalcı), estetik, izlenimci, dışavurumcu, toplumcu, yeni roman” olarak sıralanabilir.
Konularına Göre Romanlar:Konularına göre romanlar ise “sosyal roman, tarihî roman, macera romanı, tahlil romanı, duygusal roman, egzotik roman, oluşum romanı, didaktik roman, köy romanı, lirik roman, pastoral roman, otobiyografik roman, aşk romanı, bilimkurgu romanı, belgesel roman” olarak isimlendirilebilir.
Sosyal roman:Toplumsal sorunların işlendiği romanlardır. Bu tür romanlarda ekonomik sorunlar, sınıflar arası çatışmalar, rejim değişiklikleri, esaret, göç gibi toplumsal yaşamı doğrudan ilgilendiren konular anlatılır.
Tarihî roman:Konularını tarihte yaşamış kahramanlarla, onları kuşatan gerçek veya hayalî kişilerin hayat ve maceralarından alan roman türüdür. Bu roman türü, geçmişte yaşanmış önemli olayları konu alır. Ancak tarihten daha derinlerde yatan insanla ilgili daha evresel bir gerçeği araştırmak amacıyla da yazılır. Yazar, tarihî gerçekleri kendi hayal gücü ile birleştirerek anlatır.
Macera (serüven) romanı:Günlük yaşamda gerçekleşmesi çok zor olan şaşırtıcı, gizemli olayları sürükleyici bir anlatımla ele alan romanlardır. Bu tür romanlarda “olay” her şey demektir. Romancı, okuyucunun merakını hep zirvede tutar. Bu romanlarda olayların akışına uygun olarak çok zengin ve değişken bir çevre anlatımı vardır. Kahramanlar olay ekseninde sürekli hareket hâlindedir. Bu romanlarda okuyucuya hoşça vakit geçirtmek amaçlanır.
Tahlil (çözümleme) romanı:İnsanların ruhsal ve psikolojik durumlarını, olaylar karşısındaki tepkilerini ve davranış biçimlerini işleyen roman türüdür. Bu romanların hatıra türü yazılara yakın bir anlatımı vardır. Tahlil romanları, kişilerin ruhsal durumlarını ayrıntılarıyla çözümlemeye çalışır. Bu romanlarda görünen olaylardan çok, olayların kişi üzerindeki yansımaları konu edinilir. Ruhun derinliklerine inilir, bilinçaltındaki gizemli istekler açığa çıkarılmaya çalışılır. Bu nedenle bu romanlara “psikolojik roman’ da denir.

Baltayla Odun Kırma Sanatı


Yıllardır devam eden bir ata mirası baltayla odun kırmak bugün de karşımıza çıkıyor. Herkesin  kendi elleriyle odun kırdığı bir dönem mutlaka olmuştur. Ateşin sıcaklığını hissedip kendi emeğinizle yaktığınız ateşi canlandırmak güzel bir şey olsa gerek. 

Günümüzde baltanın yerini motorlu hızar alsa da balta hayatımızda büyük yer kaplıyor. Deyimlere ve günlük dilimize dolanan bu kelimeyi fiziki olarak da kullansak birçok ruhsal sorunu ve kilo problemlerimizi çözeriz. 

Soba ve odunlu ocakların yerini doğalgazın almasıyla birlikte bu da unutulan bir anı olarak dilimizde ve deyimlerde yaşamaya devam edecek. İnsanoğlu ateşi ve yemeği için emek harcardı. Şimdi harcadığımız tek şey zaman ve para. Bu ne kadar sürer veya bir doğalgaz krizi yaşanıp insanlar odunlarını kendi mi kırar bilmem ama benim çok sevdiğim ve ara sıra yaptığım bir spor olarak devam edecek. 

Dünya iyi mi oluyor, teknoloji bizim gücümüzü alıyor mu? Bunları sorgulamak lazım ama bir dambıldan daha iyidir herhalde. Ya da emeği anlamak, yaptığınız işe değer vermek bizim unuttuğumuz bir şey. 

İnsanoğlunun 21.yyda hareketsizleşmesi ve sürekli yargılaması da işlerimizi başkalarına veya teknolojiye yaptırdığımız için gerçekleşiyor. Artık spor bile parayla. Değeri bilen insan paraya değer vermeyendir. 

