Neden Kimse Tartışmıyor?

               

Nurevşan Pala

     Kelimeler tükendi. Dört kişinin bulunduğu bir odada, çıt çıkmıyor artık. Biri var içlerinde, bir şeyler söylemek istiyor ama yapamıyor. Eleştirilerden korkuyor çünkü. Bu odada söylediklerinin hiç önemi yokmuş gibi hissediyor. Kimse onun düşündüğü gibi düşünmüyor ve bu da kendini yalnız hissetmesine sebep oluyor. İnsanların içinde yalnız hissetmek... Oysaki kimse umrunda olmamalı. Kan bağıyla birbirine bağlanmış insanlar bile bazen aynı fikre sahip olmayabiliyor çünkü. Böylece aile içinde bile tartışmalar çıkabiliyor. Ancak bu odadaki hiç kimse tartışmak istemiyor. Çünkü dört kişinin, karakteri ne olursa olsun tek bir amacı var: medeni bir şekilde konuşmasını sürdürüp, diğerlerine karşı saygınlığını artırmak.

     Bu odadaki bir diğer kişinin ilkine göre gerçekten hiç kelimesi kalmamış. Konuşmak istese de yapamaz bu yüzden. Ne diyeceğini bilemiyor. Ancak o, “Konuşup, diğerlerinin düşünce yapısına aykırı cümleler kurarsam beni küçümserler mi, dışlarlar mı?” korkusu yaşamıyor. “Şu anda konuşacak kelimelerim olsa bile herhangi bir konu üzerinde derin bir nutuk çekersem, burada bulunan insanlardan kim benim engin bilgimin karşısında kendini yeterli hissedip konuşmayı devam ettirebilir ki?” diyerek kendini yüceltiyor. Oysaki eğer düşündüğü gibi bir “engin bilgisi” olsaydı, kelimeleri tükenmez, güzel, anlamlı sohbetler başlatıp ortamı yumuşatabilirdi. İşte benliğine yenik düşmüş binlerce insandan sadece biri.

     “Bu oda” ya aslında yemek odası diyebiliriz. Kocaman yuvarlak bir masa ve duvarlara asılmış güzel tablolar var. Köşede duran sehpanın üzerindeki teypte hoş bir müzik açılmamış olsa eğer, bu sessizlik çoktan hepsini rahatsız etmişti. Başkalarıyla fazla ilgisi olmayan bir diğeri, etraftaki tabloları inceliyor. Bu sanata bir ilgisinin olduğu belli. Birileri bir şeyler sorarsa elbette cevap verir ancak onun dışında, tek başına vakit geçirmeyi seven biri. O, “İşim çabucak bitse de eve gitsem, kütüphanemdeki en beğendiğim kitabı ve kahvemi alıp okusam...” diyenlerden. Huzuru her zaman tek başına ve sanatta bulduğu için böyle yerlerde işi yok. Ama yine de şikayetçi değil. Bu tarz etkinliklere de katılmanın, insan içine çıkmanın faydalı olduğu kanaatinde.

     Dördüncüsünün kafası da -takdir edilirse- başka yerde. Hemen kalkıp eve gitmek istiyor. Çünkü üç güne yetiştirmesi gereken bir sunumu var. Öbür yandan da telefonundan kaçak bir şekilde son yaşanan skandalın hisse fiyatlarını nasıl etkilediğine bakıyor. Birileriyle vakit geçirecek zamanı yok. Buraya da karısının “ Kafanı işten kaldırıp başkalarıyla da vakit geçirmen gerek!” cümlesi üzerine yaptığı iki saatlik konuşmanın sonucunda başka çaresi olmadığı için gelmek zorunda kaldı. Ama bazen derin bir nefes alıp etrafa bakmalı ve “Kazandığım paranın sefasını sürmenin vakti gelmedi mi artık?” diye sormalı kendine. Bir de çok sabırsız bir kişiliği var. Aslında bu sabırsızlık dünyadaki neredeyse herkeste bulunuyor. Biriyle mesajlaşırken, “yazıyor...” yazısını birkaç saniyeliğine görmemiz yeterli. Atılacak mesajı bile beklemeden, sıkılıp, başka uygulamalara giriyor ve orada vakit geçirmeye başlıyoruz. Bu da odağımızın bölünmesine neden olabiliyor.

     Aslında en başta, bu uzun süreli sessizlikten önce, hepsinin konuştuğu bir konu vardı: adalet. “Adalet var mıdır, yok mudur? Hangi konulardan bahsedince adaletten bir türlü söz edemeyiz?” gibi. Ama her kafadan bir ses çıktıkça bu işin tartışmaya doğru gittiğini hissedip, daha kimse aklındaki işe yarar bilgiyi anlatamamışken, birbirlerine “Evet, siz haklısınız,” deyip, konuşmayı bitirdiler. İşte böylece kelimeleri tükendi. Halbuki bir konu üzerine yapılan tartışmalar insanın saygınlığını azaltmaz. Tartıştıkça insanların ne düşündüğünü daha net anlayabiliriz. Yoksa herkes şu anda olduğu gibi her şeyi içine atar ve ilişkiler zayıflar. Maalesef kimse bunun farkında değil.

      Yemekten kimse mutlu ayrılmadı. Orada bulunan herkes bu sıkıcı yemeği çoktan unuttu bile. Sonraları, başka insanlarla da aynı sorunları yaşadılar. Oysaki o sıkıcı ortamlarda “saygınlık” kuruntularını, tamamen yanlış yer ve zamanda ortaya çıkardıklarını fark edebilmek ve anlayabilmek adına, tek bir soruyu sormaları yeterdi: Neden kimse tartışmıyor?


Yorumlar