Featured Posts Slider

Image Slider

Bardaklar Kadar


Gölgeler akşamları salınır insanların arasına. 
Uykular sabahları uyanır yıldızlarla. Yaşlı koşar mevsimler hayat bahçesine.
Bir sen koşamadın ve biz. 

Yanyanaydı gökyüzü hem vuruk hem burkuk. 
Bardaklar insanlar kadar çok. 
Ağızlara uzak durup, su kaybolurdu bardaklardan. 
Akşamları salınırdı sular yer altında insanlardan. 

Yaşam merkeziydi kalıp olmuş duygulara. 
Biraz uzaktı mutluluğa. 
Her yere bir adım insan, 
Fersah fersah boşalan kuytularda.

Hesapta saadet yoktu. 
Sayılar dolu dünya dizginine. 
Dörtnala işliyordu hayatın sonlarını. 
Sonlar kuytularda salınırdı insanların arasına. 
Dünya dizginini sayılara bırakırdın. 
Sen de gittin dörtnala dolu dizgin. 
Can kadar, cam kadar keskin. 

Toprak ve Sen


Bir gün de aydınlığa açıyım ellerimi.
Açmıştım sanki güneş ardımdan,
Ben cesur davrandım yüreğime.
Yürek bende çaresiz sanki.

Bakmadım hiç yorgunluk vakitlerinde,
Bir yudum aldığım süt beyazı bulutlara.
Kahverengi topraklarında toprağına dolgun hasadı,
Dokunmadı bensiz, kimsesiz, sahipsiz.

Mavi bir göl vardı kalp yolunda.
Bir ucu toprağına, bir ucu bulutlarına.
Sonunu bilmediğim bir akarsu vakitlerin.
Ben vakitsizce harcarken vakitleri,
Suyuna dolgun bir göl.
Bir ucunda akarsu, bir ucunda çöl.

Fırtınalar vurdu doluları.
Mevsimleri de alıp götüren oydu topraklarına.
Hasadını yaptığım toprak,
Sessizce bağrına basarken insanı,
Beni de seni de basıyor bağrına.

Çoğunun böyle başladı hikayesi.
Özünden uzaklaşan onlar değil miydi?
Tekrardan döner mi bilmem.
Bildiğime yakınca,
Kanayan bir göl,
Sahipsiz bir toprak,
Biliyorum insanlar kimsesiz.

Ben


Yorulmadım bugün. 
Onca insanın peşinde gölge olduğumun kanıtı, 
Ezberledim cümlelerimi. 
Atladığım duvarların üstüne yıkılmaktan korktum. 

Rezede kimi zaman yağ oldum gıcırdayan kapılara. 
Hiçbir zaman olmadım bir kapı. 
Ustaca taş döktüğüm yollarda kaldı bedenim. 
Ruhumun uçtuğunu gördüğüm gün,  zıplayarak yakaladım bulutları. 

Hasret kaldı saat bire. 
Uslanmadım yıkılan güneşime. 
Biraz daha hırpaladım bedenimi. 
Ruhum yorulmadı bedenim yorulduğundan. 

G. Ü. L.

Çok oldu üzüntülere ağlamayalı.
Basit şeyleri hayatın umuruna sokmayalı.
Gül oğlum, güldüğün acılar yüceltecek seni.
Sevmeyi unutacak kadar,
Gülmeyi sev.

Gerçek Şu ki


Sana hiç dediler mi bulut geldiğinde ay ışığına umudu kaybedersin diye.
Sevinç yaklaştığında güneş batarken keman çalan adam kadar umutsuz yokluğuna hayatın tek düzeliğini yaşamak.
Ulaşımı zor olan bulutları geçip dünyaya bakınca sevdiğim ayı ve güneşi göz yaşlarıyla ıslamak kadar bayağı hayat.
Ucuzluğuna aldırış etmediğim umutları yitirip karanlıkta beklemektendir insanlığın derdi.
Karanlığı dert edip yokluğuna ağlamak güneşin,
Çaresizlikten başka belki biraz olsun aşkı yaşamaktır.
Güneş olduğu sürece bilmezler yok olan hüsranıdır aşkın.

Sabah uyandığında ve akşam yattığında dünya,
Uyumayan beyaz gri bulutlar,
Yıldızın parlaklığını görenlerdir.
Acımasızlığını çeken hayatın sen değilsin.
Kadere karşı gelmekten rezilliğin.
Sevgisizlik güneşi görememekten.
Tek düzeliğini görmekte olduğu için hayat sade ve bayat.
Yokuşlarını ve düzlüklerini ay ışığında geçenler mutludur.
Yıldızın parlaklığını görenler her zaman umutludur.

Yıkılan...


Yıldızlar bunalmış derinlemesine
Evler uzak duruyor yeryüzüne
Bir yıldız kaydı sokaklardan
Bembeyaz kar gibi umut dolu hayallere.

Camlar bugün de yıldız.
Gözler gibi yaşarken temiz kalsaydı,
Güneş olurdu evren.
Pare pare dökülürdü gidenlere.

Arkada kalacaksa gün kalsın
Geceler gidenlere ışık olmaz
Karanlığınla aydınlanır,
Toprakla sulanırdık
Yeşermezdik ki bu kadar çok huzur varken.
Yetmezdi bize aydınlık
Zaten bir yanımız karanlık
Solmak üzere çiçekler
Onları aydınlatan bir dünya yok
Aydınlatmaz güneşler.
Parlayan fenerler kadar
Sokaklardaki yıldızlara
Boşalan sular yeter.

Yıkılsın viraneler
Sallansın depremle lal edilen insanlık
Haykıranlar kalmadı
Kalanlar karanlıkla
Saklambaç oynarlar.
Yakalayanlar ebe olur,
Sobelenen yıldızlara.