Babamın Bavulu


Kendi kendime mutluluk nedir diye soruyorum? 
Tek başına bir odada derin bir hayat yaşamak mı? 
Ucu yokken hatıraların ölümü hatırlamak mı? 
Bir üzüntüyü kendi kalbine saklamak mı?
Bir akrep heyecanıyla kalbini ısırmak mı? 
Yargılarsan tebessümünü nidalarda, 
Yazmak ömür boyu mutluluktur aslında. 
Kafeste gülücüğün döküldüğü kalbinin kenarında, 
Sana zindansa bana her yer mutluluğun uzağında. 
Ömür boyu gülücük tebessümü yoklar. 
Ya yazarak ya yazmayacak...
Bekler, yazmayı bekler. 

ÇİFTÇİ VE SİHİRLİ TOHUMLARI


Sıkıntılı günlerdi. Virüs insanları evlere hapsetmiş, insanların yaşamlarını alt üst etmişti. Böyle bir zamanda bir çiftçi yıllarca ekim yapılmayan, kıraç bir tarlayı ekmeye karar verdi. Böylece yaşlı çiftçi, uzun yıllardır gitmediği, bakmadığı ve atalarından kalan bu tarlayı ekmek üzere yola çıktı. Yamaçta olan tarlaya ulaştığında, gözlerini alan güneş ışığını gölgelemek için sağ elini alnına siper etti. Önündeki geniş tarlaya şöylece bir baktı ve gördü ki arazi virane bir durumdaydı. Her yer dikenli çalılarla ve ayrık otlarıyla doluydu. Üstelik bu tarlada hiçbir teknolojik alet çalışmıyordu. Çiftçi endişelenmedi değil, yapılacak çok iş vardı ancak buraya umutsuzluğa kapılmaya değil, çalışmaya ve üretmeye gelmişti. Büyük bir inançla ve gayretle araziyi; taşları, otları, dikenleri temizledi. Sıra sürme işlemine geldi. İlkel yöntemlerle, atlarla tarlayı sürerken pulluğuna bir sandık saplandı. Gözleri fal taşı gibi açıldı, sandığı büyük bir beklentiyle ve merakla açtı. Ama sandıktan beklediği gibi bir hazine çıkmadı. Sandığın içinde farklı cinslerde tohumlar ve köşeye sıkıştırılmış küçük bir not vardı. Sararmış ve buruşmuş, eski olduğu her yerinden belli kâğıdı büyük bir şevkle açtı ve okudu:

    Bu tohumları farklı ellere, farklı insanlara ver. Onlara nasıl yetiştirileceğini öğret ve takibini yap. Bu tohumlar insanlığın kaderini değiştirecek. Layıkıyla bakıldıkları takdirde açlığa çözüm bulacak, insanlara umut olacak, bakımsız kaldığında ise hiçbir işe yaramayacak. Sorumluluk bundan sonra sana aittir.

Çiftçi donup kaldı. Uzunca bir bekleme sonunda kendine ancak gelebildi. Ne yapacağını şaşırdı. Günler boyu uykuları kaçtı. Bu sorumluluk yalnızca kendine verilmiş olsaydı, başka kimseye ihtiyaç duymadan kolayca tohumları eker, onlara sevgiyle bakar ve onları büyütürdü. Sonunda da bu tohumların neye dönüşeceğini görebilirdi. Sonuçta ne ekerse onu biçerdi. Ama bu maalesef imkansızdı. Talimatlar ortadaydı, tohumların farklı ellere, farklı insanlara ulaştırılması ve onlar tarafından yetiştirilmesi gerekiyordu. Düşündü, taşındı: Tohumları farklı ellere vermesi nispeten kolaydı ancak tohumların takibini nasıl yapacaktı? İnsanları nasıl bilgilendirecekti? Gerçi sandık içinde her bir tohum için yapılması gerekenler ayrı ayrı ve detaylıca açıklanmıştı. Çiftçi sadece bu görevleri zamanı gelince tohumu emanet ettiği insanlara aşama aşama bildirmekle görevliydi. Buna karşın çiftçi kendisine yüklenen bu ağır sorumluluğun stresi altında günlerce uyuyamadı. Tohumları, kimlere nasıl göndereceğini ve süreci nasıl takip edeceğini düşündü. Ne var ki bir çıkış noktası bulamadı. Bir gün arkadaşlarına durumu açıkladı. Arkadaşları: “Niye bu kadar sorun ediyorsun ki? Bu işi halletmek çok kolay.” dediler. Çiftçi memnuniyetle karışık bir beklentiyle “Nasıl kolay?” diye sordu. Arkadaşları biraz bilmiş bir ifadeyle: “Teknoloji çağındayız. Tohumları gönderdiğin evlerde bilgisayar ve internet bağlantısı olursa hem talimatları rahatlıkla gönderebilir hem de tohumların durumunu an be an takip edebilirsin. Tohumları da kargo şirketleriyle gönderdin mi olur biter!” dediler. Bu işler çiftçinin tek başına yapabileceği şeyler değildi. Çiftçi sorumluluğun ne kadar büyük olduğunun farkındaydı, bunun üzerine bilgisayardan iyi anlayan birini buldu ve durumu ona da izah etti, destek olmasını istedi. 

