TOZLU SAYFALAR

     Nurevşan Pala

        “Tozlu sayfalar ne içindir? Unutulmak için mi mesela? Sayfalar neden üzerlerini böyle koca bir toz yığınıyla kapatırlar ki? Kimseye gözükmemek için mi? Belki de birilerine küsmüşlerdir ya da artık hiç kimsenin onlara ihtiyaç duymadığını hissediyorlardır. Kendilerince kabuklarına çekilme yöntemleri budur. Ancak çok tozlularsa ve bu kadar içerlemişlerse, fazla yaşlı değil midir bu sayfalar? Yıllarca birilerini beklemişlerdir belki. İlk başta “Ben buradayım!” diyerek ışıl ışıl parlayarak kendilerini göstermişlerdir. Peki sonra ne olmuştur? Ne kadar bekledikleri meçhuldür. Belki yirmi yıl ya da otuz yıl... Yavaş yavaş sararmışlardır. Onlar için sararmak çok da önemli değildir gerçi. Çünkü uzun süre yaşayan sayfalar yaşlanır ve çoğu sararır zaten. Peki bu 'çoğunun' üzeri de böyle tozla kaplı mıdır? Değildir. Onları unutmayan ve onlara bakan birileri vardır çünkü etrafta. Aynı bir insanın yaşlanması gibi... İnsan yaşlandıkça kırışıklıkları artar, belki de eklem ağrıları çoğalır. Peki mutlu mudur, mutsuz mu? Yaşlanıp ağrıları artsa da yine de onu hatırlayan birileri varsa, sevdiğini ve sevildiğini hissediyorsa mutludur. Ancak yaşlandıkça unutulduğunu hissediyorsa o zaman gerçekten mutsuz olur. Aynı yıllar geçtikçe tozlanan o sayfalar gibi... Mutsuzluğu, sayfaların üstünü kaplayan tozlara benzer ve yaşamını gölgeler. Sonra ilgi görmedikçe küser hayata. Ya da bazen içi umutla dolar ve beklemeye başlar pencerede. Perdenin arkasından kaçamak bir bakış atar dışarı. Tanıdık bir yüz göremez. İşte böylece artar üzerindeki tozlar. Birikir, birikir ve en sonunda yüzünü tamamen kapatır. Bu yüzden artık kendi yüz ifadesi de gözükmüyordur. Duyguları seçilemez olmuştur. Güneş tutulması gibi hayatla arasına giren o mutsuzluk, her yeri karanlıkta bırakmıştır. Ancak Güneş tutulması eninde sonunda biter, öyle değil mi? Mutsuzluk da biter mi? Tozlu sayfalar tekrar eski günlerine kavuşabilir mi?” Böyle upuzun düşünüp durdu, bir sonuca varamadı. Çok fazla kurcaladığını düşündü ancak elinde olmayan bir şeydi bu. Sonra bu eski kitaplıktaki sayfaları sararmış ve üzeri tamamen tozla kaplanmış albüme baktı. Kararsızlıkla, “Bu tozlu sayfalar eğer kabuklarına çekilip, unutulmaya mahkûm olduklarını kabullenmişlerse eğer, yıllar sonra onlara dokunan biri olması ve sonra gidip bir daha gelmemesi çok acı vermez miydi? Çünkü aynı kötü hisleri tekrar yaşayacaklardı,” diye düşündü. Hele ki bu tozlu sayfalar içerisinde fotoğrafları barındırıyorsa... Anıların kaydedilebildiği, herkes bir aradayken ve genellikle mutlu zamanlar yaşanırken çekilen fotoğraflar... Bu yüzden sayfalar daha bir hassas olurdu. Aklı böyle gereksiz ayrıntılara takılıp durdu. Tozlanmış geçmişi tekrar günyüzüne çıkarmak istemezdi. Bunun için olsa gerek, kendine bahane üretiyordu belki de. “Bu toz yığınını elimin tersiyle şöyle bir itsem, ne ile karşılaşırım acaba? Bilmiyorum...” Yine de görmek istedi bir an. Bunun için dayanılmaz bir istek duydu. Tozlu sayfalar her zaman onun ilgisini çekmişti. Fakat bir kez olsun altındakini görmeye cesaret edememişti. İşte şimdi içinden gelen o enerjiyi kullanıp görebilecekti o sayfaların altında saklanan tarihi. Derin bir nefes aldı, elini rafta duran albüme tam uzattığı sırada, birden içindeki istek söndü ve cesareti kuş olup uçtu, çok uzaktaki bir ağacın dalına kondu. Bundan sonra bir daha bu cesareti kendinde bulamayacağını adı gibi biliyordu. Ceketini alıp; içinde tanımlayamadığı bir yerlerde çığlık atarken; dışından tek kelime etmedi ve olabildiğince hızlı bir şekilde oradan uzaklaştı.


Yorumlar

Yorum Gönder