Bilgisayarcı çiftçiye bir bilgisayar aldı ve internet bağlantısı kurdurdu. Her tohumun içine de birer mikroçip yerleştirdiler. Bu mikroçipler tohumların yaşamsal faaliyetlerini ve büyümelerinin devamı için ihtiyaç duydukları besinleri, bakım şekillerini ve sulanma durumlarını çiftçiye bildirecekti. 

Çiftçi en sonunda farklı eller ve farklı insanlar bulmayı da başardı. İnsanlar çiftçiyle birlikte bu güzel göreve ortak olma şansı elde ettiklerine çok mutlu olmuşlardı, çok istekli görünüyorlardı. Hatta içinde bulundukları pandemi günlerinde canları da çok sıkıldığından bu işe iyice merak sarmışlardı. Çiftçi meraklı ve istekli insanları görünce çok mutlu oldu. Bulduğu insanların ne kadar hevesli olduklarını gördükçe sonucun iyi olacağına inanmamak elde değildi. Mikroçip eklenmiş tohumlar tez bir biçimde kargo şirketleriyle bulunan kişilere ulaştırıldı. Tohumlar ekildi, tohumların ekileceği toprağın cinsi, tohumlara nasıl bakılacağı, tohumların güneşi nasıl alması gerektiği gibi bilgiler çiftçi tarafından tek tek karşı taraflara ulaştırıldı. Geri dönüşler çok güzeldi. Çiftçi umutlanmıştı. Bu tohumlar notta yazılanlar doğruysa insanlığın kaderini nasıl değiştirecekti acaba? 

İlk günler sorunsuz geçti. Çiftçi talimatları gün gün gönderdi. İnsanlara, yapmaları gerekenleri anlattı. Tohumları alanlar talimatları aldıklarını ve talimatlara uyacaklarını teker teker bildirdiler. Çiftçi ayrıca bu kimselere sulama yapmaları gereken günü verdi. Zira insanlığın kaderini sonsuza dek değiştirecek bu güçlü tohumların filizlenmesi, düzenli olarak sulanmalarına bağlıydı. Üstelik bu seferki sulama can suyuydu ve hayati önem taşıyordu. Herkes tohumlarını suladıklarını, görevlerini yerine getirdiklerini söyledi. Gün geldi, saatler mikroçiplerin veri göndereceği anlardan yalnızca biri olan 24.00’ı gösterdi. Sulanma oranları çiftçinin bilgisayarına yüzde olarak düştü. Gelen veriler hiç de iç açıcı değildi. Kimileri toprağı çok az sulamıştı, kimileri ise hiç sulamamıştı. Görevini yapanlar ve tohumlara gerekli suyu verenler çiftçiyi mutlu etse de insanlığın kaderi herkesin üstüne düşeni yerine getirmesine bağlıydı. Sulanmayan tohumlarda neler vardı acaba? Bu tohumlar sulansa ve kök verse nelere sebebiyet verecek, kimleri refaha erdirecek, kimlerin karnını doyuracak, kimlere can simidi olacaktı? 

Çiftçi üzülerek fark etti ki, insanların söyledikleri farklı, yaptıkları farklıydı… Demek söz vermek, konuşmak bu kadar kolaydı. Ama iş yapmaya gelince ortada çok az kişi kalıyordu. Keşke bu sorumluluk tamamen kendisine verilseydi, o zaman ne güzel, ne kolay olurdu. Oysa farklı eller, farklı insanlar ne demekti? Çiftçi işinin çok zor olduğunu bir kez daha anlamıştı. Tohuma su dahi vermeye üşenenler bitkileri nasıl gübreleyecek, budayacak, ilaçlayacak ve ürünü toplayacaklardı? Bunlar emek isterdi, mücadele isterdi, sabır isterdi. Tanımadığı insanlarda acaba bu özellikler var mıydı? Bilmedi, bilemedi, kara kara düşüncelere daldı. Uyumadı bir kez daha, uyuyamadı. Epeyce yaşlı olan çiftçi bu yaşına kadar böyle bir olay yaşamamıştı. Çiftçi, “Eğer tohumu olanlar benim verdiğim emeğin yarısını bile verselerdi ellerindeki hazineyi görebileceklerdi” diye yakındı. 

Bütün bu umutsuzluklara rağmen ansızın durdu. Doğruldu, ellerini tekrar gözlerine siper ederek ufuklara doğru baktı ve karar verdi.

Yılmayacaktı.

Bıkıp usanmayacaktı.

Yola devam edecekti.

Ömrünü o tohumların yetişmesine adayacak ve ömrü yeterse yıllar sonra nelere dönüşeceklerini görecekti. Oldukça derin ancak bir o kadar da sakin bir nefes aldı. Dikelmiş omuzları aklındaki rüzgarların durulmasıyla birlikte kararlı ama sakin bir şekilde tekrar aşağıya indi. Usulca nefesini bıraktı, yorgun ama parlak gözleri birden açıldı ve bir noktaya odaklandı. Dudaklarından şu kelimeler süzüldü:

Umutların tükendiği yerde yeni ufuklar yeşerir.

Özcan KILIÇ


Hocamın tohumlarını ağaç yapmak dileğiyle.

Turgut Uyar Kimdir?



Turgut Uyar, 4 Ağustos 1927’de Ankara’da, Fatma ve Hayri çiftinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Altı kardeşten beşincisi olan çocuklarına Ahmet Turgut ismini verdiler.

Babası 1931 yılında emekli olunca Ankara’dan İstanbul’a taşındılar. Edirnekapı’daki Hırka-i Şerif İlkokulu’nda okula başladı. Ancak ilköğretimi 5 okul değiştirerek bitirebildi. Daha sonra Konya’daki askeri okulda eğitim hayatına devam etti. Sonrasında Bursa Işıklar Askeri Lisesi’ni bitirdi. Ahmet Turgut Uyar, Askeri Memurlar Okulu’ndan mezun olarak eğitim hayatını bitirdi. 

 Turgut Uyar şiire nasıl başladı?
Çocukluğundan itibaren sanatla ilgilenen Turgut Uyar en çok şiire ilgi duyuyordu. Uyar şiir yazma hissinin ilk nasıl oluştuğunu şöyle anlatıyor:

“Daha ilkokulda vezin ve kafiyeden haberim olmadığı çağlarda manzumeler yazardım. Sonra ortaokul ve lise devresinde boyuna yazdım. Günde üç beş şiir, haftada on beş, günde bir roman yazıyordum. Ama ne şiirler ve romanlar. Liseyi bitireceğim yıl, Hayyam, Nedim, Yahya Kemal, Tevfik Fikret, Hamit ve Haşim kıskıvrak tutmuşlardı. Taklit ettiğimi bile bile onlara özenerek, bildiğim ve becerdiğim kadar terkipli filan gazeller mazeller yazardım. Hatta Makbere Mezar adıyla bir nazire bile yazmıştım.”

Turgut Uyar Tomris Uyar ile evlendi 
18 yaşında baba olan Uyar ilk eşinden olan 3 çocuğunu memurluk yaptığı yerlerde büyüttü. 1958'de askerlikten ayrılarak Türkiye Selüloz ve Kağıt Sanayisi'nin Ankara şubesinde çalışmaya başladı. 1966 yılında eşinden ayrılıp İstanbul'a yerleştiğinde o dönem Cemal Süreya ile ilişkisi bitme aşamasında olan Tomris Uyar ile şiir üzerine mektuplaşmaya başladılar. Bu mektuplaşmalar 1969'da evlilikle sonuçlandı. Tomris Uyar ile evliliklerinden bir erkek çocukları (Hayri Turgut Uyar) oldu.Memur Turgut Uyar
Askeri memur olarak birçok kurumda görev alan Turgut Uyar, devam eden yıllarda bu görevinden istifa etti. SEKA’nın Ankara şubesinde göreve başlayan ünlü şair 1967’de emekli olana kadar da görevini sürdürdü. Sonra da İstanbul’a taşındı.

Turgut Uyar şiirleri
İkinci Yeni akımının öncüleri arasında sayılan Uyar'ın ilk şiiri 1947'de Yenigün dergisinde yayımlanmıştır. Hece ölçüsüyle yazdığı ve toplumsal konuları işleyen ilk iki kitabı Arz-ı Hal (1949) ve Türkiyem (1952) 'den sonra, Dünyanın En Güzel Arabistanı (1959) 'yla bireyin iç dünyasına ve birey-toplum ilişkisine yönelmiştir. Tütünler Islak (1962) ve Her Pazartesi (1968) 'de de koruduğu bu çizgi yerini Divan (1970) ile geleneksel şiirin kalıplarına, Toplandılar (1974) ve Kayayı Delen İncir (1982) ile söz konusu dönemde yaşanan sınıfsal mücadelenin yansımalarına bırakmıştır.

Aşk, ayrılık, ölüm temlerini, çevreden aldığı izlenimleri işleyen şiirler yazmıştır. 1950'den sonra İkinci Yeni akımının başlıca adlarından olmuştur. Gerek öz gerekse biçim bakımından sürekli değişen, halk şiirinden divan şiirine geniş bir kültür birikimini değerlendirirken kendisi olabilen bir şiiri geliştirmiştir.

 Turgut Uyar’ın eserleri
Şiir 
Arz-ı Hal (1949) 
Türkiyem (1952-1963) 
Dünyanın En Güzel Arabistanı (1959) 
Tütünler Islak (1962) 
Her Pazartesi (1968) 
Divan (1970) 
Toplandılar (1974) 
Toplu Şiirler (1981, ilk dört kitaptaki şiirleri) 
Kayayı Delen İncir (1982) 
Dün Yok mu (1984) 
Büyük Saat (Son yazdıklarıyla birlikte bütün şiirleri 1984) 

İnceleme 
Bir Şiirden (1984) 

Ödülleri 
1963 Yeditepe Şiir Armağanı Tütünler Islak ile 
1975 Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü Lucretius’tan Evrenin Yapısı çevirisi ile (Tomris Uyar’la birlikte) 
1981 Behçet Necatigil Şiir Ödülü Kayayı Delen İncir ile 
1984 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü Büyük Saat ile

 

Godfather


Her insan kendi dünyalarının babasıdır. Herkesin kendine göre bir kural listesi var.Vito Corleone de kurallar çerçevesinde yaşıyordu.

1. Kimseye ne düşündüğünü söyleme. Kendi gölgene bile temkinli yaklaş.
2. Hayata adımlarını sağlam at yoksa kayıp düşersin ve ölürsen oyun biter.
3. Bir cümlen olsun ki herkes seni tanısın. Aksi halde bir beyaz yakalıdan farkın kalmaz.
4. Ben sevgimle yapamadım hiçbir şeyi nefretim getirdi bugünlere.
5. Güç paradır, siyaset parayı nasıl kullanacağını bilmektir.
6. Saygı göster, saygı bekle. Bizde iyilik unutulmaz.
7. Kadınlara iyi davran. Çünkü iyi bir adam ailesiyle ilgilenendir.
8. En büyük hedefin tutkudur ama tutkunun önüne çıkar geçerse iş değişir.
9. Para ve dostluk zeytinyağı ve su gibidir.
10. DÜNYAYI DAHA İYİ YAPMAYAN İNSAN, İNSAN DEĞİLDİR.